21 Temmuz 2017 Cuma

Kaç “Ah” sonra bir “Oh”?

“Bu çalışmama tema olarak bazen “ah” bazen de “ohh” diye ferah bir nefes aldıran anlardan oluşan, her zamanki gibi yine yalnızca kendi çektiklerimden  kareler seçtim.”

Mutluluk, derin sözcük. Herkesin avcısı olduğu kavram. Usta avcılık, ille ıskalamamak değil kavramı nasıl biçimlendirdiğimiz konu mutluluk olduğunda. Erişilemez, Kaf Dağı ötesi bir olgu olarak benimsemişsek mutluluğu, o zaman  biz kendimizi o kavrama av yapmışızdır. Yok eğer iç açan bir gülümsemeye, sabahları duyulan günaydınlara, yeni açmış çiçeklere kadar mutluluğun anlamını yüklemişsek, avdan elimiz boş dönmeyeceğizdir.  Yani aranılıp durulan mutluluğun sırrı, görmekte saklı bir yerde.

Bizi ne mutlu eder ya da mutsuz? Masal kitaplarındaki iyilik perisinin sopasının sallanışıyla ortalıkta yıldızların yanıp sönmesini mi bekliyoruz kapıyı çalanın mutluluk olduğunu anlamak için? Böylesi mutluluk yalnızca masallarda. Dünya sayfalarında elinde sopasıyla  periler gezinmez. Onlar çocukluğumuz kitaplarında tozlanmakta.

Asıl adı Amantine Lucile Aurore Dupin ya da Barones Dudevant olsa da George Sand takma erkek adını kullanan 19. Yüzyıl Fransız kadın yazara göre mutluluk, hemen yanı başımızdaymış. Elimizi uzatmak yeterliymiş sahip olabilmek için. Kendisi uzanıp alabilmiş peki dalından toplanılmayı bekleyen adı mutluluk olan meyveyi? Hayat öyküsü  hiç de mutlu olmadığını gösteriyor.

Mutluluğun çok uzak bir liman olduğundan yakınanlar en eski çağlardan bugüne  azımsanmayacak çoklukta olmuş hep. Mutlu eden ölçütler herkese göre değişirken değişmeyen ilk koşul, önce karnın tok, sırtın pek olması. Oysa her karnı tok, sırtı pek de mutlu olamıyor malum. Karnın tokluğu,  düşlenenlere doygunluk anlamına gelmiyor. Formülü filan da yok mutluluğun, matematik denklemi gibi. Çünkü değişkeni çok. Ve mutluluk yoluna nerden çıkılırsa çıkılsın varış insanın kendi içi.

Mutluluk, anın “ah yerine” “oh çekerek” geçmesi aslında; basite indirgenmiş haliyle. Soluğun iç yakarak değil içe çekilerek alınması. Hayatı zor kılan her türlü güçlük aşılmış olsa, geçim sıkıntısı çekilmese de hissedilen  bir boşluk olabilir. Özlem, henüz ulaşılamamış olanlara ise o zaman anlar “ah” ile doludur. Oh çekmek uzaktır.  Oysa “ah” çekmekteyken aslında “oh” çekmeye bir harf uzakta olduğumuzu bilmekte miyiz?  Olağandışı koşulları göz önüne almazsak.

Mutsuzluğun mayası erişemediklerimizse, o an gerisinde mutluluğun saklandığı  kilitli bir kapının önünde gibiyizdir. Anahtar elimizde.  Ama ya anahtarı ters yöne çeviriyorsak! O tek harflik farkın tanımı bu terslik olmasın sakın?

Evet, elimizde kement, yakalanamaz bir yılkı gibi peşinde olduğumuz mutluluk avında çok uğraşlar vermiş olabiliriz.  Öyle ki yorgun düşüp pes bile etmiş olabiliriz. Ama keşke yaptığımız onca  şey, yerinde şeyler olsaydı. Pes, o zaman hakkıyla pes edilmişlik olabilirdi. Boşa kürek çekmişsek ya?

Mutlu olabilmek için önce ne istediğimizi  bilmek ve gerektiğinde anlatabilmek  gerek. Çok mu karmaşık yapıdayız yoksa bunu başarmak için? Oysa yakınlarda gazetede haberini okuduğumuz  bir köpek başarmış bunu mesela. Kendisine çarpıp kaçan bir  araç nedeniyle arka bacaklarını kullanamayan köpek, sürüne sürüne  gidip  yardım istediğini anlatabilmiş.

Tutunacak bir şeyi olmayanları sel suyu gibi önüne katıp sürükleyen hayattan istediğimiz, o sele kapılmamak; sağlam bir dal bulup tutunmak. Sakin bir kıyımızın olması.  Yani ya sel ya dal seçimini yapabilmiş olmak. Sel; yani mutsuzluk ve dal; yani mutluluk.

Bir dala tutunmak, ilk adım. Mutluluk tek adımlık değil oysa. Hayat da hep tatlı şırıltılarla  durgun akan bir nehir değil. Bulandığı olur. Çamurlu akar. Ama her bulanık su sonunda durulur. Er geç suyun berraklaşacağı bilinmekteyse… Gecenin fermanının güneşin elinde olduğu unutulmazsa… Bekleyip sabretmek bilinirse tabii mutluluk meyvesi devşirilebilir… Hayat meltemli iklim değil tek.

Mutluluk, merdiven  çıkarak varılan bir doruksa çürük basamaklar oyalayabilir. Basamak yoksa yapmak gerekebilir. Her şey emek ister. Uğraşların zaman aldığı unutulmazsa eğer, her basamakla hedeflenene bir adım daha yaklaşılacağı da unutulmayacaktır.

Bir dala tutunmayı istemek, yaşam sevinci aslında. Bir renk demetini andıran hayatın hangi rengine takılıyorsa gözümüz, onu yaşamaya hevesliyizdir. Siyaha, griye ya da sarıya takılan gözler,  mutluluğun rengini çok arayacaklardır daha.

Derleyip toplamayı murat ettiğimiz demetler var… Buna kalkışmışken  dikenlerin batması, ısırganların dalaması var… Isırgan yangısı, diken acısına  rağmen muradından kederine hayat bahçesinin her türlü kavramla dolu olduğunun bilincindeysek kolay kolay mutsuz olmayız o zaman. Yani mutluluk yemeğinin de tadı tuzu olacak elbette. Lezzeti sağlayan baş unsurlardan biri de  kara biber değil midir tariflerde? Sırf şeker, bal değil acı biber de  olabilecektir o halde mutluluk terkibinde. Eğer böylesi bir kavrayıştaysak çekeceğiniz “oh” olur.  Yok dünyadaki tüm dikenleri reddederek çalısız  bahçe istiyorsak çekeğimiz kuşkusuz “ah” olacak. Belirleyicisi biziz çoğu zaman o değişken tek harfi yani.

Çiçekli dalımıza uzanmışken elimizde batan diken nedeniyle cayacak mıyız uzanmaktan? Kaçacak mıyız  bahçeden? Diken acısının geçmesini beklemeli mi yoksa alıp başı uzaklaşmalı mı? Nasıl yakalanacak o zaman selden kaçarken tutulacak dal?

Zaman zaman hayatın gerçeklerinden kaçmak insanca bir tutum tabii. Sürekli kaçmaktan kaçmalı ama asıl. Hem nereye kadar kaçmak? Biz zorlukların önüne dikilip onlara geçit vermemeyi bellemedikçe  zorluklar bizim karşımıza dikildiğinde  nasıl baş edeceğiz onlarla? Zora kafa tutmak evla yani. Sonunda zor bizi alt etse bile. Zora kafa tutan, önünde sonunda onu yener. İlkinde olmasa da. Kaç başarısız deney sonucu bulunmuş icatlar olduğunu bilmez miyiz? Tarihte  olmuş bitmişleri ya?

O zaman zorluklar “ah” ise, zorlukların üstesinden gelmek “oh”.  Yani mutluluğun kısa sözü. Ve bir “oh” çekmenin bedeli belki de kim bilir kaç “ah” çekmeyi hayatın avucuna saymakla olabilir. Ama hep ah çekmek mi yoksa onca ahtan sonra sıranın oh çekmeye gelmesi mi? Mutluluk, işte bunun  tercihinde.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.05.2016

Paylaş :

2 yorum:

  1. sand ile mussset'in müthiş çalkantılı bir aşkı varmış :) böyle sıradan yaşadığımız hayat mutluluk için yeterli. bişi beklemeyince hayat güzel :)

    YanıtlaSil
  2. :)))
    Doğru :))

    Sand'ın hayatı çok ilginç. Chopin mesela.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci