15 Eylül 2017 Cuma

Gelecekteki Soluklarımız Yanarken

Kum sıcaklığındaki alevsiz yangınları bilirdik. Çöller güneşten düşme kıvılcım döküntüleri gibiydi de hep,  orman kuytuları yetişirdi imdada. Şimdi o yeşil serinlikler cayır cayır yanıyor. Köknarlı, kızılçamlı, kayınlı, sarıçamlı. Tek bir yerde yetişebilen günlük ağaçlı. Yeşilin köz kızılına dönüşünün acısı duman duman tütüyor oradaki buradaki dağlarda. Dekarlarca, hektarlarca orman kül oluyor, bir kibrit çakılmaya görsün… 


Reçineli dallar hemen yanar. Tutuşmuş çam kozalakları çatlayınca kıvılcım olup çalı çırpının, ağaçların, yuvası orman olan hayvanların üstüne düşer. Her yana saçılır. Ateş topu olmuş hayvanlar can havliyle uzaklara kaçarken ölüp kalakaldıkları yerler de alev alır. Yangın büyür. Ormana komşu köyler, ağıllardaki sürüler yanar bu kez. İnsanlar, evsiz, sürüsüz, ağaçsız kalır.


Ormanlar ağaçlardan oluşmaz tek. Dalındakinden kovuğundakine, toprak altındakinden üstündekine o ortamda bir zincirin birbirini tamamlayan halkaları olarak yaşayan tüm canlıların bütünlüğü demektir. Orman yangını, onlarsız  yaşamın soluksuz kalacağı  ağaçların kül olması kadar  ekolojik düzenin bozulması, yok olması gerçeğinde, malum. Kuş türlerinden tilkisine, geyiğine, kirpisine, sincabına, tavşanına; kaplumbağasından sürüngenine o yeşil dünyada barınabilirler, var olabilirler tek. Orman  canlılarının her biri sadece birer yaşam değil, hayat döngüsünde ayrı birer işlevdirler de...



Ormanlar, oraya özgü canlıların yaşadığı bir alt dünya; ama nedense tüm dünya yalnız ve yalnız bizim, insanların sanıyoruz. Denizler bizim, dağlar, nehirler, göller, ormanlar ne var ne yok hepsi bizim! Bu yüzden dünyaya istediğimizi yapma hakkını görüyoruz kendimizde. Oysa doymaya gelince beton duvarlardan değil gölden, denizden tutulan balığın, ormandan toplanan mantarın keyfini sürüyoruz. İşte şimdi sıcaklıklar kaç yılların rekorunu kırarken kulelerimizde   serinleyemiyoruz. Güneşte ısınan betonlar ısıyı yansıtırken gölgenin adresi ormanlardır. Oysa şimdilerde sıkça  alev alev yanan ormanları sular bile serinletemiyor kolay kolay …


Oksijenin şehirlerin egzozlu yollarından, dumanlı bacalarından değil ağaçlardan, ormanlardan yayıldığını bile bile yine de bu gerçeğin önemini kavrayıp çözemedik bir türlü. Tertemizinden soluklandıran ağaçları hiç sevemedik! Baltalara yapıştı ellerimiz. Kibritler çaktık. Oksijensiz yaşayabilecekmişiz gibi!

Ormanlar kim bilir kaç canlı türünün yuvası. Diyelim ki kirpilerin.  Orman yangınında alev almış bir kirpiye  içimiz yanmalı. Kirpiler, haşerelerin korkusudur. Öyle ki Uzak Doğuda evlerde kirpi beslerlermiş hamam böcekleriyle baş edemediklerinde. Hamamböceği deyip de geçmemek gerek. Çünkü bilinen en dayanıklı canlılarmış belki de. Radyasyondan bile etkilenmezlermiş. Deneyip görmüşler bunu. Radyasyona tabi tutulan hamamböcekleri hiç etkilenmemiş. Başı kopan bir hamamböceği bile günlerce yaşarmış. Sadece susuzluğa gelemezlermiş. O kadar dayanıklı böceklermiş ki Uzak Doğuda onlarla mücadele etmek  için özel bir çekiç imal edilmiş. Çünkü radyasyondan bile etkilenmeyen bu canlılarla bir onları ezerek baş edebilmişler. Bir de fareye karşı kedi beslendiği gibi hamamböceklerine karşı evlerinde kirpi beslemekteymişler. Yılan zehrinin bile öldüremediği kirpileri orman yangınları öldürüyorsa en büyük zehir yangındır o halde! Yılanlar da yanıyor orman yangınlarında malum…
 
Bazı ağaç türleri çok zor yetişir. Hünnap gibi. Diyelim ki yetişme alanı çok kısıtlı  olan ardıç çamı tohumu ancak bir aracı vasıtasıyla kök salabilir. Tohumu önce bir ardıç kuşu yutup kursağına indirecek. Sonra sindirim sistemi yoluyla onu atacak. İşte ancak o zaman havayı en iyi süzen ağaç olan ardıç çamı fidesi  boy  verebilecek. Kapari de denilen delikarpuzların dış kılıfları çok kalın olduğundan kendiliğinden çillenemez. Ne zaman kışlık besin olarak yuvasına delikarpuz tohumu taşıyan bir karınca onu düşürürse karınca asidi ile incelmiş kılıfın içindeki öz çillenme fırsatı bulacak. Saksılarda gözüne bakılan kimi güzelim gölge çiçeklerinin anayurdu orman tabanları. Siklamen de denilen tavşankulağı gibi.

 
Kirpilerin, karıncaların  bunca etkinliği olan ormanlar, hem etraflarındaki yaşamların hem de dünyanın, iklimin dengesi. Boşa denmiyor ormanlara akciğerlerimiz diye. Çünkü akciğerlerimiz oksijenle dolmalı ki soluk alıp hayatta kalabilelim. Oksijeni bize karşılıksız hediye eden, hayatı yaşanır kılan ağaçlar yangınlarda soluksuz kalır.


Ne depremde ne yapılacağını, ne piknik nasıl yapılır, pikniğin etrafı kirletmek değil oksijenin kucağında  arınmak olduğunu hakkıyla biliyoruz. Ne de ormanın  ve onca bitki türünün, canlı çeşidinin  bizler için ne anlama geldiğinin farkındayız. İnsan ayağı ister istemez her şeyi çiğniyor belki; ama sağduyusuz yaklaşımlarımız, bilgisizliğimiz, bencilliğimizle doğruları görmezden gelip yakıcı yanlışlar yapıyoruz ormanlara, nehirlere, dağlara, ovalara, yaylalara, denizlere!  Yani doğaya!

Ormanlar insan eliyle yanıp yok olurken kirlete  yok ede çok zarar verdiğimiz, atmosferi  bile artık eskisi gibi olmayan kirlenmiş dünyada  nasıl yaşayacağız sorusunun cevabını da önemsemiyoruz çoğu kez.   Bu cevap bunca ağır tahribatın sonuçları olarak başa geldiğinde  asla geri dönüş olamayacak belki de… İşte bu geri dönüşsüzlüğe var gücümüzle kürek çekmekteyken bir yandan da yaşanabilecek yeni dünyalar arıyoruz yeşil ve mavi renkte. Belki onları da kirletmek, tüketmek üzere.


Yani yanan, ormanlar gibi gözükse de gelecekte alacağımız soluklar yanıyor aslında dekarlar, hektarla hacminde. Ciğerler dumanla soluklanamaz; oksijenle soluklanır. Bir an önce anlayalım bunu!
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 03.07.2017

Acemi.demirciqyahoo.com.tr;
 @AcemiDemirci

Paylaş :

2 yorum:

  1. denge bozuldu artık geriye dönüş yok. belki insan da başkalaşır yaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok bozuldu. İnsanların nasıl olacağını merak etmiyor değilim :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci