11 Haziran 2017 Pazar

Yağmur Gelini

“Bu çalışmama, susuzluğu vurgulamak için temizlik konusunu seçtim. Serçe temizliği mesela. Serçeler kum banyosu yapar. Ancak insanların hayatta kalmaktan temizliğe  her şeyleri su ile başlar su ile biter. Su olmazsa insanından kuşuna, hayvanına, balığına, bitkisine olmaz. Mars’a baksak ya.”

Dördüncü kattaki evinin salon penceresine kadar büyümüş tespih ağacının yapraklarından süzülerek düşen yağmur damlaları, çocukluğunun kurak baharlarını düşürdü Leman’ın aklına.  Kadir gecesi doğduğundan ilk adı Kadriye olan Leman’a her damla bir tekerleme söyler gibiydi. Yapraklara değen damlaların müjdeli haykırışı, arkasından sokağın tüm çocuklarıyla birlikte koşturduğu yedi yaşındaki halinin haykırışı gibi çınladı sanki o an Leman’ın kulağında.
*****
Mart’tan sonra Nisan da kurak geçiyordu Aksaray’da. Tek tük damla düşmüştü belki bir yerlere; ama ekinleri, Ulu Irmağı doyuracak kadar değil. Herkesi kuraklık endişesi kaplamıştı.  

Kısacık sokak boyunca akan Ulu Irmak’ın incecik bir kolu, birden kendi bahçelerine girip sonra da evlerinin altından geçip ardından yeniden gün yüzüne çıkardı. Annesi uzun uzun tarayıp beline dek inen saçlarını bilek kalınlığında ördükten sonra, öğleye doğru güneşli saatlerde Leman, komşu bahçelerden suya uzanan dut, iğde, hünnap dallarında gezinen kelebekleri seyre koyulmuştu dere kenarında.
 
Sokağın yukarı başındaki kitabeli, bakır maşrapası demir zincirle oymalı taşlardan birine sabitlenmiş halkaya tutturulmuş Asmalı Çeşme’nin önündeki üç genç, çeşmeden su içmeye gelmişlerdi. Biri,
-Daha önce hiç yağmur duasına rastlamamıştım. Camilerde hocalar duyururmuş yağmur duasını. Dün yapılmış, bugün de Bayram Tepe’ye çıkacaklarmış. Yağmur duası, kimselerin görmediği, ıssız bir yerde yapılırmış.
-Kimler çıkacakmış yağmur duasına, diye sordu arkadaşı.
-Çoğunlukla fakirlerle çıkarlarmış. Üstünde başında ne kadar çok yama varsa o kadar onlardan olsun isterlermiş. Kazançları alın teriyle olanlardan toplarlarmış yani.
-Yağması gereken aylarda yağmadı. Ekinler gelişemedi.  Bizim tarlaya kınacık gelecek diye ödümüz kopuyor. Tutar bir de Mayıs ayında yağarsa başaklar kararır, çürür. Kınacık gelir yani. Nisan’ın ortasındayız. Mayıs’a gelmeden yağmalı. Ekinlere kınacık gelmese, derken gözü dere kenarındaki Leman’a takıldı.
 
Maşrapadaki su biter bitirmez beş on adımda soluğu Leman’ın yanında aldılar. Sonra da ağaçlarının dalları dereye uzanan evin kapısını çaldılar. Üç genç, o an “Yağmur Gelini” adetini bir kez daha gerçekleştirmek üzereydiler.

Kapıyı açan ev sahibesinden fistan istediler. Kadın koşa koşa içeri girip tahta merdivenleri gıcırdata gıcırdata çıkıp kendi basma elbiselerinden birini getirdi. “Hadi, tez yağsın bereketli yağmurlar” diyerek elbiseyi ne olduğunu hala anlamayan Leman’ın başından geçirip kilere doğru seğirtmişti ki içerdeki, bahçedeki, ağaca tırmanmış evin altı çocuğu da kapının önünde beliriverdi. Ve hep bir ağızdan,
“Yağmur yağmur yağ ister,
Çiftçiler yağmur ister,
Tarlalar çamur ister,
Tekneler hamur ister,
Ver Allah’ım ver sellice yağmur.” diye haykırmaya başladılar. Leman o zaman anladı bu seferki Yağmur Gelini kendisiydi. Evin hanımı, bir  elinde koca bir kalbur diğer elinde bir cingil su ile yeniden kapıda gözüktü. Kalburu Leman’ın başının üzerine tutup cingili Leman’ın başından aşağı boşalttı. Kalbur deliklerinden akan sular, yağmur damlalarını temsil ederdi. Islanan Leman’a ve kendi çocuklarına biraz bulgur ile yufka ekmek verdi sonra da kadın.

Yağmur Gelini olan yedi en fazla sekiz yaşındaki kız çocukları buna sevinirdi. Çünkü bilirlerdi ki Yağmur Gelini geçidi sonrası hava mutlak yağardı. Yağmur Gelini olan kız çocuklarının kendilerine çok büyük gelecek, yerlerde sürünecek  bir elbise giymeleri şarttı.

Evin hanımı, yağmur gelini geçidini ille gençlerin başlatması gerektiğinden karşısındaki üç gence, “Sağ olun çocuklar. Leman’ın babası Mehmet Amca hep ne der bu mevsimlerde biliyorsunuz değil mi, deyip bir deyiş söyleyiverdi;
“Martta sıçan siğmiyecek (ıslanmayacak)
Nisan yağıp dinmeyecek,
Mayıs öğünecek.”

-Evveli gün çeşme başında Döndü Aba da anneme böyle  bir şey söylüyordu. Abrul ile ilgili de toparlayamadım şimdi. Evin hanımı, gencin ne anlatmaya çalıştığını anlayıp gülümsedi, “Sakın Abrul’un (Nisan) beşinden; öküzü ayırır eşinden demiştir.”
-Haahh, işte öyle dediydi Döndü Aba.
Gençlerden cılız olanı, “Ya öküzü ayırırım eşinden ya da çengel boynuzlu camızı (manda)  suya yatırırım” dermiş gücük Şubat. Güdük derken derken gücük kalmış Şubat’ın adı, deyince gülüştüler.

Kapısı ilk çalınan evin altı çocuğu ve o gün için Yağmur Gelini Leman, yan komşunun kapısındaydı şimdi,  hep bir ağızdan aynı tekerlemeyi tekrar tekrar ederek. O sırada Bayram Tepe’nin mahalleden bakınca görülmeyen arka yüzünde yağmur duası,  Ulu Irmak’ın dere olup aktığı Güzel Baba Sokak’ta da Yağmur Gelini geçidi vardı. Çok geçmeden karşıdaki dönümlerce kavaklığın berisinde hava bulanmış, birkaç mahalle öteye dolu yağıyordu.  Birden bire başlayan doluya  tutulan öteki mahallelilerin kimisi saçak altlarına sığındı kimisi de açıkta yakalandı.

Aksaray’da iri iri dolu yağınca hem ekili dikili yerler zarar görmesin hem de sokaktakiler yaralanıp berelenmesin diye “anasının ilki” denilen evin ilk yani en büyük çocukları kapıdan, pencereden  dışarıya demirden bir şey, çoklukla da maşa atarlardı. Maşa atılınca dolu dinermiş. Tam şimdi öte mahallelerden kaç evde anasının ilkleri  dışarıya maşa fırlatıyordu kim bilir.
*****
Çalınan her kapıda Leman’ın başına kalbur tutulup üstünden kâh cingille kâh bakır kazanla kâh testi ile su döküldü. Leman bir güzel ıslandı.  Ama çocuklar ne üşümek bilirdi bu geçitte ne de vazgeçerlerdi. Kısa sokağın sonundaki Somuncular’ın evinin köşesindeki mahallenin yunaklığına geldiklerinde içeride kadınlar yufka ekmek yapıyordu. Yunaklıkta bugün, koca bakır kazanlar dolusu kirlilerin kaynatılacağı çamaşır günü değildi.

Yunaklıkta yufka ekmek yapmaktaki mahalleli kadınlar, Yağmur Gelini ile arkasındaki onca çocuğu görünce ellerinden çıkılardaki, keselerdeki bulguru, yağı aldılar. Hemencecik bulgur pilavı pişirdiler. Çocukların hepsi pilavın başına üşüşüp yufka ekmekleriyle sokum çaldılar. Her kapıdan toplanan bulgur ve yağla yapılan pilav, yağmur yemeği olurdu. Bereketi simgelerdi. Ve o pilav ille pişerdi. Yoksa Yağmur Gelini geçidi tamamlanmış olmazdı

Bu arada yunaklıkta ekmek yapan komşularına yardım eden Leman’ın annesi, tek evladını üstü başı ıslak görünce onu hemen ateşin başına oturtup atkısıyla sarıp sarmaladı. Leman, ateşin başında ısınırken bir yandan da annesinin yufka ekmek içine dürüm yaptığı bulgur pilavını sevinçle yiyordu gök gürültüsü sesleri arasında.
*****
İklim değişikliğinden bahsedilen şimdilerde yağmur yağmadığı zamanlarda küçük kız çocuklarının yağmur gelini olduklarını hatırlar hatırlamaz Leman, pencere kenarındaki koltuğundan kalkıp telefona doğru ağırca ilerledi. Öykücü büyük kızının numarasının çevirdi. Kızına yağmur gelinlerini anlatacaktı yazsın da şimdiki çocuklar yağmursuz mevsimlerde kalırlarsa ne yapacaklarını bilsinler diye.
 
Yasemin, telefonu açtığında pencereye vuran yağmur damlalarına karışan Annesinin sesi, “Sana anlatacağım bir çocukluk anım var. Yazar mısın kızım?” diye soruyordu. Yasemin’in öykü dağarcığına çok kıymetli bir damla düşmüş oldu böylece.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 29.05.2017,16:10

@AcemiDemirci

Paylaş :

6 yorum:

  1. Ne değerli bir anı, ne güzel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilinmesi gereken şeyler. Öyküleştirdim. Apartman hayatında dünyadan habersiz çünkü yetişenler :)

      Sil
  2. Yağmur yemeğini hiç duymamıştım. Ne güzel bir yazı olmuş böyle.Kaleminize,yüreğinize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi bilenin neredeyse kalmadığı ve sonucu hep yüz güldüren yaşanmışlıkları, adetlerimiz, geleneklerimiz yazmaya hep çaba gösteriyorum elimden geldiğince. Bu da gerçek. Adlara kadar :)

      Çocuklara her kapıdan verilen bulgur ve yağ ile o yemek olmadan geçit tamamlanamazmış.

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  3. bu akşam okuduğum en önemli yazı bu blokundaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halk kültürü, gelenek, adetler içeriyor, o yüzden benim için de önemli bu öyküm. Halk edebiyatı türünde sanki. Bu öyküme tüm bu
      kültürü sığdırmaya çalıştım. Amaç öykü kadar onları da anlatmaktı :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci