22 Kasım 2017 Çarşamba

Koridorların Hatıra Defteri

Hayatın onca oyuncusundan biri olarak hangi rolü en iyi oynadığımız en çok kalabalıkta belli. Çokluktaki tekliğimiz, bizim hikâyemiz yani. İçinde kâh kayıkla, kâh tekneyle kâh gemiyle ya da cankurtaran yeleğiyle yüzmeye çalıştığımız  hayatın hangi denizlere ulaşmak için nasıl kıvrıla büküle aktığı uzun koridorlarda yazılıdır. Sesli ya da sessiz.  En kısasından.

Çoklukla ya işyerleri ya da hastane koridoru olan uzun koridorlara açılan kapıların ardında oturanlar, elma kurdunu andırırlar biraz. Odalardan koridora çıkıldığında tıpkı kabuktaki kirli bir delikten elma kurdunun başını göstermesine benzer bir an bu kez insanlarca yaşanır. 

Odalar, odadaki kadarlık bir iletişim yumağıyla sarmalanmış demekken kâh rastgele, kâh ayaküstü koridor sohbetleri uzun çekiştirmelerin yapıldığı, ağızların arandığı, dert yananların dert yanacak birini bulduğunu sanıp içini dökerken kimileyin dinleyenlerin de onun ne kadar açığı varsa bir kenara kayıt edip  çok sürmez konuşma biter bitmez oda oda yayacağı iletişim ağıdır. Yani koridorlar, sabah ve akşamları yüzlere gülümseyerek selamlaşma yeriyken gün içinde fısır fısır konuşmaların ya da burun kıvırıp alenen tavır takınmaların  cirit attığı meydanlardır.

Koridorlar, görünmeyen aynaların yansımaları ile doludur hem. Diyelim ki uzun koridorlar boyunca  kaynatılan dedikodu kazanlarına tek bir odun atmayıp beslemediniz, o zaman kazanlar sizin için kaynayabilir. Dedikodu, koridorların gündemidir. Ne çekiştirmeleri, arkadan konuşmaları yutan kara deliktir onlar. Dedikodu dendi mi ister kadınlar olsun ister aslında kadınların pabucunu bu konuda dama çoktan atmış erkekler olsun  merak sınırsızdır. Belli saatler bu işe ayrılmış da olabilir zaten. Sabah çayı sırasında ya da saat onda bir kahve içiminin bir saati geçtiği anlarda gezilen odalarda neler konuşulduğu bilinmez; ama duyulur. Dedikodu öyle bir şeydir ki kimisi kendine bu yolla yer edinir, normalde kabul edilemeyeceği, arkadaşlık kuramayacağı ortamlarda. Zamanla da dedikodusunu yaptıklarıyla, dinleyenleri birbirine düşürüp, bunu da keyifle izleyişine rastlanması işten bile değildir. Onlar, insanlar arası ilişkilerin ayarlayıcıları oluverirler bir bakmışınız.

Durakta, yemekhanede, kantinde, koridorda, asansör başında karşılaştığınız insanların bakışlarındaki hatta selam verişlerindeki değişiklikten şıp diye anlarsınız yakınlarda hakkınızda dedikodu yapılıp yapılmadığını. Şu günlerde dedikodu gündeminin ilk maddelerinden olduğunuz böylece apaçık ortadadır. Dedikodunuzun yapılmamasının tek yolu, aslı olsun olmasın  dedikodu ile sizi karalayanlara aynı karşılığı verebilmeniz  belki de. Sizin de oda oda dolaşıp kızgın ifadelerle onun hakkında atıp tutmanız. Ama bu, herkesin harcı değildir. Dedikoduya gelinceye dek yapacak doğru dürüst işleri, adamakıllı uğraşları olanlar elbette böylesi kirli hava solumayı istemez.

Koridorlarda, merdiven başlarında fısır fısır konuşanlar çoklukla iki kişilik dedikodu kumkumasıdır. O iki kişiden biri herhangi birisidir, ikincisi  sazı eline almış değişmez olandır. Dedikodunun başlatıcısı, yayıcısı olan o bildik kişidir. O kişi, koridorun kara kutusudur. Kimin ne yaptığını, kimle çatıştığını, küs olduğunu, evlerini geçindirebiliyorlar mı yoksa yakınlarından yardım mı alıyorlar ezbere bilir.   Odasındaki, bölümündeki, katındaki, üst ve alt katlardaki yetmedi çalıştığı işyerindeki  her şeyi a’dan ze’ye bilir. Sanat, edebiyat, biliyor gözükse de yabancı dil, tarih, kültür bilmez, o başka! Hoş bunları çok iyi bilenlerden kimisinin de onların ağzına baktıkları çokçadır.

Bildiklerini  sırası gelene kadar kayıt kütüğünde saklar böyleleri. Biri canını sıkmaya görsün Pandora’nın kutusunun açılma vakti gelmiştir.  Daha yakın zamana kadar koridorun her köşesinde fıs fıs konuşan kara kutu, gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Hırsını, bencilliğini, noksanlarını göstermemek için  fazlasıyla çabaladığı  cilalı çirkin yüzünü.

Koridordaki odaların önünden geçerken başla hafifçe selam verip gülümsemek adettendir. Eğer birilerince  birilerine o hafif gülümseyişle selamlama bıçakla keser gibi birdenbire kesildiyse kara kutu devrede demektir. Kim bilir ne hesaplar peşindeyse  ara bozmalar için fellik fellik uğraşırken, başarısının sonucunu insanların artık selamlaşmaması olarak almıştır.

Odaların kiminde pek gençler olur. Henüz sözlenmemiş, bir bağı yok. O zaman o odaların bulunduğu koridorları başka koridorlardan gelip de arşınlayanlar çoğalır. Dahası yemekhanede yakın masalara oturma çabasına girilir. Kimi sonuçsuz kalır kiminden güzel haberler duyulur.

Koridorlar, yalnızca kılıkla bir şey olunacağını sanan hoş ve boş insanların podyumudur da. Diziler, dergiler incelenip rol modeller seçilir,  böylece giyim kuşam tarzı  belirlenmiş olur. Sonra sıra giysilere para dökmeye gelmiştir. Aslında hiç de haksız sayılmazlar. Çünkü “Ye kürküm ye” sözü denildiğinden beri değişen pek bir şey yoktur. Çoğu insan karşıdakilerin nitelikleri ile değil nicelikleri ile ilgilendiğinden para dökülmüş kılığın içindeki, kılık sayesinde rağbet görür. Bu rağbet şıklığı tetikler, bir yarıştır başlar koridorda. Bu yarış eşit şartlarda olmaz. Parası olan hep öndedir.

Koridorların kılık kıyafetle başlayan gösteriş merakı çocukların okullarına kadar uzanır. Herkes çocuğunu en iyi okulda okutmakta olduğunu iddia eder mesela.  Dedikodu ile istediğini yapabilenler kültürle beslenmediklerinden bunlarla beslenenlere karşı hazımsızdırlar. Çünkü kültürel sohbet onlar için hiç üstlenemeyecekleri ağırlıkta bir yüktür. Dedikodu değil ki bu konular kahkahalar arasında anlatılıversin kolayca. Böyleleri hak etmedikleri halde gözlerinin kaldığı üstelik de bedavaya gelecek her şeye kırk takla atmakta güvercinleri kıskandırır.

Hastanesinden iş yerine koridorlar, hayat yolu denilen yolun ta kendisidir aslında. Koridorlar, selamlaşanların, burun kıvıranların, odaların önünden geçerken göz ucuyla içeriyi süzenlerin, neden bahsedildiği odadakilerce duyulsun istenmeyen telefon konuşmalarının açık alanıdır. Daha çok son zamanlarda otuz yaş altı olup da karşılaştıklarının  üstüne üstüne yürüyenlerin, otuz yaş üstü olup da kibarca yol verenlerin, günaydınlaşıp iyi akşamlar diyenlerin baskınlığının sürdüğü yerdir. Ulu orta açık olup da nasıl oluyorsa ki kişinin gizli dedikodu yeri oluveren  yerdir sıkça. Hem suçlu hem güçlü olsa bile en çok çıkışanların, kabahatlerini hep başkalarını suçlayarak kapatmak isteyenlerle sinekten yağ çıkarsın da tek, o yağ varsın bir çay, bir kahve olsun düşüncesiyle  herkese herkes hakkında konuşabileceklerin seyir alanıdır.  Ancak dedikodu kumkuması olmuşlar,  belli ki eti kokuttukları yetmezmiş gibi tuzu da kokutan, kendileri de kir kokanlardır.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.10.2015, 09:48


Paylaş :

12 yorum:

  1. İlk fotoğraf son cümle bile yeterdi, gönülden dökülenlere sınır koymamak lazım gerçi.
    Selam ve sevgi ile..

    YanıtlaSil
  2. erkeklerin dedikoduları daha insafsız oluyor üstelik....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dedikodunun hakkını verenlerin asıl onlar olduğunu düşünüyorum :)

      Halimize bakıp yazmaktan yana olduğum için anlatılanların ayaklarının yere basıyor olması için daha çok sanki eleştirel görünen çalışmalar çıkıyor ortaya. Oysa güldüren yazılar yazabilmeyi daha çok isterim. Fakat bakınca görülenler güldürmediğinden.......

      Sil
  3. Dedikodu değil bilgi paylaşımı diyorlar ya bazen çok gülüyorum ben ona :)) Benim özelimin ya da senin özelinin hangi bilgiye faydası olur ki diye...
    Ama severiz koridorda iki lafın belini kırmayı, yanında kahve de varsa hele...

    Çok güzel bir yazı olmuş, kalemine sağlık ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok daha farklı, eğlenceli, gerçek bilgiyi içeren bambaşka şeyler yazmayı isterdim; ama kendimizi halimizi anlatmak isteyince konu ile gelip buralara dayanıyor.

      Çok teşekkürler :)

      Sil
  4. koridor düşüncesi ne güzeldi. otel koridorlarını pek severim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Madem otel koridorlarını çok sevecek kadar benimsemiş yani bulunmuşsun ve belki şimdi bile :))) en güzel koridora hangi kentte rastladın? Hep halı döşeli, duvarları tablolu filan olurlar. Bolca kapı olur.

      Tolouse'da bir koridor hatırlıyorum, incecik, uzadıkça uzuyor. Bizdekiler gibi rahat değildi :)

      Sil
    2. valla otelde kalıyom tabii çok, daha çok iş gereği oluyor. genel olarak bizde en çok divan otellerini seviyom, istanbul antalya filan her yerde var. öyle belirgin bir koridor yok aklımda. bizdeki oteller çok lüks. dev gibi filan. yurtdışında çok fazla otel deneyimim yok. henüz çok fazla çıkmadığım için dışarı. amerikadaki bütün otelleri biliyorum nerdeyse. çok kaldığım için orda. öyle özellikli oteller yok. dediğin tarz oteller avrupada olmalı. halılı tablolu otelleri sadece filmlerden biliyorum. ama filmlerden bildiğim böyle bir otel var. grand hotel. st. petersburgda sanıyorum. o otel aklımda :) bir de böyle aklımda olan bişi de, almanyadaki şatolar. ve şato oteller. hayırlısı giderim bigün işallah.

      Sil
    3. En kötü oteller Paris'te. Nasıl olsa turist mutlak geliyor diye özenmezlermiş pek. Beli isimliler dışında. Beşinci kattaki odaya asansör yaptırılmadığı için bavulunu taşımak. Paris böyle. Ama balkonlarında sardunya saksıları var otellerin. Ev balkonlarında da ki küçücük, pencere önünde bir bölüm, balkon bile değil, koca saksılarda zeytin ağaçları var.

      Sil
    4. benim instaya bak aradaa işteee. neler yaptığım ordaaa :)

      Sil
    5. Hatırlatınca bakıyorum. O yüzden şimdi bakmaya gidiyorum :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci