20 Temmuz 2017 Perşembe

BURALAR, 2017

Burada başı karlı dağlar yok. “Olsun, deniz var ya” diyen olursa da deniz suyundan içerek suya kanan yok. Başı karlı dağlar su demek. Deniz mi? Sulu çöl. İçilmez. Ama susuzluktan ölünür bile kenarında… Neresi mi anlattığım buralar? İzmir yakınları. Diyelim ki Çeşme olsun.

Başı karlı, bin bir çiçekli dağlarının eteklerinden, gürül gürül nehirlerin kıvrıla kıvrıla aktığı hala meralı, meraları da koyun, büyükbaş hayvan sürülü, kuşları, ender rastlanan çiçekleri, hele de Ege’den zengin türde otları, çirişlerin, ışgınların açtığı o tertemiz havalı köylerden, yerlerden bin beş yüz kilometre belki daha uzaktan hurcunu, çıkınını, dengini yüklenip buralara göç edenler var ya, hemen geri dönsünler. Suya doğru. Karlı dağlardan, onca efsane nehrin sularından  kopup susuzluğa göç mü olur? Kirli havaya, her şeyiyle tükenmekte olan yerlere?
Buralarda su zaten kıttı. Şu an yazdığım noktayı besleyen su damarı mesela, iki yıl sonra kuruyacak. O su kaynağının ömrü iki yıl daha var olsa olsa. Diş fırçalanamıyor bu su ile. Deniz suyu karışık. Tuzlu. Belki kükürt ya da böylesi başka şeylerle de çeşnili. Yakınlardaki bir sitenin su ihtiyacı epeydir tankerlerle doldurmaca, taşımaca usulüyle sağlanıyor. İki yıl belki ona da kalmaz burası da öyle olacak.  Buralar küçük yerler. Kendi halindeydi otuz yıl önce daha. Şimdi kuş bile kalmadı. İnsan ayağı, insan eli böyle maharetli işte!

Tüm Türkiye’yi alacak yer değil bu küçücük alanlar. Buraya gelen de sırf o kentin adı için, İzmir adı için  gelmiyor. Ege ya da İzmir diye çıkıyor yola da aslında İzmir diye çıktığından değil. Çünkü Ege bir zihniyet. Çalışmanın, göz önündeki  otundan dağdaki sahipsiz ağaca değerlendirmenin bakışı, anlayışı. Bir zihniyetten başka zihniyete kaçıyor aslında buraya koşturanlar. Ama kendini getirirken beraberinde anlayışını, alışkanlıklarını da getiriyor. Vurdulu kırdılı mı onun oralar, burada da böyle sürüp gidiyor. Kendinden kaçtığı her türlü adeti, geleneğini bu kez kaçtığı yere taşıyor. Güya kaçmıştı o anlayıştan. Ve buralara oluyor olan sonrasında. Buralılara bir de haliyle. Her konuda. Doğasına, denizine, suyuna, çalılığına dek kan ağlıyor sonra ne var ne yoksa.

Eskiden bura pazarlarında hile hurda olmazdı. Çünkü bir satıcının alıcıları hep aynı kişilerdi. Ancak bir anlamsız, yok edici moda peyda olup da buraya talancı akın başlayınca tarladaki domatesler sanki metropol marketine seralardan gelmişten farksız oldu. Çünkü iki dönüm tarladan kalkan domates eğer gelişimini hızlandıracak şeyler verilmezse giderek artan o kalabalığa yetmez. Kalabalık da pazar demek. Yani satış.


Bu yıl tadı yok buraların. Hiç tadı yok. Trafik var. Sanki metropol bu eskiden köy olan yerler. Su yok. Kokmuş her yan. Kirli. Etraf konserve kutusundan, camı, tenekesi, plastiği her türlü şişesinden, kutusundan, oraya buraya takılıp kalmış ya da yerlerde uçuşan poşetinden, battaniyesinden, giysisinden, nerede olursa yakılıp külleri bırakılmış mangal atıklarından, yolun kenarındaki palmiyelerin dibinde uluorta yapılıp etrafı dumana boğan mangal partilerinden boğulmuş halde. Her yandan sökün edip gelenlerin sağlı sollu kuralsızca park ettiği kamyonundan, minibüsünden otomobiline araçlardan yolun tıkanıp seyirdeki araçların geçememesinden Çeşme’ye on dakika bile sürmeyen yol, yarım saatte alınamıyor.  Eskiden köyde bir bakkalımız varken şimdi neredeyse her marketten bir tane açılmış halde.
Çeşme otel dolmuş. Zaten her yıl birkaç arka sokak, cadde eklenirdi üzeri o kış yapılıp bitirilivermiş evlerle dolu.  Oteller de, evler de, onca günübirlik gelen de suya ihtiyaç duymayacak mı? Şimdi her yan alabildiğine otel, otel, otel. İyi de su nerede? Hangi su yetecek onlara? Burada başı karlı dağlar mı var? Nehirler mi var? Bir nehir vardı; on yıl öncesine dek akardı, denize kavuşurdu.  Şimdi betonlandı yatağı. Denize açılan ağzında su var; ama deniz suyu. Tuzlu su. Yirmi metre ötesinde yatak kademe yapıp yarım metreden fazla yükseltiye dönüşüyor. O yükseltili kısım boz beton. Ama nehrin denize açılan ağzı deniz suyuyla haliyle dolunca sanki görüntüde nehir denize akıyor gibi. Kandırmaca gibi.

Buralar hiiiççç böyle değildi; şimdilerde çok yazık ki böyle oldu. Oysa buralar böyle yozlaştırılmasa da gözü kapalı geride bırakılıp kaçılan yerler buralara benzetilse, buralar gibi yapılsa… Biraz anlayışta filan törpülenme olsa… Diyelim ki en hafifinden örneklerle her ele geçen sağa sola fırlatılmasa… Bir tuhaf salgın olan ve bana kalırsa dumanı nedeniyle bir tür tiryakiliği andıran mangal deliliğinin etrafa kirlilik verdiği ve her yerde yapılamayacağı, yolda mesela,  artık fark edilse… Buraya güneş batırmak gibi şiirsel, romantik, şairane bir amaçla gelip de o şairane anlayıştan hemencecik sıyrılıp ortalığı ise dumana, pis kokuya hatta zehre bulayan mangalını yakıp, ardıçları, makilikleri, kekikleri, sakız çalılarını, kantaronları ve daha nice şifalı otları kurutup sonra da güya uygarca davranırmış gibi yapıp,  içip tükettiği ne kadar kola şişesini, bilmem ne şişesini, kutusunu, karpuz kabuğunu bir poşete koyup, poşetin ağzı bağlanıp etrafa fırlatılmasa…  Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtmeseler…  Evet, sen güya çöpünü topladın, toplarmış gibi yaptın daaa… Ama o fırlattığın poşeti kim toplayacak?
  
Yani uygarlığın, arkayı birilerinin toplaması demek değil kendi arkanda toplanacak poşet ya da benzeri şey bırakmamak olduğunu bellemek lazım artık her yan yok olmadan!!!  Çöpünü bırakıyorsan da senin arkandan onu toplayacak biri olmadığını, o çöpü nasıl çıkardıysan öyle de toplayıp, çöp kutusuna atmayı bilmek demek uygarlık diye ezberlenmeli. Arabana koymaya layık görmediğin kendi çöpünü, gelecekteki nesillerin de beslenip doyacağı doğaya atarak ona layık görmenin,  uygarlığın anlamını bilenlerin gözünde senin nasıl görüneceğini hesap etmekte  uygarlık mesela…. Maganda sözcüğünün kökeninin işte bu çöp poşetleri ile ilgisini çözmekten geçer uygarlığın ilk adımı mesela…  Çöp çıkarıyorsan onu toplamanın senin görevin olduğunu ve bundan kaçışın kendinle yüzleşmekten  kaçış olduğunu anlamakta.

Tüm bunları anlamak, neyi mi anlamak? Zihniyetin ne demek olduğunu anlamak. Zihniyet işte ilkten çöpünü çöplüğe kadar taşıyıp atmak ya da atmamakla  farklılık gösteren, sonradan daha çatallaşan bir şey. Sen etrafı kirletme, çöp kutusunu kullanmayı öğren ama, o zaman etraf çöplük değil güllük olur.  Suyun ve temizliğin ilişkisi de cabası.

Bunu yapmaya önce yaşadığın yerden başlayacaksın. Yaşadığın yerden kaçıp buralara gelip de buralarda da geçtiğin her yere içi nelerle nelerle dolu poşetler fırlatmayacaksın.

Şu Ege’ye kaçmak değil de her yeri Ege yapmak zihniyeti bir yerleşseydi… Eğer hala yerleşmediyse artık kolları sıvamak için bir şeyler yapma zamanı gelmedi mi? İzmirliler başlamalı buna  öncelikle de eğer yaşadıkları yer hala yaşanır kalsın istiyorlarsa.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.07.2017, 10:59
Acemi.demnirci@yahoo.com.tr;@AcemiDemirci

Paylaş :

10 yorum:

  1. Betona yenik düşmenin gerekçesi nedir? Sahiller de bu yitik mantığa gömülmüş. Kaçıp, yaşanacak bakir Ege kıyıları masal olacak yakında. Ben de çocukluğumun İzmir Urla'sı ile şimdiki halini karşılaştırınca aynı hisleri taşıyorum. Kendi düşen ağlamaz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu çok önemsedim. Çocukluğunuzun da geçtiği kent olduğundan. Ben de okul öncesinden beri gelip giderim. Otuz yıldır da bir yağım burada; ama doğup büyümek başka elbette.

      İzmir ve çevresinin hali hele de o girişi ...... Üzüyor...

      Sil
  2. insanın gittiği yere medeniyet götürmesi gerekirken varola medeniyeti tahrip ediyor diyebiliriz.gittiğimiz yerin karlı olması ya da deniz olması da mesele olmuyor artık, mesele nereden bahsediliyor herkes nerede ben de oraya gideyim.Bir yığılıyor ki yatacak yatak bulamıyorsun gitmeye kalksan.herkes çeşmede mi ben de çeşmeye gidip fotoğraf atmalıyım herkes bodrumda mı oraya.bir çılgınlık var insanımızın üzerinde, gittiği yeri de koruyamıyor malesef, senin fotoğrflarda da gayet açık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle güzel yorum yazmışın ki daha söylenecek söz kalmamış :)

      Bu arada blog sahibi arkadaşlarımı okuyamıyorum. Yorum da yazamıyorum. On cigabayt internet kapasitem. Ve bitince kalakalıyorum. Başıma yakınlarda gelmişti. Pek çok yazı-mı bile yayınlayamadım üstüne yeni yazılar geldiği halde.

      Sen anlayışlısındır, di mi? :)

      Sil
    2. :) alınganlık yapmam ben, bazen değil internet zaman bile olmuyor.ben de gnelde telefondan giriyorum link paylaşıldığı zaman girip okuyamıyorum

      Sil
    3. Sakın yapma. Çünkü birebir konuşmalarda bile alınganlık oluyor. Bakış değişik pencereden olunca anlayış da ona göre oluyor.

      Alınganlığın sırası da değil hem. Ankara'da ödünç internet bulabilirim; ama burada öyle bir şey mümkün değil. Çok sevgiler sana. Bilgisayarlar da ikide bişr de bozuluyor. Burada elektrik de kesiliyor, su da. İnternet de ha deyince bulunamıyor :)

      Çok sevgiler Meltemcim :) <3

      Sil
    4. haha:) ben haftasnu yokuum bu kez cundayı gezeceğim :D

      Sil
  3. hımmm olsun ya ege işte. benim aklıma yeşil ve deniz gelir başka bişi gelmez, görmem ben olumsuzluklarııı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben çok acıyorum. Zeytinlikleri, makilikleri bu halde görüp, bir ardıcın gün be gün hiç büyüyemeden her yıl gıdım gıdım kuruduğunu görünce çok üzülüyorum.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci