22 Aralık 2017 Cuma

Gecemsi Sabahlar

Okula, işe gidilen saatler.

Bakkalların, fırınların, pastacıların, büfelerin, ekmek satan yerlerin açıldığı saat.


Birkaç yıl öncesinde bu saatte her yer aydınlanmış olur, baktığınız yeri görür, otların arasından köpek çıksa fark ederdiniz.


Bu sabah saatinde; ama geceyi andıran anda  çektiğim kare fotoğraf gruplarım ve blogumda.

Güneş henüz doğmamış; ama site, sokak lambaları yanıyorken...Bu sabah saat 07:35, Ankara...
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 
22.12.2017
Paylaş :

21 Aralık 2017 Perşembe

TAKİP

(Bu öyküm, gerçek olaylar da içermektedir)

Herkesin “Allahın dağı” dediği rüzgârlı İncek’te hava kararmaktaydı. Kentin uzak köylerinden biriyken şimdi en pahalı yerlerinden olmuş  burada temiz hava solumak yetiyordu. Evlerinin  de olduğu sitenin dört bir yanı hala kırdı,  tarlaydı. Issızdaydılar yani.

Buralara geldiklerinden beri öyle şeyler yaşamaktaydı ki Berceste inanası gelmiyordu. Yok, yanılıyor olamazdı. Artık tesadüf  diyemeyeceği kadar tekrardan sonra emindi takip edildiğinden. Kim, niye takip ederdi ki onu? Ama ediliyordu işte. Hem de alenen. Annesine anlatsa telaşa kapılırdı. Bir arkadaşına anlatsa polise gitmesini söylerdi. Ya da Agatha Christie tarzı polisiye romancılığa  özendiğini filan sanacaktı. Herkes hayatında bir kez olsun şiir yazmışken o hala bir dize bile yazmamış bir mimardı oysa.

Otobüs yol ayrımında durdu. Berceste’den başka kimse inmezdi o yolda. Zaten  o durağa kadar ya bir ya da iki kişi kalırdı otobüste.

Sert rüzgârda mantosunun yakasını kavuştururken gözleri yolun ortasına takıldı. Yavaşça ilerleyen camlarına kadar siyah araba duruverdi. Farları açıktı. Bazen de yine camları kapkara beyaz bir araba takip ederdi Berceste’yi. “Yok, asla  tesadüf değil. Bu ıssız yerdeki tek sitede oturanlardan başkasının bu yolda işi olmaz” diye düşündü. Ürperdi. Çökmekteki, akşamın alaca havasında farları kendisini aydınlatan arabaya doğru yürümekten kaçınıp yolun karşısına geçti. Bir gözü arabada. Arabanın kapısında, camlarında. Tedirgin.

Yolun ortasına  ulaşmıştı ki simsiyah araba hareket edince Berceste hızlandı. Araba yanından geçerken koştururcasına ilerliyordu. Dönüp baksa hesaba almış olacaktı içindekini. Kimdi ki o? Aklına kimseler gelmiyordu; ama gazetede okuduğu saplantılı onlarca kişi geliyordu. Böyle olaylar filmlerde, romanlarda yaşanmalıydı. Neydi bu karşı karşıya olduğu şey? 

Dayanamayıp arkasına döndü siteye yaklaşmışken. Araba burnunu siteye çevirmiş halde  durmuş, bekliyordu. İçindeki her kimse yine  far ışığında takip ediyordu Berceste’yi.

Nasıl bir gündü bugün böyle! Aklına hiç gelmeyecek bir şey başına da gelmişti öğlene doğru zaten. Restorasyon işiyle  haşır neşir  mimarlardan biri yanında biriyle ziyaret etmişti Berceste’yi. O biri, gözlerini ayırmadan dikmiş bakmıştı  Berceste’ye. Adınız, demişti sık rastlanan bir ad değil. Çok nadir rastlanan bir ad.  Ve hemen konuya girmişti.

Yıllar önce ayrıldığı karısı, o zaman iki yaşında olan Berceste adlı kızlarını alıp izini kaybettirdiğinden beri adam kızını arıyordu. Tek umudu kızının ender konulan adı ve çok değişik göz rengiydi. Kızının gözleri, yabancı karısının güzel gözlerine çekmişti. Menekşe renkliydi. Berceste o an anladı, adam kendini kızı sanıyordu. Adından ve göz renginden dolayı. Birden kızardı, bozardı.
- Benim babam var zaten. Annemle babamın tek çocuğuyum. Babamı trafik kazasında  kaybettiğimizden beri annemle yaşıyoruz. Aradığınız Berceste ben değilim.

Berceste’nin kendi kızı olduğundan emin gözüken adam alaycı şekilde gülümsemişti. Bu ad, yetmedi bu göz rengi. Asla tesadüfi olamazdı. Yirmi beş yıldır her yerde kızını arayan, kimle tanışsa Berceste adlı menekşe gözlü kızından bahsedip ona rastlayıp, tanıyıp tanımadıklarını soran adamla Berceste’nin restorasyon işleri yapan mimar arkadaşı altı yıl önce Birgi’deki eski konağın restorasyonu sırasında tanışmıştı.  Konağın sahibi bu adamın hikâyesini dinleyince büyük bir mutlulukla bahsetmişti arkadaşı Berceste’den.

Zaten yeterince alt üst olduğu bugün bir de alenen takip ettiği belli  siyah arabanın karşısına çıkması da tuzu biberi oldu günün. Sitenin kapısından girerken büyük bir rahatlama hissetse de başını çevirip yeniden baktı. Berceste sitenin içinde gözükmez olana kadar araba farları yanık bekler olurdu. Yine bekliyordu işte.

Annesine bundan bahsetmese de o gece doğum gününü, hep mutlu bildiği annesiyle babasının aklının ermediği dönemlerde kavgaları olup olmadığını hatta  hiç ayrılmayı düşündüler mi  sordu annesine. Bu da yetmedi doğduğunda babasının kucağındaki resimlere tekrar tekrar baktı. Bugünkü adama nasıl anlatacaktı onun kızı olmadığını? Biliyordu araba tekrar tekrar karşısına çıkacaktı ama içindeki her kimse onu asla göremeyecek, bilemeyecekti. Arabanın kapısını açıp “Affedersiniz buralarda ne  yapıyordunuz?” diyemezdi
*****
Berceste, yaşadığı bu garip durumu düşündükçe  işin içinden çıkamazken işin aslı şuydu:  Berceste’yi yıllar önce izini kaybettiği menekşe gözlü  kızı sanan, bugün evli barklı, yetişkin çocukları hatta torunları olan, Birgi’nin   bir köyündeki çiftliğinde yaşayan adam ölmeden önce kaybettiği kızını bulmak istiyordu. Onun güvende olduğundan emin olmaktı arzusu. Bunca zenginken kızının belki de yoksulluk çekiyor olabileceği bile onu deliye çeviriyordu. Evlenmiş miydi kızı? Kocası nasıldı? İyi biri miydi? Dayak atıyor muydu ilk göz ağrısına? Mutlu muydu kızı? Ya babası hakkında ne düşünüyordu? Onun kötü biri olduğunu, kızını hiç arayıp sormadığını düşünüp nefret mi ediyordu? Yoksa yabancı karısı onu kendi ülkesine mi kaçırmıştı? Adam son yıllarda kendini kaybettiği kızı Berceste’yi aramaya verdiğinden yakaladığı sandığı bir izin peşine düşüp alıp başını karısından habersizce giderdi. Odasına kapanıp fezybuktan Berceste adlı  kişileri arıyordu. Gel gör ki mimar Berceste’nin böyle hesapları olmadığından ona daha önce rastlamamıştı.

Karısı da zengin kocasının sosyal medyada fazlaca oyalanması, zaman zaman alıp başını gitmesiyle iyice kuşkuya düşmüştü. Kocasının kayıp kızından habersiz kadının kulağına dedikodular çalınıyordu Berceste adlı birinden  sıkça bahsettiğine dair. Kimdi bu Berceste? Güzel de biri üstelik. Bir keresinde kocasının açık bıraktığı bilgisayarında Berceste adını görmüş ve kurcalamaya başlamıştı bilgisayarı gizli gizli. Kocası kendisine sezdirmeden ne yaparsa yapsın hiç onda ağzının tadını bozdurtacak göz var mıydı? Hemen özel dedektif tutmalıydı. Kimmiş bu Berceste araştırsın bir.  İşe nasıl gider; işten düzenli evine döner mi; iş sonrası bir yerlere uğrar mı, çetele tutsundu hele bir bakalım.

Kadın ilk zamanlar aylarca takip ettirmişti Berceste’yi. Baktı ki beklediği sonuçlar gelmiyor raporlarda, rahat etse de bu kez kocasının alıp başını gittiği günlerde  takip ettiriyordu Berceste’yi. Beyaz bir araba ile. Kocası hakkındaki dedikoduları takipten de geri kalmıyordu. İçinde adamın olduğu siyah araba ne zaman kadının tuttuğu beyaz olanla karşılaşsa  karısının kendisini izlettiğinin  farkındaki adam, siteye giden yola sapmadan geçip gitmişti.

Karı koca aynı anda hiçbir şeyden habersiz genç bir mimarı sırf adı ve göz renginden ötürü takip ederken kadın kocasını da takipteydi. Arayıştaki adam, olan bitenin farkında; dedikodularla bilenmiş kadın kuşkular içinde ve bir genç kız ne olduğunu anlamaya çalışırken kendinden şüpheye düşecek kadar çaresizken.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.11.2017

Paylaş :

“Tükenmişlik sendromu mu? Güldürmeyin!” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)


Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
 21.12.2017
Paylaş :

18 Aralık 2017 Pazartesi

Ağaç kökünden tohumuna hatta kuru yaprağa yağmur düştü bugün

Kuru yapraklara ne ifade eder yağmur damlaları? Ama fidanlar için çok anlamlı. Bugün. Ankara.
 
Bugün Ankara hep yağdı. Öğleden sonra Ankara’ya nadiren yağan yağmurun altında bulunma fırsatını da sol botum verdi J

Ağaçların, fidanların, artık kireci iyice yüzeye çıktığından beyazlamış kupkuru topraktaki tohumlar su bekliyordu uzundur. Uzun uzun yağsın da ağaçların kökleri kolayca su bulsun. Düşen tohumlar yeşersin.

Bugün çektiğim bu kare fotoğraf gruplarım ve  blogumda.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 18.12.2017

Paylaş :

17 Aralık 2017 Pazar

Kirli havanın toz bezi lodos ve küçük kumru

Gece esen lodos, ortalığı toz beziyle siler gibi, tozunu alırcasına pustan, sisten temizleyince gecenin ışıyan çakıl taşları yıldızlar lacivert bulutlu kara gökte belirmişti. Yıldızların göründüğü gecelerin sabahı temiz, rahat nefes alınan bir hava olur.

Biraz yağmur serpiştirmiş herkes uyurken, belli. Yerler ıslak kuru. Öyle aman aman yağmadığı da belli. Bir bulut geçerken kaç zamandır yağmur beklemekteki susuz ağaçları düşünmüş olacak ki kupkuru toprağa damlalar bırakmış anlaşılan cömertce.
 
O bulut hep geçse Ankara üstünden.

Dilerim lodos, Ankara’nın daimi rüzgârı olsun. Ne puslu havada genizler yanar lodos eserse ne de sis, dumana boğar ortalığı. Rüzgâr, havanın kir namına nesi var nesi yok dağıtıcısıdır, temizleyicisidir malum.

Bu temiz havalı günün keyfine Ankara’da ilk kez gördüğüm, ilk kez de Erzincan’da rastlayıp tanıyıp hayran kaldığım o güzel kuş türü küçük kumrular ışıltı katıp kare oldular. Dilerim küçük kumrular  tüm Ankara’da, Ankara ağaçlarında çoğalsın. Öyle şehrin göbeğinde kalmasınlar tek.

Bugün çektiğim karelerden ilki


, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 17.12.2017
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci