21 Aralık 2017 Perşembe

TAKİP

(Bu öyküm, gerçek olaylar da içermektedir)

Herkesin “Allahın dağı” dediği rüzgârlı İncek’te hava kararmaktaydı. Kentin uzak köylerinden biriyken şimdi en pahalı yerlerinden olmuş  burada temiz hava solumak yetiyordu. Evlerinin  de olduğu sitenin dört bir yanı hala kırdı,  tarlaydı. Issızdaydılar yani.

Buralara geldiklerinden beri öyle şeyler yaşamaktaydı ki Berceste inanası gelmiyordu. Yok, yanılıyor olamazdı. Artık tesadüf  diyemeyeceği kadar tekrardan sonra emindi takip edildiğinden. Kim, niye takip ederdi ki onu? Ama ediliyordu işte. Hem de alenen. Annesine anlatsa telaşa kapılırdı. Bir arkadaşına anlatsa polise gitmesini söylerdi. Ya da Agatha Christie tarzı polisiye romancılığa  özendiğini filan sanacaktı. Herkes hayatında bir kez olsun şiir yazmışken o hala bir dize bile yazmamış bir mimardı oysa.

Otobüs yol ayrımında durdu. Berceste’den başka kimse inmezdi o yolda. Zaten  o durağa kadar ya bir ya da iki kişi kalırdı otobüste.

Sert rüzgârda mantosunun yakasını kavuştururken gözleri yolun ortasına takıldı. Yavaşça ilerleyen camlarına kadar siyah araba duruverdi. Farları açıktı. Bazen de yine camları kapkara beyaz bir araba takip ederdi Berceste’yi. “Yok, asla  tesadüf değil. Bu ıssız yerdeki tek sitede oturanlardan başkasının bu yolda işi olmaz” diye düşündü. Ürperdi. Çökmekteki, akşamın alaca havasında farları kendisini aydınlatan arabaya doğru yürümekten kaçınıp yolun karşısına geçti. Bir gözü arabada. Arabanın kapısında, camlarında. Tedirgin.

Yolun ortasına  ulaşmıştı ki simsiyah araba hareket edince Berceste hızlandı. Araba yanından geçerken koştururcasına ilerliyordu. Dönüp baksa hesaba almış olacaktı içindekini. Kimdi ki o? Aklına kimseler gelmiyordu; ama gazetede okuduğu saplantılı onlarca kişi geliyordu. Böyle olaylar filmlerde, romanlarda yaşanmalıydı. Neydi bu karşı karşıya olduğu şey? 

Dayanamayıp arkasına döndü siteye yaklaşmışken. Araba burnunu siteye çevirmiş halde  durmuş, bekliyordu. İçindeki her kimse yine  far ışığında takip ediyordu Berceste’yi.

Nasıl bir gündü bugün böyle! Aklına hiç gelmeyecek bir şey başına da gelmişti öğlene doğru zaten. Restorasyon işiyle  haşır neşir  mimarlardan biri yanında biriyle ziyaret etmişti Berceste’yi. O biri, gözlerini ayırmadan dikmiş bakmıştı  Berceste’ye. Adınız, demişti sık rastlanan bir ad değil. Çok nadir rastlanan bir ad.  Ve hemen konuya girmişti.

Yıllar önce ayrıldığı karısı, o zaman iki yaşında olan Berceste adlı kızlarını alıp izini kaybettirdiğinden beri adam kızını arıyordu. Tek umudu kızının ender konulan adı ve çok değişik göz rengiydi. Kızının gözleri, yabancı karısının güzel gözlerine çekmişti. Menekşe renkliydi. Berceste o an anladı, adam kendini kızı sanıyordu. Adından ve göz renginden dolayı. Birden kızardı, bozardı.
- Benim babam var zaten. Annemle babamın tek çocuğuyum. Babamı trafik kazasında  kaybettiğimizden beri annemle yaşıyoruz. Aradığınız Berceste ben değilim.

Berceste’nin kendi kızı olduğundan emin gözüken adam alaycı şekilde gülümsemişti. Bu ad, yetmedi bu göz rengi. Asla tesadüfi olamazdı. Yirmi beş yıldır her yerde kızını arayan, kimle tanışsa Berceste adlı menekşe gözlü kızından bahsedip ona rastlayıp, tanıyıp tanımadıklarını soran adamla Berceste’nin restorasyon işleri yapan mimar arkadaşı altı yıl önce Birgi’deki eski konağın restorasyonu sırasında tanışmıştı.  Konağın sahibi bu adamın hikâyesini dinleyince büyük bir mutlulukla bahsetmişti arkadaşı Berceste’den.

Zaten yeterince alt üst olduğu bugün bir de alenen takip ettiği belli  siyah arabanın karşısına çıkması da tuzu biberi oldu günün. Sitenin kapısından girerken büyük bir rahatlama hissetse de başını çevirip yeniden baktı. Berceste sitenin içinde gözükmez olana kadar araba farları yanık bekler olurdu. Yine bekliyordu işte.

Annesine bundan bahsetmese de o gece doğum gününü, hep mutlu bildiği annesiyle babasının aklının ermediği dönemlerde kavgaları olup olmadığını hatta  hiç ayrılmayı düşündüler mi  sordu annesine. Bu da yetmedi doğduğunda babasının kucağındaki resimlere tekrar tekrar baktı. Bugünkü adama nasıl anlatacaktı onun kızı olmadığını? Biliyordu araba tekrar tekrar karşısına çıkacaktı ama içindeki her kimse onu asla göremeyecek, bilemeyecekti. Arabanın kapısını açıp “Affedersiniz buralarda ne  yapıyordunuz?” diyemezdi
*****
Berceste, yaşadığı bu garip durumu düşündükçe  işin içinden çıkamazken işin aslı şuydu:  Berceste’yi yıllar önce izini kaybettiği menekşe gözlü  kızı sanan, bugün evli barklı, yetişkin çocukları hatta torunları olan, Birgi’nin   bir köyündeki çiftliğinde yaşayan adam ölmeden önce kaybettiği kızını bulmak istiyordu. Onun güvende olduğundan emin olmaktı arzusu. Bunca zenginken kızının belki de yoksulluk çekiyor olabileceği bile onu deliye çeviriyordu. Evlenmiş miydi kızı? Kocası nasıldı? İyi biri miydi? Dayak atıyor muydu ilk göz ağrısına? Mutlu muydu kızı? Ya babası hakkında ne düşünüyordu? Onun kötü biri olduğunu, kızını hiç arayıp sormadığını düşünüp nefret mi ediyordu? Yoksa yabancı karısı onu kendi ülkesine mi kaçırmıştı? Adam son yıllarda kendini kaybettiği kızı Berceste’yi aramaya verdiğinden yakaladığı sandığı bir izin peşine düşüp alıp başını karısından habersizce giderdi. Odasına kapanıp fezybuktan Berceste adlı  kişileri arıyordu. Gel gör ki mimar Berceste’nin böyle hesapları olmadığından ona daha önce rastlamamıştı.

Karısı da zengin kocasının sosyal medyada fazlaca oyalanması, zaman zaman alıp başını gitmesiyle iyice kuşkuya düşmüştü. Kocasının kayıp kızından habersiz kadının kulağına dedikodular çalınıyordu Berceste adlı birinden  sıkça bahsettiğine dair. Kimdi bu Berceste? Güzel de biri üstelik. Bir keresinde kocasının açık bıraktığı bilgisayarında Berceste adını görmüş ve kurcalamaya başlamıştı bilgisayarı gizli gizli. Kocası kendisine sezdirmeden ne yaparsa yapsın hiç onda ağzının tadını bozdurtacak göz var mıydı? Hemen özel dedektif tutmalıydı. Kimmiş bu Berceste araştırsın bir.  İşe nasıl gider; işten düzenli evine döner mi; iş sonrası bir yerlere uğrar mı, çetele tutsundu hele bir bakalım.

Kadın ilk zamanlar aylarca takip ettirmişti Berceste’yi. Baktı ki beklediği sonuçlar gelmiyor raporlarda, rahat etse de bu kez kocasının alıp başını gittiği günlerde  takip ettiriyordu Berceste’yi. Beyaz bir araba ile. Kocası hakkındaki dedikoduları takipten de geri kalmıyordu. İçinde adamın olduğu siyah araba ne zaman kadının tuttuğu beyaz olanla karşılaşsa  karısının kendisini izlettiğinin  farkındaki adam, siteye giden yola sapmadan geçip gitmişti.

Karı koca aynı anda hiçbir şeyden habersiz genç bir mimarı sırf adı ve göz renginden ötürü takip ederken kadın kocasını da takipteydi. Arayıştaki adam, olan bitenin farkında; dedikodularla bilenmiş kadın kuşkular içinde ve bir genç kız ne olduğunu anlamaya çalışırken kendinden şüpheye düşecek kadar çaresizken.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.11.2017

Paylaş :

6 yorum:

  1. Çok ilginç bir öyküydü, gerçek olaylardan da esinlenmiş olman daha da ilginç kılıyor. Ben olsam hemen polise giderdim beni takip ediyor şu araba diye valla çok tedbirsizlik. Acaba sonunda ne olacak merak ettim, o onu takip ediyor, öteki onu, o ben o Berceste değilim diyor, adam gerçek kızını bulacak mı?:)
    Eline, emeğine sağlık Yasemin'ciğim.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Galiba yazdığım en heyecanlı öykü bu olmuş :)

      Sil
  2. ivit işte arıcak bulcak herhaldesi :) o ortadaki araba eski araba mı yaaa.

    YanıtlaSil
  3. Eski bir Anadol. Satılıkmış. Görür görmez resmini çekmiştim. Bu öykü ile yayın saatinin geldiğini düşündüm. Şirin çünkü :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci