17 Mart 2018 Cumartesi

Durmuş Emmi, Oğlu Ali ve Turist Kız

 (Bu öyküme tema olarak turistlerin ilk uğrayacağı yerlerden ve bol kapılı üstelik bu kapıları sonuna kadar açık, epeyce  önce bir turda  kendi çektiğim karelerden oluşan kervansarayları seçtim.)

 (Gerçek hayat öyküsüdür)
Durmuş Emmi’nin oğlu Ali’nin hikâyesi gazetelerde bile  çıkmış. Ben yedi sekiz yaşlarında iken. Çocukluk işte! Gazetede ya çizgi kahraman Hoş Memo’ya takılmıştır gözüm ya da Ayşegül okuyorumdur bizimkiler o haberi konuşurken. Yer etmemiş çocuk belleğimde.

Bin dokuz yüz kırklı yılların başında  savaş yorgunu bir ülkeyiz. Geçim kaynağı  çoğunlukla toprak. Toprağı olanların bile kıt kanaat yaşayıp gittiklerine   sevindikleri dönemler. Bir karış toprağı, tek bir koyunu, ineği olmayanlar var. Onlar, doymak için kalkıp gittikleri gurbet ellerdeki en güvenilir kapılara çocuklarını veriyorlar ki çocukların karınları doysun, rahat büyüsün, zanaat öğrenip işi gücü olsun diye.  Bakacak halleri yok zira. Doyuramıyorlar. Ayaklarına bir soğuk kuyu olsun alamıyorlar. Açta açıktalar, açlar.

Durmuş henüz sekiz yaşındayken geliyor geçmişi koskoca beylik olan o kapıya. Bu parantez Durmuş’un verildiği kapının hangi kapı olduğu iyi anlaşılsın diye açıldı.
 
Taa Sivas’tan Aksaray’ın Yeşilovasına oğullarını getirmiş aile, onu emanet edecekleri bir kapı arıyor. Orada bakılsın, büyütülsün, iş öğrensin, geleceği kurtulsun diye. Mehmet Bey’in torunu  çini mavi gözlü Esma çok akıllı bir kadın. Sekiz yaşındaki Durmuş’a bakıyor ve çocuğun sanki içini okuyor. Kocası Hacı Ümmet çocuğu yanlarına alıyor böylece.

Çocuk Durmuş çok çalışkan. Öyle ki evin mirasyedi, şıpsevdi gönüllü, dünyalar güzeli karısı Senem evde beklerken eğlence peşinde oradan oraya gezip duran yetişkin oğlu Tevfik’ten nasıl farklı olduğunu hemen gösteriyor. Durmuş evin öz oğlu olmasa da evin gerçek  oğlu gibi katkıda bulunuyor her şeye. Yedi kız, tek erkek evlatlı evin tek oğlu gezmelerdeyken Durmuş o evin çiftçisi, çubukçusu oluyor.

Durmuş artık evlenme çağına geldiğinde Hacı Ümmet ve karısı Esma ona on dönüme yakın toprakla bir deve veriyorlar. Evini dayayıp döşüyor, düğününü yapıyorlar. Durmuş’u baş göz ediyorlar. Durmuş artık evli bir çalışan Hacı Ümmet ve Esma’nın kapısında.
 
Durmuş çoluğa çocuğa karışıyor haliyle. Oğlu Ali yetişiyor, İstanbul’da jandarma eri oluyor. O gün Haliç Köprüsü’nde  görevli Ali’nin yanına turist bir kız yanaşıyor. Sarışın, yeşil gözlü bir İngiliz. Kız, elindeki kâğıdı Ali’ye uzatıp adres soruyor. İlkokul mezunu Ali kâğıda bakıp el kol hareketleriyle kıza anlatabildiğince anlatmaya çalışıyor nereye sapacağı, caddeye çıkınca kaç metre sonra nereye dönüp sonra  ne kadar gideceğini.

Turist kız, adres sorduğu başkalarında bu içtenliği ve yaklaşımı görememiş. O yüzden ısrarla Ali’ye sormaya devam ediyor. Ayrılmıyor bir yere. Ama anlatılanları da anlayamıyor bir türlü. Sonunda Ali’nin koluna yapışıyor. Çekeliyor. Belli ki Ali’ye güvenmiş, gideceği yere kendisini Ali’nin götürmesini istiyor.

El kol hareketleriyle adresi tam olarak  anlatamadığından kıza yardımcı olamayan Ali, endişeye kapılıyor kız için. Kimselere de emanet edemiyor turisti. Kendini mecbur hissediyor kızı gideceği yere kadar götürüp bırakmaya. İngiliz kız, gördüğü bu insanlık karşısında  çok mutlu. Ali’den adresini istiyor.

Böylece  İngiltere’den Ali’ye mektuplar gelmeye başlıyor. Ali İngilizce bilmez ki. Kız bu yüzden mektupları Türk arkadaşlarına Türkçe yazdırıyor. Ali’nin Türkçe mektuplarını da İngiltere’deki  Türkler tercüme ediyor kıza. Mektuplaşmaların sonucunda evlenmeye karar veriyorlar. Kız kalkıp İstanbul’a geliyor.

Durmuş Emmi kesinlikle istemiyor bu evliliği. Dili, göreneği, her şeyi farklı bir kızla oğlunun yapamayacağını düşünüyor. Kızın annesi de aynı düşüncede. O da Ali’yi istemiyor.

İngiliz kız Müslüman oluyor. Evleniyorlar. Ali’nin ne işi var ne de geçimini sağlayabilecek bir düzeni burada. Kızın orada geliri, işi olduğundan geçimlerini orada rahatça sağlayabileceklerinden İngiltere’ye gidiyorlar. Bu arada bu hikâyeyi öğrenen gazeteciler peşlerine düşüyor. Ali ve İngiliz kızın aşkı gazetelerde artık.

Kızın ailesi iki genç evlendikten sonra da hala aynı tavırda olunca İngilizce konuşulan başka bir ülkeye  taşınıyorlar. Bu arada Ali çat pat öğrenmeye başlıyor İngilizce’yi.

Taşındıkları ülkede Ali dilini ilerletince belediyede işe giriyor. Yavaştan düzen kuruyorlar. Ev alıyorlar. Halleri vakitleri giderek iyileşiyor.
 
Annem’in hem ziraatçi hem hukukçu abisi Mustafa, altmışlı yılların sonlarında ziraat konuları için birkaç yıl sürecek uzun çalışmalar yapmak üzere devlet göreviyle o ülkeye gönderiliyor. Mustafa’nın, oğlunun yaşadığı yere gideceğini duyan Durmuş Emmi koşup geliyor. Mustafa’dan ısrarla oğlunu görmesini, gerçekten düzeni olup olmadığını, hali nasıl, iyi mi, geçimi yerinde mi gözleriyle görüp kendisine anlatmasını istiyor.

Mustafa, çok uzun aylar kaldığı o uzak ülkede ilk fırsatta Ali’yi buluyor. Gördükleri umduğundan da fazla. Ali ve karısı çok iyi durumdalar. Çalışıyorlar. İyi kazanıyorlar. Ali’nin dil sorunu kalmamış artık. Konforlu evleri kendilerinin. Halleri vakitleri yerinde. Hatta kendilerine ait bir iş bile kurmuşlar. Hemen Durmuş Emmi’ye mektup yazıyor Mustafa. Ali’nin düzeni, içinde bulunduğu şartlar çok iyi diye. Durmuş Emmi sevince boğuluyor okuyunca.  

Ali, işlerini yoluna koyunca Yeşilova’daki yakınlarını teker teker yanına almaya başlıyor. Sivas’tan Yeşilova’ya gelmiş, halleri vakitleri pek yerinde olmayan yakınlar bir bir göçüyorlar. Hepsi de fırsatları değerlendirip iyi işler kuruyorlar. İşlerini geliştiriyorlar ve Sivas’ın bir köyünden  karın tokluğuna Aksaray’a gelip sekiz yaşında anasından babasından, evinden ocağından, doğduğu yerden ayrılan; dürüstlüğü, çalışkanlığı ile  geldiği kapının gerçek oğlunu aratmayacak emeği geçen Durmuş Emmi’nin oğlu Ali, artık çok uzaklarda  bir kapı oluyor;  vaktinde kendilerine açılan kapı misali. Oraya gelmelerine vesile olduğu tüm yakınları da iş güç sahibi olup halleri vakitleri iyiler arasına giriyorlar.

Hacı Ümmet ve Esma’nın hep yaptığı gibi kapıya gelenlere sıcak yuva, ev, sofra, ana baba, uzanan yardım eli  olmak geleneği sonraları sürmese de bu geleneğe, elden tutmaya en güzel örnek bu hikayenin tümü değil; ama sevdaya ait bölümü gazetelerde yer alıyor. Ben de öncesini ve sonrasını yazdım. Öykü tamamlansın diye.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.08.2017






Paylaş :

2 yorum:

  1. ah bunu okumuştum dimi ne güzeldi bu hikaye. en çok da turist kızı sevmiştim. ali de ne iyi ve vefalı bir insanmış :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Durmuş Emmi'yi Annem'in anneannesi Esma anneannemiz ve kocası Hacı Ümmet dedemiz büyütmüş.
      Gittiği başka kıtada dayım onu bulup halini yakından görmüş.

      Herkes o Ali gibiydi oralarda ben büyürken. Dayım ya da Mehmet dedem de aynını yapardı. Çünkü kültür o.

      Sonradan şaşkınlık oluyor öylelerinin her zaman olmadığını duyup okuyunca…

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci