12 Ocak 2018 Cuma

Tükenmişlik sendromu mu? Güldürmeyin!

Üç katlı eski apartmanın girişi üstündeki balkonundan bahçe kapısını açan Gülce’yi gören Letafet Hanım içeri koşturdu. Balkondan, pencereden geleni gideni gözleyen, olmadı kapısını açıp sahanlıkta lafa tutan güngörmüş Letafet Hanım, Gülce’nin ayak sesleri ikinci katta duyulur duyulmaz kapıda belirip seslendi. “Çayım hazır; gel bir bardak ikram edeyim.”

Kaçıncı davetti bu. Tek bir sefer olsun  çağrılara uyup da Letafet’in kapısından içeri girmemişti Gülce. Ev derken, iş derken, yaşlı bakımı derken kendini kaybetmişti…  Altı kardeşten beşincisi olsa da uzun  süre hastalıkla uğraşmış anne ve babasına yalnızca kendisi bakınca kendini  tek çocuk gibi hisseden otuz yedi yaşındaki, henüz evlenmemiş Gülce’nin omuzları düşmüştü yorgunluktan. İstanbul’un karşı  yakasındaki işine gidiş geliş de ayrı bir yorgunluktu, zaman kaybıydı. Bu tempo içinde bitmiş tükenmişti adeta.   Bir eli yağda bir eli baldayken tükenmişlik sendromu çekenleri görüp duydukça gülesi geliyordu kendine yetecek hali kalmamış  Gülce. Hani dünyanın parasını kazanıp bir de tükenmişlik sendromu yaşayan kimilerine gülmesin de ne yapsındı? Ya kendi yerinde olsaydı onlar maazallah…

Bu kez Letafet üsteledikçe üsteledi. Aslında hiç fena olmazdı, apartmanın kadife çiçekleriyle dolu bahçesine bakan balkonunda çayını yudumlarken zonklayan başını biraz dinlemek.

Gülce, taze demlenmiş çay kokan evin balkonundaki hasır koltuklardan birine oturduğunda ne iyi oldu da geldim diye düşündü. Masada önceden hazırlandıkları belli kuru pasta, karışık kuruyemiş tabakları vardı. Letafet “nasılsın?” diye sorup cevabı beklemeden mutfağa koşturdu. 

Çok geçmeden üzerinde dumanları tüten ince belli iki bardak olan tepsiyle göründü Letafet. “Bardaklardan istediğini seç Gülcecim” dedi. Ne tatlı dilli komşuydu şu Letafet teyze. Ne halden anlar! Ne iyi etmişti gelmekle. Ah şimdiye kadar aklı neredeydi! Bardağı alırken “ince belli” deyip gülümsedi Gülce. Hemen cevap yetiştirdi  Letafet.

-Geçen sene aldımdı. Sekiz tane. İkisini kırdım. Rahmetli babam pek severdi ince belli bardakla içmeyi. O tam bir tiryakiydi. Yaşlanınca ıhlamur da içer olmuştu gerçi. Haa, ıhlamur demişken.  Grip salgınından bu yana ıhlamur arıyorum. Ihlamur kalmamış ortalarda.
Gülce hayretle “yaa” diyecekti ki aynı hızla konuşmaya devam etti Letafet.
-Yaaa! Hiç ıhlamur kalmamış. Arka sokaktaki aktara da baktımdı. Ufalanmış, toz olmuş haldeydiler. Beğenmedimdi. Çiçek ıhlamur severim ben. Yaprak olana hevesim yok pek. Artık yeğenlerime  gittiğimde Ankara’dan alırım. Yeğenlerim orada okudu, iş buldu. Neymiş,  kışın  karşıdan karşıya ulaşım zormuş diye İstanbul’u istemedilerdi. Ankara daha düzenliymiş güya. Akrabalardan kimisi İstanbul dışında. Kuzenlerimden birinin kocası Sinoplu. İçindenmiş.  Oraya yerleştiler. Bizimki de sevdi oraları. Çağırıyorum; ama gelmiyorlar, deyip elini yanağına götürdü. Gülce “bir şey mi oldu?” diyecekti ki Letafet lafı Gülce’nin ağzına tıkadı.

-Dişim. Köprüm var. Yirmi yıl önce yaptırdımdı. Yapan doktor da hani şu ünlü spor yazarı adam var ya, neydi adı? Hani üç gün önce televizyondaydı. Gol  gerçekten gol müymüş diye konuşup durdulardı… Her neyse canım, işte onun  kardeşiymiş. Hacettepe  Üniversitesi mezunu. Kardeşimle üniversiteden arkadaşlarmış. Okuldayken de çok efendi biriymiş. Karısı da edebiyat öğretmeniymiş. Kardeşime sordumdu hala dişçilik yapıyor mu diye. Artık bırakmış. Başka dişçi aradım ben de. Akraba dişçiler de var. Birisi karısı ile birlikte çalışıyor. Çocuklar muayenehanede büyüdü. Şimdi üniversiteye gidiyorlar. Çok özendiler çocuklarına. Bakıcı filan tutmadılar. Gözlerinin önünde büyüttüler.  Tabii meslekleri müsait. Şişli’deydiler. Evleri küçüktü, şimdi yenilediler. Bir de güzel döşemişler. Çocuklar üniversiteyi tutturana kadar onlara harcadılar paralarını. Özel okulda okuttular. Dil öğrenmeleri için yurtdışına gönderdiler. Geçenlerde gittimdi muayenehanelerine. Bir müşteri var, bir müşteri! İki laf edemedim. Dişçi koltuğundaki kadın dişi temizlendikten sonra kuaföre gidecekmişmiş. Oradan da düğüne. Yanlış duydum sandım. Dişten sonra kuaförmüş, düğünmüş olur mu ayol? Ayyy şu düğünler yok mu? Ne gürültülü oluyorlar... Geçen yaz bir düğüne gittimdi de yüksek sesli müzikten bunalıp kulaklarıma kâğıt peçete tıktımdı. Onca tanıdıktan biriyle bile içe sine konuşamadımdı. O kadar yol git İstanbul’dan Antalya’ya, akrabalarınla konuşamadan dön. Ay çok  fena bu yüksek sesli müzik. Rastgele  işte bizde her şey. “Rastgele demişken”, demişti ki Letafet,  tek laf konuşamayıp sapır saçma şeyler dinlemekten kafası daha da şişmiş Gülce izin istedi. Letafet’in bir şey demesine fırsat vermeden  kaçarcasına  bir üst kattaki kendi evine seğirtti.
 
Boncuk gözleri kimin gözünü  yakalarsa gevezeliğiyle onu esir ederdi Letafet. Her zaman Letafet tek konuşan, geri kalan dinleyici olurdu. Bunu henüz öğrenmiş Gülce şöyle tatlı bir sohbetle  keyfinin biraz da olsa yerine geleceğini beklerken evine girdiğinde tek bir tıkırtıyı kaldıracak hali kalmamıştı. Televizyonu bile açmadı biraz olsun başını dinlemek istediğinden.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
22.11.2017


Paylaş :

3 yorum:

  1. Konuşmaya hasret kalmış demek ki:))))zor bir durum dinlemek zorunda kalan için. Ya ama ben tükendim gerçekten, şarkısı var ben tükendim hayat gelme üstüme..:((
    Eline sağlık çok güzeldi Letafet hanım eminim böyle biri vardı:)

    YanıtlaSil
  2. hihi hoştu bu öykü, gülceyi sevdim :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci