29 Ekim 2017 Pazar

Yelin ve Gülün Öyküsü: Rüzgargülü

Üç caddelik küçük bir kentin havaalanında seyrettim onun öyküsünü. Kâh yarım kalmışlığın içliliği kâh bir de bakmışın bütün olmanın pür neşesi içinde. Birinde boynu bükük solgun çiçekler diğerinde fırtınayı atlatıp rıhtıma yanaşan balıkçı gemisinden inecek sevdiklerini karşılamanın taşkın sevinci içindeki insanlar gibiydi. Yelin ve gülün, rüzgârgülünün öyküsü, her yerde yazılmayan perdeli bir öyküdür.

Heybetli dağların eteğindeki tarlalarda ekinlerin sınırı olan diz boyu otlardan ayırmak imkânsızdı onu, kımıldamadan öylece dururken. Rüzgârın nefesi olmasaydı eğer. O soluk değince baharda can bulup şakımaya başlayan kuşlar gibi mutlu olup karışıyordu yele, havaya.  Her yolda açmayan çiçekler gibiydi.  

Uzaktan bakınca uçurtma kuyrukları gibi dalgalanan salınışı seyirlikti. Güpegündüz, ışıksız Japon fenerlerince havalanıyor, havalanıyordu.  Kukuletamsı sivri ucu, sanki bir dolmakalem ucuydu da dizelerini yazıyordu. Mürekkep, ille yel. Kalem ucu, ille rüzgârgülü. Hayatta olmaya, ben de varım demeye özlemin anlatısıydı suskunluğu da pervaneler gibi uçuşması da.

Rüzgâr nereye isterse rüzgârın gülü o yana, fır fır. Esmezse,  kolları iki yana düşmüşçesine çaresiz. Öyleyse insanlar da çaresizken boynu bükük rüzgârgülüne benzerler  desek… İnsanların da yelkenlerini huzurlu sulara, güzel sahillere götürecek rüzgârlara ihtiyaçları olduğu malum. Bir insanın hayatında fırtına çıkarsa başka, meltem eserse başka olmaz mı tadı tuzu?

Başakları sararmış ekinlerin saçlarını narince  okşuyordu ilkten. Omuzlardan fora olmuş bir fuların çırpınışı gibiydi.  Masal kahramanı bir prensesmişçesine nazlı, edalı. Sanırsın ki Rapunzel’in saçları olup birazdan sarkacak kuleden aşağı. Havalanmak için ekin kenarındaki  sessiz bekleyişinde  rüzgâra mahkûm tek.  Yel, onun kolu kanadı. Yel yoksa bestelenip de seslendirilememiş notalar gibi ıpıssız. En derin yalnızlığın gözden ırak yaşandığı kuytularda.

İnsanların yüzlerine kimileyin tokat gibi inen rüzgâr ona hayat veriyor. Cana geliyor yel ile, ruh buluyor. Yeni yeni ayaklanan taylar gibi oynuyor sevincinden. Canı, kanı, bir esintinin ince dokumasına değivermesinde, yeldirmesini kıpırdatmasında. Yoksa kanadı kırık kuş misali. Eli kolu bağlı da o yüzden kımıldayamayan  insanlar gibi. Bağ, çaresizliğinin düğümüdür. Işığın henüz gözükmediği zorlu tüneldir.

Poyrazından keşişlemeye, kaba yelden melteme rüzgâr çıkmaya görsün bir kez... Makam makam ezgide uçuşma zamanıdır rüzgârgülü için. Konduğu daldan bir aşağı bir yukarı hareketli uzun bir kuş kuyruğu keyfince savrulma zamanıdır.  Rüzgârın müziğinde rüzgârgülünün dansı kimileyin bakılsa da görülemeyecek saklı bir şiirdir.

Başaklarla yarışırcasına salınmayı, uçan kuşların kanatlarına değmeyi, uğur böceklerinin kendi etrafında dolanmasını pek seven rüzgârgülü, işte tüm bunlar nedeniyle bir bekleyiş, yol gözleyiş öyküsüdür. Bu bekleyişin sonu hep mutlu biter. Yel çıkagelir önünde sonunda.  Başka başka yönlerden hangisinden gelirse gelsin rüzgârgülünün ciğerleri havayla dolar. Uçuşur, uçuşur. Kelebek kanatları, onun dalgalanışını kıskanır.
 
Eğer yel yoksa rüzgârgülü kuşlara, güneşe, buluta el sallayamaz. Kendi dilinden esintinin yönünü, şiddetini anlatamaz. Yele hep açtır o bu yüzden.

Aç kırlangıç yavrularının gagalarınca açık ağzından dolan hava ile konuşur o. Kendi başına kılını kıpırdatamadığından püskül ucu gibi savrulmak için onun rüzgâra hasreti,  yeli bekleyişi. Yel mi?  Kaybolduğu olur; ama dönüp dolaşıp esecektir elbet.
 
Rüzgârgüllerinin ucu, sanki konduğu daldan bir aşağı bir yukarı inip kalkan, hareketli uzun bir kuş kuyruğuna benzer. Süklüm püklüm yere sarkmış haldeyken değil, yelin gitarı önünde bir İspanyol kız gibi dans ederken rüzgârgülü o. O zaman şair! O zaman şiir!

Rüzgârın yaprağını dökemediği tek gül belki de incecik dokumadan imal o gül. Yani rüzgârgülü. Yaprak dökmez; ama kuşkanadınca çırpınır rüzgârda.

Ruhu rüzgârın elinde. Ruhsuzken binlerce yıldır buz altında uyumaktaymış gibi donuk.  Güneş görmeden de erimeyecek. Onun güneşi, yel. O güneş değdiğinde bir kıpırtı, bir kıpırtı… Bir heyecan, bir kımıldanış. Durgun suyun çırpıntılı oluşu gibi. Sonrası rüzgârın şiddetine kalmış.

Üç harflik adı gibi üç caddelik, kış görkemli uzaktaki o kentte rüzgârgülünün can buluşunu izlerken aslında ne canı yanmış canlar canlandı gözümde. Rüzgârgülüne imrendim. İmrendim çünkü rüzgârgüllerinin bekleyişi çok sürmez. Bir sönüp bir havalanacaktır mutlak yel ile. Suskunluğu da sevinci de birlikte yaşarken rüzgârla oyun oynar gibidir.

Hangi insan istemezdi önüne kapıldığı hayat rüzgârında bir rüzgârgülü gibi sonunda hep sevinç olacak mutlu savruluşlara kapılmamayı?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.10.2017

Paylaş :

2 yorum:

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci