11 Ağustos 2017 Cuma

Soğan Suyuyla Yazılmış Mektuplar Gibi Kareler

Ben bir fotoğraf karesiyim. Kimileri için hikâyesi olan kimi için güzel bir anı yansıtan. Anıların sandığıyım. Siyah beyaz satırlarla başlar öyküm.

Eskisi gibi kenarı tırtıklı kesilmiş fotoğraf kartları halinde değilim artık. Dijitalim. Vaktinde öyle miymiş ama… Kareler kartlara basılır, arkasında da fotoğrafın  numarası olurmuş.  Resimli yüzün sağ alt köşesinde de fotoğrafçının adı yazarmış. Diyelim ki Foto Anılar.

Sonraları otuz altılık film ruloları  ile yapılmış çekimler. Yedek film rulosu aldın, aldın yanına yoksa kalakalırmışın rulo bitince. Adı sanı henüz bilinmediğinden bozulmamış cennet köşeleri, varsayalım ki otuz yıl öncesinin Alaçatısını çekemezmişin maazallah. Kim bilecekti ki Alaçatı’yı orada bir dizi çekilmeseydi? Keşke de çekilmeseymiş... Ne çekti o diziden sonra Alaçatı, ne çekti… Hala da çekiyor. Sahibim de o bitmişlik karşısında iç çekiyor.

Şimdilerde tarihi nitelik taşıyan ilk fotoğraf kareleri siyah beyazmış. İstanbul’un yedi tepesinin işaret parmağı uzatılıp sayılabildiği günlerden kalanlar mesela. Demircinin, marangozun uzunun elinden çıkma yalıların sırf ahşap olup da plastikmiş, pirinçmiş, suntaymış tanışmadığı dönemdekiler… Şimdiki gibi cebinde paran olsa da kafanda edebiyat, mimari, kültür, sanat anlayışı yoksa biraz Gotik, biraz İyon, biraz post modernizm, Türk mimarisi katkılı melez bile sayılmaz karman çorman bir tarz değil, ortaya sanat eserlerinin çıktığı günler. O zamanlar manolyanın nereye dikileceği bile ince ince hesaplanırmış. Şimdilerde edebiyattan, sanattan, mimariden, kültürden anlamasan da olur. Paran olsun da tek!  

Bir mimarın evine giren hırsız, siyah beyaz tüm eski fotoğrafları  çalmış. Mimar, restore etmek için gittiği eski bir köşkün  duvarında bilmem nerenin eski valisi kendi dedesinin dedesinin bir yabancı tarafından çekilmiş resminin aynısını  görmüş. Önce pek heyecanlanmış köşkün sahibini akrabası sanıp. Sonra yüz elli yıl önce yaşamış resimdeki kişinin kim olduğunu utana  sıkıla sormuş. Cevap, pişkinceymiş. Güya köşkün sahibinin dedesinin dedesinin Nazır babasıymış. Bu kez mimar gözünü çerçeveye dikmiş. Çocukken sapanla  attığı taşın pencereyi kırıp çerçeveye gelmesiyle bıraktığı izi görünce  hem eski fotoğraftakinin kendi dedesi olduğunu hem de türedi zenginin çalıntı fotoğrafa para ödeyerek kendisine yeni bir özgeçmiş yazdığını anlamış. İşte biz kareler böyleyizdir. Geçmişin görüntüsüyüzdür.
 
Siyah beyaz resimlerden sonra  fotoğrafçılarca tabedilen renkli rulolar çıkmış.  Sahibimden sıkça fotoğrafçılıktaki ustalığın, otomatik olmayan makinelerde  anlaşılacağını duyarım. Gerçi sahibim pek memnun şimdiki kolaylıklardan. Ayarlarla uğraşmak zaman alırmış çünkü. Baksanıza telefonlar bile resim çekiyor artık. Devir  çok değişti. Nerede o eski bayramlar;  nerede o eski fotoğrafçılık!

Fotoğraflar albümlerde saklanırmış evvelce. Albümler salonun baş köşesinde olurmuş. Saçın bir yanından ayaklara kadar upuzun gelin telleri ışıltılı  eski gelinlikler içindeki düğün resimleriyle başlar,  ilk çocuğun kundaktaki hali, birinci yaş günü diye  sıralanırlarmış aile resimleri albümlere. Resimler şimdi bilgisayardalar. Üzerlerine titrenilen negatifleri yoktur.

Kapakları bakır kabartmalı olanından düz deri kaplamalılara çoğu dikdörtgen şeklindeki albümler pek  güzelmiş. Koyu kahverengi kalın kartonumsu sayfalarda fotoğrafların yerleşeceği kesikler varmış. Şimdi öyle mi ya! Aç masaüstüne yeni bir dosya; çektiklerini doldur. Albüm bakmaktaki his, masaüstündeki bir numaraya tıklamakta duyulur mu hiç! Üstelik dijital kareler kesilip biçilebiliyor istenirse. Makassız. Fotoğrafçılık çok değişti çookk. Tıpkı küçücük kentlerin metropole dönüşüp tanınmaz hale gelmesi gibi.
 
Ne görse çeken sahibem gibi öyle her an fotoğraf çekmek nerede eskilerde… O, çiçeğinden böceğine, kuşuna, eski evine, penceresinden kapısına çeker de çeker. Hiç düşünmez fotoğraf makinesini; çok yorar. Rutubetli yerlerde objektifi gıcırdayarak açılıyor yine de bana mısın demiyor. Zalim; makineye karşı çok zalim. Ama ne yalan söyleyeyim ortaya çıkan sonuçlara bakınca ona hak vermiyor değilim. Öyle seviniyor ki çektiği kareler haftanın, günün kareleri arasına girince. Sevincini görünce kızamıyorum o acımasıza!

Doğa, mimari, kuş, ağaç, çiçek  filan çeker de nedense tek kendini çekmeyen sahibimin çekmek istemediği bir konu var,  biliyorum. Çünkü artık onu iyi tanıyorum. Deklanşöre dokunuşundan tanırım. O yüzden neyden hoşlanmadığını iyi biliyorum.

Hani sınıf arkadaşları, iş arkadaşlarıyla topluca verilen pozlar vardır. Aynı okulda okumuş da şimdi mezun olanlarla. Akrabalarla filan. O pozları çok sever sevmesine deee…

Tek birkaç kişinin gülümsediği kareler vardır ya.  Onlar ağzı kulaklarında gülerken etrafındakiler nedense sırıtmaz bile hani. Suratları asıktır sanki. İşte sahibem az kişinin  gülümsediği karelerden hiç haz etmiyor…  Çünkü onca somurtmuş insan içinde pişkince yılışan birileri,  karelerde pek sırıtır. Sahibime göre o gülümseyiş, muhtemelen öbürlerinin somurtmasının sebebidir.

Turlarda hep gerilerde kalır ne görse fotoğraflamaktan. Onun çiçeği böceği, ağacı, doğayı, eski evleri, kapıları çektiğini görenler ilk fırsatta yanına gelip “Siz mimar mısınız?”, “Ziraat mühendisi misiniz?”, “Zoolog musunuz?” filan diye sorarlar. Hiçbiri değildir oysa. Ama nasıl oluyorsa çektiği her şey hakkında eni konu bilgi sahibidir.

Ben bir fotoğraf karesiyim. Sadece hoş bir resim içermem. Bir öykü anlatırım. Çekildiğim yerdeki doğayı, bitki örtüsünü, canlı dokusunu, geçmişten bugüne mimarisini, günlük hayatı, havasını, kurumuşundan akarına suyunu, insanların yüzlerindeki ifadeyi anlatırım.

Ben, dijital bir kareyim. Sayfalarca anlatılacakları tek bir karede anlatan. Soğan suyuyla yazıldığından ilkten bakıldığında hiçbir şey görülmeyip de kâğıt gün ışığına tutulduğunda ne yazıldığı okunabilen, bugüne ve geleceğe yazılmış mektuplar gibi.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 31.07.2017, , 11:05


Paylaş :

28 yorum:

  1. Ne güzel bir yazı olmuş böyle.Eskiden bazı şeyler daha güzeldi sanırım. Ben hâlâ albümlere bakıyorum. Her sayfasında ayrı bir hikaye gizli. Kaleminize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özenle verilmiş pozlar olurdu. Poz bir kerelikti zira. Çünkü binlerce kare sığacak bellekler yoktu. Tekrarı, poz harcamak olurdu otuz altılık rulolarda.

      Sayfa açmak çok güzeldi albümlerde. Özleniyorlar.
      Nostalji moda değil sanırım. Gerçekten duyumsanan bir şey teknolojinin alıp götürdüklerine :) :)

      Sil
  2. Ahhhhhhh çocukluğuma gittim inan.O 24'lük 36'lık film ruloları,fotoğrafçıya götürmeler almalar,albüme dizmeler,albüm sayfalarında anıları yaş etmeler...Teknolojiyle beraber o da digital oldu artık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir işlemler silsilesi vardı siyah beyazdan renkli film rulolarına. Fotoğrafçıda ebatlar belirlenir, parlak mı mat mı olacak konuşulurdu. Şimdi vesikalık fotoğraflar olmasa kimselerin fotoğrafçıya gideceği yok düğün dernek dışında. Yenilerde bir de doğum fotoğrafçılığı diye bir dal türedi.

      Bayağı değişti fotoğraf anlayışı :)

      Sil
  3. Ne çok şey değişti dünden bugüne. Şimdilerde tab ettiğimiz fotoğraflar yok. Çok eskilere gittim bu yazınızla... Taa çocukluğuma... Anne babamın o tırtıklı fotoğraf karelerine çocukken bakarken 'ben niye bu resimlerde yokum!' (O zaman resim diyorduk tabii) diye fotoğrafların hepsinin o tırtıklı yerlerinden dişlerdim:) Kızım sen daha doğmamıştınlar pek bir fayda etmiyordu:)) Mimarın hikayesi çok ilginçmiş... Kaleminize sağlık... Sevgiler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haliyle yer alınamamış fotoğrafları dişlemek... Çok hoştu. Çok güldüm :)

      Sil
  4. Fotoğraf kareleri dile gelse ancak böyle anlatırdı şimdiki bizi.. Dijital olanı ne kadar sevmesekte bir yerden sonra alışıyoruz ne yazık ki..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dijitale kolay geçemedim; ama geçtikten sonraki kolaylığını görünce...... :))))

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  5. özledik mi ne :) ben ilkokuldayken filan 36 lık filmler vardı teyzemin makinesi vardı onu ödünç alırdım çekerdim, fotoğrafçıya gidip bastırıyordum o zaman yeni bi film daha veriyordu sonra ben yine dolduruyordum, adamın ticari zekası işte hala hatırlarım foto özlem:) şimdilerde fotoğraflar dijital ortama sıkışmış durumda; ben de çekiyorum ama mutlaka bastırılacak fotoğrafları ayıklıyorum.şuan elimde bastırılacak 250 tane filan fotoğraf var

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne çektiğini görmek için beklemen gerekirdi. Negatifleri olurdu. Onlar tab edilecek de, fotoğrafçının kendi adı basılı zarf alınıp içinden çıkanlar a heyecanla bakılacak. İstediğin kadar da değil. Çekim sayısı belli.

      Dijital çok kolaylık sağladı; ama bu heyecanları yaşatmıyor:)))

      Kolaylaştı bir bakıma fotoğrafçılık :)

      Sil
    2. aynen öyle gözümüz kapalı mı çıktı hareket mi ettik yoksa o film yandı mı oo sorun çoktu

      Sil
    3. Tekrarı yoktu. Belki hayatın gerçeğini içinde barındırdığından anlamlılar şimdi. Dijitalde tekrar tekrar çekilebilir bir kapı, pencere. Kuşlar filan dışında :)

      Sil
  6. ayrıca meteor yağmurunu kaçırma bence sen güzel fotolar çekersin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dün baktım. Bulanık bir gökyüzü vardı. Bazı takımyıldızlar silik de olsa seçiliyordu. Bugün gözüm gökyüzünde. Unutmamayı diliyorum :)

      Sil
    2. ben bugun ve yarın diye biliyorum

      Sil
    3. Evet, dün yine de baktım. Erkenci, canı tez bir göktaşı varsa diye :))))

      Sil
  7. Siyah beyaz fotoları çalan hırsız,hem pişkin hem de zekiymiş :)

    YanıtlaSil
  8. eski fotoğraflara bakmaya doyamıyorum , yenilerin ise gözümde değeri yok neredeyse , fotoğraf çektirmeyi bile sevmiyorum artık :( emeğinize sağlık harika bir yazı olmuş :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden diyelim ki toplu poz vermek gibi bir poz türü vardı. Oturanlar, yere çökenler. Arkadaş toplantılarında mesela. Şimdi her yerde bir özçekimle halloluyor toplu çekimler.

      Anlamı daha yüklüydü eski karelerin. O özen filan mesela.

      Benim de çok resmim yok. Çekmekten. Aklıma resim çektirmek hiç gelmiyor. Gelse de fırsat kalmıyor :)

      Sil
  9. Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Derin.Çok naziksin. Zaten kızçemizden aksini beklemeyiz.

      İlk resim, bir zarf :)

      Sil
  10. Siyah beyaz fotoğrafları çok seviyorum ben de :))

    YanıtlaSil
  11. Zaman zaman albümleri raflardan indirip bakıyorum. Hepsinde ne anılar gizli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Albümlerdeki kareler, dedim ya yazımda, anıların sandığı :)

      Sil
  12. Gözümün önünden film seridi gibi akip gitti..

    Eski fotolar pek sevmem zira bilemiyorum eski ya ölümü hatirlatiyor gibi. Her sey bitmis geride bi fotorafi kalmis gibi. Tabi meslegim icabi tarih üzerine calistigim icin sürekli eski fotolar ile hasir nesir oluncs bu izlenim olmus sanirim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, geride kalmışlık hissi sinmiş gibidir eski fotoğraflar. Üzerinde çalıştığınız belli bir dönem var mı tarihte?

      Mesleğinizi merak ettim. Üzerinde çalıştığınız belli bir dönem var mı? Eğer varsa; en az beş yüz yıl öncesi ise uğraş alanınız, 1515 gibi, sorularım olabilir :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci