15 Eylül 2017 Cuma

Tuzdan suya; kurumaktaki dünyadan yaşanabilir geezegen arayışlarına

Oldum olası tuz saklardı; bozulacağı, kokacağı. Buraların tuzu, adı göl olsa da aslında yazları bembeyaz çorak bir çöl olan  Tuz Gölü’nden gelirdi.  Şimdi o beyaz göl karardı, içine akıtılanlarla kirlendi. Hangi tuz tuzlayıp da koruyacak bizim Tuz Gölü’nü bilinmez oldu.Tuz koktu böylece.



Hiç unutmam, belki yirmi yıl oluyor  bir Aksaray dönüşü Tuz Gölü’nün suyu kurumuş, göl hayli çekilmiş. Yoldan geçmektekiler ille durup  o tuz çorağında yalın ayak  ilerleyebildiklerince dolanıyorlar.  Manzara doyumsuz güzellikte. Tadı tuzu yerinde yani.


Birden Tuz Gölü kıyısında biteceğini hiç ummadığım o pek tanıdık ot ilişti gözüme. Hep azmaklarda yani akarsuların denize kavuştuğu yerlerde olur bildiğim deniz börülceleri çıkmaz mı karşıma! Tam da  İç Anadolu’nun göbeğinde. Başladım bitkilerin en tuzlusu deniz börülcesi toplamaya.


Bu arada göl kıyısında hediyelik eşya satan on sekiz yaşlarındaki esnaftan biri beni izliyor. Dayanamayıp neden topladığımı sordu. Deniz börülcesini pişireceğimi söyleyince de yüzünü buruşturdu. Sağlık konusunda duyarlıydı ve uyarmadan edememişti. Göle akan pislikleri anlattı. Tuz Gölü’nün nasıl bir kirlenme içinde olduğunu hep okumakta, duymaktaydım da deniz börülcesini orada görmenin hayretiyle unutuvermiştim demek ki. Meğer topladığım deniz börülcelerinin ne yenebilecek ne de börülcelik hali kalmamış göle atıklar dolduğundan beri. Topladıklarımı oracıkta bırakırken o duyarlı esnafa teşekkürüm, olabilecek en içten teşekkürlerdendi.



Deryalar yur yıkardı, bir kıyıdan öte kıyıya, kumundan kayasına. Tuzlu su kir barındırmazdı. Yosunundan yunusuna, kabuklusundan solungaçlısına, balığın envai türüne yaşamlar barındırırdı ama daha yakınlara dek. Denize tek nehirler akarken  tabii. Şimdi şehrin pisliği göllere, denizlere boca oluyor. Ne geçerse ele denize fırlatılıyor plastiğinden ev eşyasına. Atıklar denize karışırken denizleri yıkayacak su da yok. Tuzlu sudan oluşan denizlerin çoğu  kokuşmuş halde. Balıklar soluksuzluktan ölüyorlar; köpüren, kimileyin fokur fokur kaynayan kapkara sularda. Su üstünde sırtüstü dönüvererek.


Tertemiz sularda ufağından irisine balıklar, su kaplumbağaları, su yılanları yüzer, oynaşırdı. Hamsisinden, sardalyesinden, lüferinden, kalkanından, kılıcına. Kimilerinde balina hatta. Bir de sevimli Akdeniz fokları güneşlenirdi şöyle ıssızda sakin bir  kaya bulurlarsa eğer. Issız kıyı kalmadı gibi. Ama foklar yuvasız kaldı.


Ne güzel tablolardı dinginliğin hüküm sürdüğü kıyıların o halleri. Her biri hayatı anlatıyordu. Dünyadaki hayat, metropol kulelerinde geçenler değil tek elbet. Suyun her katmanından yerin her katmanına, ağaç kovuklarından mağara kuytularına birbirine halka halka zincirlenmiş halde hayatlar. Bir halka kırılırsa ne olacaktır biliriz. Zincir kopar. Bu zincir boyunlara takılan altın zincirlerden değil! Hayat zinciri! O yüzden sarısından beyazına altınla ölçülemez değeri.


Denizler ağzına kadar pislikle, çöple doldu; daha da dolacak besbelli. Kıyılar, kumlu karayla suyun kesişmesinin o güzel girintili çıkıntılı çizgileri değil çoğu kez. İncecik, zerrecik kum taneleriyle değil, dağların parçalanıp düzlenmesi sonucu kaç tonluk iri taş kütleleri ya da beton kütlelerden  ibaret çoğu artık.  


Denizler suyuyla, adasıyla, kıyısıyla  başkalaştı. Gölünden nehrine bazı balık türlerinin kökü kurudu. Kurutulmuş göllerden tarla yapılmak istendi. Ne tarla oldu göl kurusundan  ne de  yeniden göle dönüşebildiler. Olan göl haznesi içindekilere, göl suyuyla sulananlara  oldu. Bir de yanı başında serinleyenlere. Gölün, nehrin suyunu kurutan güneş değildi. İnsan eliydi.  


Oysa hayatın olması için ilk koşul su değil mi? Yeni dünyalar ararken beklenilen haber o gezegende su olup olmadığı değil midir? Suyu olan, sil baştan başlangıçlar yapılıp koloniler kurulacak yeni gezenler ararken yaşadığımız dünyadaki suyu kirletmek, kurutmak… Sonra da ışık hızı ile kaç bin senede ulaşılabilecek uzaklıklarda suyu olan yıldızlar aramak… Suyu kirletenler, suyun öz be öz  canlıları balıklar değil bu arada.  Akıl sahibi insanoğlu ne yazık ki.


Dalından kopan meyve, dalın yetiştirdiğince değil haylidir. İnsan eliyle üzerine serpilenlerle  zehre dönüşmüş halde. Kurtlanacak diye korkup meyvelere zehirle eşdeğer kimyasallar  püskürtürken o kimyasalların kurt gibi içi kemireceği gerçeğini göz ardı etmek! İnsanı anlamak zor!


Sirke, tüm kirlerin deterjanıdır diye biliriz. Bu yüzden  sebzeleri, meyveleri arınsın diye sirkede bekletmeli. Ama sirkeden çıktıktan sonrası? Ağır metaller içeren suların aktığı musluk altında sirkesi yıkanan  meyve daha da kirli hale geldiyse ya? Sular da temizlemez oldu artık; kendileri kirlenmişken.


Doğada olur da insan doğasında olmaz mı kirlilik? Olur! Taa tuncundan demirine, antik dönemine eski çağlarda, kayalarda, mağara duvarlarında, tabletlerde, yazıtlarda insanların artık eskisi gibi olmadığından, güvenilecek kişi kalmadığından şikâyet var. Bu yakınmaların hala sürdüğüne bakılırsa çiğ süt emmiş insan, hep aynı mayadanmış galiba. Her devirde birileri başka birilerinden yakınmış.


O yüzden kalbi kir tutmamış insanları geri kalan tüm insanlar hep sevdi. Ancak ne olduysa oldu bir de baktık ki kalplere putlar yerleşti. Biçim biçim. Eşya kılıklısından cüzdan kılıklısına. Kalbin ökse otudur kalbe yerleşen putlar. Duygular kurudu. Yürekler kirlendi. Bu yüzden şimdi hepimizin yüreği ağzında, insanın insana güveninin tükendiği bu çağda.


İnsan kirletmeye önce kendinden başlamış anlaşılan. Yetinmemiş dünyayı da başkalaştırmış, tüketmiş. Onlar da yetmemiş göğü kirletmiş. O güzelim mavi yeşil dünyayı gün be gün yaşanmaz yapan insan, yaşanacak yeni dünyalar bulmak peşinde şimdi. Satürn’ün suyu ve atmosferi  olan iki uydusuna güya çoktan göz dikilmiş bile.  


İnsan ayağının değdiği andan başlayarak kaderleri değişecek yeni mavi yeşil gezegenler  belki bir teleskopta belirdi bile. Böylece gelecekleri de kestirilebilir oldu!
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 15.08.2017
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; 
@AcemiDemirci
Paylaş :

2 yorum:

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci