12 Ekim 2017 Perşembe

En güngörmüşlerden tek göz taş eski yapı...

Hayli zaman önce Aksaray'da  çektiğim bu kare, 

Eski Evler, eski Pencereler ve balkonlar 

fotoğraf grubum

 ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 12.10.2017

 @AcemiDemirci
Paylaş :

10 Ekim 2017 Salı

O zamanlar sokaklar, sokakmış; şimdi adları sokak...

Hep olduğu gibi 

yine kendi çektiğim bu kare, 

Eski Evler, eski Pencereler ve balkonlar 

fotoğraf grubum 

ve sonra blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.10.2017

Paylaş :

BEKLEMEK; ÇETİN EMEK

Göz, saatte. İç, alıp alıp veriyor. Kıpır kıpır o an yürek. El yanakta, bakılan yer görülmemekte. Fırtınalar kopuyor gözden ırakta, ruhta.

Kimileyin katlanılanlara değen bir sondur beklemek kimileyin en beklenmedik anların kötü haberidir.

Bekleyenlerin  öyküsüyle başlar önce her şey.  Diyelim ki bir doktor kapısında gebelik testi sonucunun beklenmesiyle. Haber mutluysa, dokuz ay beklenir; beklenenin yüzünü görmek, ilk çığlığını duymak için.  Her yeni doğan, ilk çığlığından sonra çok çığlıklar atacaktır  ömür yolunda. Sevinçten, kederden, hayretten. Hatta gün gelip bir çığlık duyabilmek için kendi de bekleyecektir doğumhane kapılarında. Bir “gözünüz aydın;  nur topu gibi bir kızınız oldu” ya da  “bir oğlunuz doğdu” cümlesi hep bekleyiş sonrası duyulan müjdelerdir.

Anneler oğullarını iki kez bekler. Önce dokuz ay boyunca doğmasını beklerler. Ardından büyütür, yetiştirir,  askere gönderirler. Kim bilir hangi sınıra, hangi dağ başına. Bu sefer eli yüreğinde bekleyiş başlar. Dualarla gönderdikleri kınalı kuzularını dualarla beklerler. Yirmisindeki oğlu  kınalanmış her anne, her an kapıya acı  haber getirecek bir aracın gelebileceğini bilerek  yaşar bu beklemeyi.

Kızlar farklı bekler. Doğup büyüdüğü yer, aile ortamı, sosyo ekonomik koşullar belirler bir kızın neyi bekleyeceğini. Kimi kızların bir şey beklemeye hakkı bile olmayacaktır belki. Çocukluğu bile bitmeden, daha kendisi çocukken on üçünde  kucağına çocuğunu almış  bir kız, belki de o gün kocasından şiddet görmemekten başka bir beklentisi olmayan  biri haline gelecektir. Olağan kent yaşamındaki kadınlar için hayat beklemenin ta kendisidir. Telaş, hakimdir kent yaşamında. Sabahtan akşama dek. İşe yetiş, otobüsü kaçırma, işi yetiştir, eve yetiş, diziye yetiş. Çocuğun ödevine yetiş. Ev işlerine yetiş. Her şeye yetişmek gerekir. Gün yirmi dört saat, oysa ulaşımda harcanan süre bir dünya. Değişmedi gitti kentler değişip devleşirken çalışma saatlerinin başlama bitme   zamanı. O halde hayatı kolaylaştıracak değişiklikleri de bekler kentli kadınlar. Her şeye yetişmeye çabalarken hayat kaçar. Onca kalabalıkta oraya buraya,  ona buna yetişmek çabasındaki genç insanlar birbirini fark etmez bile. Belki de kendilerine en uygun kişilerle rastlaşmayı kaçırırlar. Adı kısmet kaçtı olur.


Memur ana babalar, dar gelirliler  yemeyip, içmeyip okutmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıkları çocukları işe girsin  diye bekler. Çocukları da artık kendi hayatını kurabilsin, halleri durumları  hiç de iyi olmayan ana babalarına daha fazla yük olmasınlar, bir gelirleri olsun böylece yuva kurabilsinler, evlenebilsinler, kimselere muhtaç olmasınlar diye iş  sahibi olmayı hem de nasıl bekler. Bazen hayat boyu sürer bu bekleyiş. Kimileyin iyi bir haber geldiği de olur başvurulan bir yerden  işe davet edilmek gibi. Giyinip kuşanıp gidilir. Ama “bir yanlışlık olmuş, başkasını almışız meğer” özrünü utana sıkıla söyleyen kızın  da duyanın da bildiği o korkulan gerçek yüze vurulmaz. Sineye çekilir. Yıllar sürecek bir bekleyişe daha girilir yeniden bir davet duymak için. Yaş kırkı bulur, gün gelir. Ne yuva sahibi olunmuştur henüz ne de umut kalmıştır. Beklemekten bıkıp yorulmuştur bekleyenler.

Çiftçiler yağmur bekler. Ekinler de. Ama yağmurun tarlayı doyuranını beklerler. Sel olup da ürünü çürüteni değil.

Hayat, kâh sonuna kadar açık kapılarıyla güldürür kâh ne zaman açılacağı belli olmayan sıkı sıkı kapalı kapısında çok şey için bekletir. Liseler,  üniversiteler için sınavlara girilir. Üç saatte biter sınav. Terlete terlete. Göze uyku girmeden beklenir sonuçlar. Alınacak haber az çok tahmin edilse de yine de sonucu bildirecek henüz açılmamış bir zarf, büyük umuttur. Tutturulması istenen  yerlerin kazanılıp, okunup  bitirilmesi halinde kavuşulacak hayat standardı  gelecek için en büyük garantidir.

Telefonların çalmasını beklemek tek yaşayanlar için yalnızlığın geçici de olsa bittiğinin sesidir. Yalnız yaşlılar için, tek başına kalmışlar için yalnızlık, apartman dairelerinde çın çın öter. Hangi odaya  girilse hepsi boştur. Duvarlar sağır, dili yok halde. Çerçevelere bakılıp avunulur. Kapı zili bile çalmaz. Bir zil sesi beklenir olur yalnızlıkta.

Telefonların aniden çalıvermesi bazen ürkütücü bir beklemenin başlangıcıdır. Bir kaza haberi, beklemelerin en kötü ulağıdır. Ağır bir kazanın ardından bekleyiş de ağır geçer. Komadaki bir hastanın yakını, beklerken defalarca ölüp ölüp dirilir. Bir gözaydınlı haber, dünyada tadılmış mutlulukların en büyüğüdür. Eğer hurdaya dönmüş bir arabadan sağ salim çıkan bir yeniyetmenin annesi alıyorsa bu haberi, o haberi alana kadar çektiği iç sızısı, evladını sanki yeniden doğurmuş olmanın sancısıdır.

Beklemek, belki en olmayacak şeyin yoluna umut bağlamak, belki “bekledim de oldu o en olmayacaklar” demenin başlangıcı. Bekleyen dervişler için ne denir malum. Beklemek, sonucun olmazsa olması, ilk mayası. Harcı. Acısı, tuzu. Düğün şekerinden kutlama pastasına mutlak süreç. Umudun yoldaşı, okula gitmekten mezuniyet töreninde kep fırlatmaya her şeyin bir vakti saati var ilkesinin kaçınılmaz yolculuğu. İnsanların en sevmediği; ama hayatın cömertçe sunduğu tek şey.
 
En güzel bekleyiş, bahar yolunu gözlemek. Ağacın meyvesini toplamayı gözlemek. Güneşin doğuşunu, gecelenmiş bir dağ başında göğün yıldızlarının çakır çakır gözükmesini beklemek. Öğrenci için yaz tatili, küçükler için istediği oyuncağın alındığı gün, beklemenin ödülü.  Beklemek, çocukken büyümeyi istemek, büyüyünce de çocuğunun büyüdüğünü görmeye can atmak demek.

Beklemek, sabır katıklı en çetin emek! İnsanın bitmez ödevi. Dünyanın bitmez dersi.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 26.09.2012

 acemidemirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

8 Ekim 2017 Pazar

Saksılı kapılar, çiçekli pencereler

Yakınlarda çektiğim bu kare,

 Eski Evler, eski Pencereler ve balkonlar

fotoğraf grubum

 ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
 08.10.2017

 @AcemiDemirci
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci