5 Ekim 2017 Perşembe

ÇAY LEKESİ

Güllü, koridor ıssızlaşır ıssızlaşmaz paspası bırakıp sırtını duvara dayar, mavi önlüğünün cebinden hatırı sayılır fiyattaki telefonunu çıkarıp mesajlarına bakardı. Şimdi yine öyle bir an yakalamıştı.

Hızlı hızlı tuşlarda dolanan parmaklarına bakılırsa bir yandan da mesajlara cevap yetiştiriyordu. Paylaşımlara dalmıştı ki ayak sesleri duydu. Okuduğu gönderiyi  bırakıp sosyal medya hesabından hemencecik çıkamayınca  telefonuyla meşgul olduğu alenen anlaşılmasın diye yüzünü duvara, sırtını koridordan geçenlere döndü. Böylece paspas yapmak yerine başka şeylerle  vakit geçirdiği belli olmayacaktı.

Ayak sesleri katın çay ocağına yönelince  yazdığı mesajı çarçabuk  gönderip telefonunu cebine attı. Çevikçe seğirtip ocağa giren çalışanın arkasından güler yüzle tatlı tatlı seslendi,
-Buyrun efendim.
-Kahve alacaktım.
-Tabii  efendim. İsterseniz makinenin suyu bitmiş mi diye bir bakayım efendim. Gerçi her an bakıyorum;  ama olsun.
-Bak bakalım Güllü.
Güllü, kahve makinesinin haznesini açıp laf olsun diye  şöyle bir göz attıktan sonra,
 -Tümden dolu efendim. İsterseniz kahvenizi ben yapayım.
-Sağ ol Güllü. Sen de güzel kahve yaparsın biliyorum. Ama sabah kahvesi bu. Kendim yapmazsam olmaz o yüzden.
-Nasıl arzu ederseniz efendim.
 
Bu sırada Güllü’nün ocakta yardımcı olduğu çay ocağı  sorumlusu Zekai girdi içeri. Girer girmez ocağın tezgâhına, çaydanlık niyetine kullanılan kocaman demliklere baktı. Çaylar demlenmişti. Güllü’nün  ortalığa nasıl da çeki düzen verdiğini görmekten memnun Zekai, ellerini arkasında kavuşturup, memleketinden bir türkü mırıldanarak akşam televizyondan izlediği maçta yenilen takımı tutan arkadaşlarını kızdırmak üzere gönül rahatlığı içinde alt katlara inmek üzere asansöre yöneldi.
 
Zekai’nin en az yarım saat ortalıkta gözükmeyeceğini bilen Güllü, o sırada kahvenin hazır olduğunu bildiren kahve makinesinin sesini duyunca acele bir hamleyle,
-Kahvenizi ben doldurayım efendim, diyerek atıldı. Kahve yapan çalışanın bir şey demeye fırsatı bile olmamıştı. Yine de Güllü’nün elinden makinenin çelik cezvesini alıp yıkamak istedi. Güllü vermedi cezveyi. “Elim değmişken onu da yıkarım efendim”.

İşin payesinin değil o işin en iyi yapılıp yapılmadığının önemli olduğuna inanan çalışan, elinden gelenin en iyisini yaptığından emin olduğu  Güllü’nün işinde ne kadar uz olduğunu düşünerek  kahve kokusunu koridora yaya yaya  uzaklaşırken Güllü’nün kendi katlarında olmasının bir şans olduğuna emindi. Odasına girerken pek mutluydu.

Zekai’nin ardından çalışan da uzaklaşınca sabah kahvesi alacak kimse kalmamıştı neredeyse. Koridorları paspaslayan Güllü için bu çay ocağını paspaslatmak anlamına geliyordu. Ocağı Ülker’e paspaslatmanın yolunu çoktan bulmuştu Güllü. Güllü, yarısını bile içmediğini çayını ortalığa serptikten sonra kapıda belirdi. Koridorun öte ucunda bütün gün bir aşağı bir yukarı koşturmaktan çay içmeye vakit bulamayan Ülker, Güllü’yü kapıda  görünce ne yapması gerektiğini iyi bilirdi. Eli kolu şirketin dağıtılacak sabah postası ile dolu halde koşturarak geldi.
-Koy şurdan kendine bi çay, sabah aldığım simitten de ayırdım sana. Hem çayınla yersin hem de baksana şu yere dökülmüş  çayın lekesine.  Ortalığı nasıl kirletiyorlar. Evlerinde de böyle mi yapıyorlar sanki? Paspaslayıver  dökülmüş çayları, dedi Güllü emredercesine.
-Sağ ol Güllü, bizim bölümde bir bardak olsun çay içirtmiyorlar bana. Bir dakika olsun oturamıyorum ki.
Güllü, Ülker’in eline el bezini tutuşturuverdi. Ülker tezgâhı, fayansları sildi sonra lavaboyu fırçaladı, musluğu ovdu. Ardından da duvara dayalı halde duran paspası alıp çay ocağını bir güzel paspasladı. Bunu gün boyunca birkaç kez daha yapacaktı.  

Karşılığında bir bardak çay ve iki lokmalık simitle ödüllendirildi. Çay, her paspasın ardından  ikram edilecekti kendisine.  İşler bitip çayından son yudumu alırken Güllü’nün sesini duydu.
-Hadi artık işinin başına. Seni aramasınlar kendi bölümünden. Beni kapıda görür görmez gelirsin yine, tamam mı? “Tamam efendim” dedi Ülker, Güllü’ye. Efendim derken nasıl da itaatkârca vurgulamıştı bu sözcüğü.

Sabahtan akşama kadar pek rahat ettiği, kışları hiç üşümediği, çayla da içinin ısındığı çay ocağından  ayrılmamak için tüm kat çalışanlarına gülücüklerle “Efendim” diyen Güllü, hep başkalarına söylediği bu lafı kendisi duymayı da çok severdi. Her zamanki gibi memnuniyetle gülümsedi kendisine “Efendim” diye hitap edildiğini  duyunca. Güllü mutluydu o sabah.
 
Bağıra çağıra, alaycı alaycı gülerek akşamki futbol maçından bahsederken yenilen takımı tutan arkadaşının öfkesiyle neşelenen Zekai de çay ocağından on dört kat alttaki sohbetle  mutluydu.

Ülker, tiryakisi olduğu  çaydan üstelik de yanında simit de yiyerek içebildiği için çok mutluydu o sabah. Şirket mutlu bir iş gününe çay ocağından başlayarak merhaba demekteydi.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.04.2017


Paylaş :

22 yorum:

  1. Simitle kahvaltıyı ben de çok severim.Fotoğrafta da görünce istememek mümkün değil :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gevrek, çıtır çıtır, çay ile simit. Harikadır :)

      Sil
  2. Sevdim Güllü'yü beraberinde çayı ve simiti ve de sıcak ocak başını :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Çaylı simitli kahvaltı gördüğüm çoğu kişinin sabaha başlangıcı :)

      Sil
  3. Az değilmiş Güllü de :)

    YanıtlaSil
  4. çok severek okudum ,basit gibi duran fakat çok güzel dokunmuş bir öykü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Okuması nasıl güzel bir yorum. Hep görsem diyorum bundan :))))

      Çok teşekkür ederim. Çok sevgiler :)

      Sil
  5. İyilik yapıyor güya ... Güllü biraz tehlikeli biri bence...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müthiş Güllü. Onunla ilgili bir öykü daha geziyor kafamda, biraz daha zenginleşmesi lazım. Bir de kaybolmazsa yazılmadan :)))

      Sil
  6. Güllü'nün hali çekirge misali, daha kaç kez atlar bilinmez? Küçük hesaplar her kafada yer bulacak kadar sinsi, üç karakter içinde en masum işveren görünüyor bu tabloda. Aman efendim tamam efendimciler oldum olası iticidir, kimse kimseye efendim diyerek acizlik hissetmese/hissettirilmese keşke. Suçlu kim peki bu tabloda? Sadece sorumluluğunu tam ve yeteri kadar yerine getiren mutlu, hayat ne çoğunu ne azını gerektiriyor. Bir parça simit, bir sıcak çay bile bazen ödün getiriyor ödün vermeye başladın mı?
    Ya çiğ börekler?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çiğ börekler simide arkadaş olsun diye :)))

      Güllü, maçı okuyan hakemlere benziyor, di mi? :)

      Sil
  7. çay ve börek fotosu güllüden daha hoşşşş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın. Çok güzel yapıyorlar. Karşılara bakarak nefis bir lezzetti :)

      Sil
  8. Bir iş yerinde çalışanların mutluluğu esas olmalı diye düşünenlerdenim.
    Küçük mutluluklar başarıyı da, verimi de getiriyor.
    Simitle çay sabah mutluluğu...
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Mutluluk koskoca şeyler değil her zaman. Onlar zaten sıkça olabilecek şeyler de değiller. İşe giren birisi bir kez tadar o mutluluğu. Üniversite kazanan da. Ama her sabah keyifli bir başlangıç müthiş bir mutluluk :)

      Sil
  9. Ülker de ben gibi çayını bir türlü bitiremiyor genelde, ben termoslu bardak aldım o da alsın :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam, görünce ileteceğim önerini :)

      Sil
  10. Öykünüz çok hoş. Piyasada çok Güllü var. Uyanık geçinen zeka yoksunları bu tip insanlar, ancak Ülker gibilerini kandırabilirler. Niye insan işini hakkını vererek yapmaz ve bundan mutluluk duymaz ki?

    YanıtlaSil
  11. Kıyamam Ülker'e:)Güllü de fenaymış.Neyse ki herkes mutlu eline gönlüne sağlık. Simitle kahvaltı mmmmm nefis:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))
      Güllü yaman biri :)))

      Çayla simit... Sevmene sevindim, iyi gider :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci