4 Şubat 2018 Pazar

Kayısı kurularına iba düşmeden

(Gün geçmiyor ki bir vahşete dönüşen kadına şiddet haberleriyle üzülmeyelim. Bir kadını canından, çocukları annesinden, ana babaları evlatlarından eden ve giderek artan bu tür insanlık dışı ve ne kültürümüze, ne insanlığa, ne insan haklarına, yaşam hakkına ne de hiçbir inanca uymayan kadına şiddet olaylarına duyarsız kalmamak için çok seneler önce yaşanmış tamamıyla gerçek bir olayı öyküleştirdim)

Aktar Celal, bin dokuz yüz kırk yılında Aksaray’ın büyük tüccarlarındandı. Gepegeniş dükkânında unundan şekerine, sabununa, bakliyatından pekmezine her çeşit mal bulunurdu. Öfkesine gem vurulamayan, aniden parlayan Celal iyiydi, hoştu da biraz delimsekti. Sağı solu belli olmazdı.

Sessiz, sakin yaradılıştaki Urguş, delimsek kocası Celal’in kendisine gün yüzü göstermediği, tek bir gün olsun yüzünü güldürmediği için içerler dururdu.  Zehir gibi dili olan Celal tarafından hep itilip kakılmış. Horlanmış, sırası gelmiş. Gün geçtikçe daha bir içine oturur olmuş bu durum Urguş’un. Sonunda canına tak etmiş. Dayanamamış o sabah, iki elini çenesinin altında birleştirip, başını iki yana yavaşça sallarken  gözlerini yumup dertlenircesine  “bir gün olsun bana gün yüzü göstermedin” demiş. Tüm dediği bu…  

Celal’in gözleri yerinden fırlayacak gibi olmuş bu sözleri duyunca. Hızla yerinden kalkıp bir aşağı bir yukarı yürümüş, yumrukları sıkılı. Diş gıcırtısı neredeyse komşudan bile duyulacak. Sonra durup  “kayısıları hazırla” demiş tıslayarak. Tek bir laf etmeyip  de kuruyacak kayısıları düşünmekteki Celal’e şaşırmış kadın.  Kayıt damında bekleyen bir önceki günden çırpılıp toplanmış kalburlarca kayısının başına varmış.

Altında ahır, üstünde kiler olan toprak müştemilatın damında kururmuş kayısılar, güneş altında. Hayli yüksek merdiveni dayayıp kayısılarla birlikte dama çıkmış Urguş bir baksa ki Celal merdiveni omuzladığı gibi uzaklaşmakta. Sonra da merdiveni ahıra kilitliyor.

Damın kıyısına gelip bağırmaya başlamış Urguş. Celal duymazdan geldiği gibi, bağırtıyı duyup  taş konaktan çıkanları da azarlayıp gerisin geri eve gönderirken “sakın ha! Dama yaklaşılmayacak bile… Merdiveni almak için bir girişimde bulunulmayacak!” diye sıkı sıkı tembihlemiş kızlarına, damatlarına. Yoksa… Diye de devam etmiş. Zaten söylediklerinin tersini yapanlara işte az önce karısına yaptığı gibisinden neler yaptığını herkes bildiğinden korkudan seslerini çıkaramamışlar. Celal “çıkın” diyene kadar kimse dışarı adım atamayacakmış. Celal, taş konağın tüm pencerelerini de perdelerini de kapattırdıktan  sonra damın altına gelip seslenmiş, “gün yüzü görmemişsin haa! İşte sana gün yüzü. Sana gününü göstereyim de gör! Günü de yüzünü de. Gün kurusu kayısılarla güneşin altında kavrula kavrula gör gününü.”

Kadın, delimsek adamın öfkesi yarım saate geçer umuduyla serili kayısıların kıyıcığına oturmuş. Kaç yarım saat geçmiş üstünden. “Öğleye kalmaz öfkesi  geçer” demiş. İkindi olmuş. Güneş iyice başına geçmiş kadının. Susuzluktan karakmış,  dili dönmez olmuş. Acıkmış. Terlemiş. Her türlü ihtiyacını karşılamaktan uzak, güneşin altında damda kalakalmış. Atlasa olacak gibi değil. Beli kırılır en hafifinden. Elinden bir şey gelmeyen kâhya ürkekçe Celal’e yanaşıp, “iba düşmeden toplasak kayısıları”  demiş fısıltıyla. Aksaray’da kimileri çiğ yerine “iba” der.

Sırf çiğ düşüp bozulmasın diye akşamdan toplanan kayısılar için merdiveni dama dayatmış Celal.  Kayısıları indirtmiş. Bu arada karısı baygın halde damda yatmaktaymış. Kadının eline yüzüne su çarpmışlar. Güçlükle ayıldıktan sonra bir testi su içmiş kadıncağız. Çatlamasından korkmasalar ikinci testiyi de uzatacaklarmış. Kadın kendine gelince Celal höykürmüş, “gördün mü günü de yüzünü de?” Kadın ses etmemiş. Cevap verse kim bilir bu kez ne yapar bu adam korkusundan. Ama içinden “beni güneşin altında yaktın, susuz bıraktın. Senin de ciğerin yansın” demiş.

Belli edemeseler de annelerine yaptıklarından ötürü kızları babalarına çok kızmış. Henüz evlenmemiş, yaşları çok küçük kızlardan biri öyle öfkelenmiş ki annesinin düştüğü duruma,  başlamış ilenmeye. “Kabirden kabire taşın e mi baba. Bizi annesiz bırakacaktın.  Gün yüzü göstermediğin annemizi güneşin altında bile bile ölüme bıraktın. Ya ölseydi annemiz? Günyüzü göstermediğin gibi bunu duymaya da dayanamıyorsun. Ama annemiz ve biz senin tüm böyle delimsekliklerine, kötü davranışlarına, zehir gibi diline  katlanıyoruz.”
*****
Bir hafta sonra Celal, dükkânına şeker almak için Mersin’e gitmiş. Aldığı çuval çuval şekeri tuttuğu kamyona yükleyip yanındaki iki diğer tüccar ile Aksaray’a doğru yola düşmüşler. Dönemeçli dağ yollarında kamyon virajı alamayıp, devrilip ters dönmüş. Celal de diğer iki tüccar da şeker çuvalları altında kalarak oracıkta ölmüşler.

O zamanlar  telefon gibi iletişim araçları yok. Aksaraylı tüccarların üzerlerinde de kim olduklarını belli edecek tek bir belge yok. Köylülerin jandarmaya haber vermesi bile uzun zaman alıyor. Hava çok sıcak. Güneş altında  ölü bedenler ağırlaşmakta. Mersinli köylüler çareyi hemen oracıkta üçünü de gömmekte buluyorlar.

Celal ve arkadaşlarının  kazada hayatlarını kaybettikleri bir türlü Aksaray’a dönmemeleri üzerine jandarmanın çalışmalarıyla ortaya çıkıyor. Aileler haliyle mezarları Aksaray’a getirmek istiyorlar, gömülmüş bile olsalar. Ve kızının  bedduasından mıdır acep, Celal mezardan mezara taşınıyor.
 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.06.2017


















Paylaş :

14 yorum:

  1. nasıl içten ettiyse artık dua ya da beddua bilemedim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O yüzden Annem bu olayı unutmamış. Bana anlattı yaz diye. Çok öyküm var Annem'den dinleyip yazdığım gerçek hayattan.

      Sil
    2. bence de hepsini derlemelisin

      Sil
    3. Aksaray öyküleri pek güzel, değil mi?

      Sil
  2. Kadına şiddet hiç görmek, duymak istemediğimiz bir acı maalesef. Ancak sanki eğitirmiş gibi dizilerde, filmlerde o kadar şiddet hikayesi yayınlanıyorki... Bir allahın kulu da buna tepki göstermiyor ne acı :/


    Hikayeniz de çok etkileyici ve kıssadan hisse gibi olmuş... Yorumunuza sağlık ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi haberlerde vardı. Bir ayda 28 kadın şiddet kurbanı. Olacak şey mi bu? Bu neyin göstergesi. Kadınların canı insan canı değil mi? Anlamak mümkün değil...

      Ve öyle babaların çocukları nasıl olacak?
      Yorum :))) Vakit bulamadın hiç bugünlerde. Öyle bir yoğunluk vardı ki... Nefes alabildiğime sevindim :)))

      Sil
  3. Tüylerim diken diken oldu
    Ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok etkileyici bir gerçek yaşam öyküsü. Annem'e bir kez daha teşekkürler yaz diye bana anlattığı için :)

      Sil
  4. ben de kızının ahı tuttu diye düşündüm :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kadıncağız çok kötü durumda kalmış. O güneş altında kavrulurken kız arının da yüreği yanmış.

      Bir öykü daha yazdım. Bu hafta sonu anlattı Annem. O da çok güzel. Ve çok has, halis sözcükler var içinde  Gönderdim, bekliyorum.

      Nerede yayınlanacak bilemiyorum.Belki blogumda. bs son gönderdiklerimi yayınlamadı :)))


      Sil
  5. Ah almayacaksın, eninde sonunda önüne çıkıyor.. elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buna çok inanırım ben. Allah korusun...

      Sil
  6. Gün kurusu lafını ne zaman duysam ya da önüme gelse bu hikayeyi unutmayacağım:((
    Büyükler derler ya hep ağızdan çıkan her laf dua dır dediğine dikkat et diye. Kızcağızın duası öyle olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Annemden dinlediğimde çok etkilenmiştim bu olayı :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci