1 Mayıs 2018 Salı

NEYDİ BİRİLERİNE O SÖZÜ SÖYLETEN?




Bu atasözünden yola çıkıp yazdığım bu çalışmama tema olarak, yine bir bildik lafı, “başına çorap örmek” deyimini seçtim. Baş için  örülmüş çorap bulamadığımdan önceki yaz yine kendi çektiğim ağaca  örülmüş kılıflara ait kareleri kullandım.   



Anaların düşman da doğurduğu Hz. Adem’in çocuklarından beri bilinmekte. Oysa aynı anadan doğduklarından kardeş bilinmiş kimilerinin aslında kardeşlikten çok uzak olduğu, gerçeği gösterecek o saat gelmeden hiç akla gelir mi? Saçları, Medusa’nın yılanlardan oluşan saçları gibi elektrikli, burunları süpürge cadısı tasvirlerindeki gibi midir ki kolayca anlaşılsınlar? Yoksa çocukluklarından beri cadı mı bellenmişlerdi zaten her halleriyle?  

Yürek yangınlarından çıkagelen sözler vardır. Diyelim ki bir deyiş. Duyduğumuzda neler duyumsanmış da bu laflar edilmiş anlatıverirler bize. Söz ile kabataslak resmedilmiş  öykülerdir o deyişler. İncesinden cilt cilt romanlar tutacak kadar yaşanmışlıklar böylece karşımıza  kılık değiştirmiş halde, bir  atasözü, deyiş olarak çıkar.

Onları kimin dediği bilinmez; öyle ya atasözü, deyiş olduklarına göre. Ama şu bilinir ki diyenler kötülüğü en yakınlarından görmüş olmalı ki söylenmiş olmalılar. Zaten uzaktakiler nereden bilecekti ki de bu sözleri söyletecek işler açacaklardı söyleyenlerin başına… Ne tanırlardı, ne köprüde olsun karşılaşmışlardı. Yalnızca dünyadaki tüm insanlar gibi aynı gökyüzü altında yaşamaktaydılar. Yani diyeceğim ellerin değil belki de evdekilerin dedirttiği  bir laf var ki… Etrafında dönüp duruyor şarkılar, ağıtlar.

Hiç eskimeyen bir söz var.  Hiç de eskimeyecek gibi. O söz varsa, kardeşin kardeşlikten çıktığı anlar hala var demektir. “Kazanırsan dost kazan; düşmanı anan da doğurur” diyen her kimse, beklemediği kötülüğü anasından doğmuşlardan görmüş olmalı. Kardeşlerinden yani. Kardeş deyince… Habil ile Kabil de kardeşti.

Düşman olmak için ille adı Habil ya da Kabil olması gerekmiyor kardeşlerin. Zaafları olan insanlar, gözünü hırs bürümüşler, hep arkası kollanmaya alışmış, yük olmaktan çekinmeyip omuzları ağırlaşanlar artık omuzlar kaldıramaz olunca  düşman kesilebiliyorlar. Çok da var bunlardan.

En sık rastlayıp duyduğumuz kardeş kavgaları mal mülk, miras paylaşımında olur. Elbette  toplumda başka nedenlerle de kardeşin kardeşe düşman kesildiği haller var. Bazen öyle bir dönem gelir ki aynı çatı altındaki aynı odada yatmaktaki iki kardeş farklı görüşleri benimseyip başkalaşırlar. İki yabancı bile olamazlar artık; iki düşman kesilirler birbirlerine. Ki yaşadı toplumuz bunu. Mesela yetmişlerde.
 
Anasından doğanlardan düşmanlık görmenin baş nedeni mal kavgası. Ki bunda ana ya da babaların payı da var bazen. Ya eşit paylaştırmayıp evlatlardan birilerine bağışlıyorlar mallarını ya da diyelim ki düzenli aylığı olan bir evladın geliri olduğundan “o, maldan pay olmasa da olur” diye düşünüyorlar.

Bildiğimiz olaylar vardır, içler acısı. Her türlü fedakârlığın yapıldığı kardeşlerin sonradan nasıl nankör olduklarını görmüşüzdür etrafta. Anlatalım o halde.

Diyelim ki babanın gücü tek başına almaya yetmediğinden iyi niyetli evladıyla ortak olup bir mal alınıyor. Tapu, baba ve çocuğa yarı yarıya çıkıyor. Sonradan sattığı malları ya da eline geçen para ile baba, ortak olduğu malın kendine düşen kısmından daha bile fazlasını bu paya karşılık olarak diğer çocuklarına elden veriyor. Hiçbir belge almaksızın, kayıt kuyut tutmaksızın. Tapuları da üstlerine yapıyor. Parayı verirken de diyor ki “işte size kardeşiniz ile ortak olduğum malın karşılığını veriyorum. Ama biliyorsunuz ortak olduğum malın yıllardır ne vergisini ödedim ne bakımına karıştım. Giderini, çıkardığı masrafları karşılamadım, yenileme yapmadım. Tüm cefasını diğer ortak kardeşiniz üstlendi; ben de sefasını. Yani ona borçluyum bile; ama bakın şimdi bu mülklerin tapusunu tek sizin üzerinize yapıyorum. Bu, kardeşinize büyük haksızlık aslında. O yüzden kardeşiniz şu an her ne kadar malın yarısına sahip gözüküyor olsa da benden sonra malın tamamı onundur. Bu da size vasiyetimdir.”

O zaman gık demeden karşılık olarak verilen paraları alıp  lüks arabalara yatıran, cebe indirenler  meğer babalarının ölümünü beklerlermiş. Bir köşede el ovuşturarak. Babaları ölünce ortak malın yarısında hak iddia ederken kendilerine karşılık olarak fazlasıyla verilen maldan hiç söz etmeyip “bu bize babamızdan kalan miras, hakkımız “ demezler mi? Utanmadan sıkılmadan. Hem de öyle pişkince diyorlar ki her türlü değeri unutup! Böylelerini görüyoruz.

 
Durduk yerde para kokusu alanların kimisi haklarıymış, değilmiş hiç umursamadan köpekbalıkları gibi o kokuya doğru yüzerler.  Böylelerini, böylesi bir test saati gelmeden asla tanıyamazsınız. Doğruluk, test edilmedikçe güvenilemeyecek bir kavrama indirgeniyor fırsatçı, aç gözlü, tamahkârlar nedeniyle.

O zaman “bu sözü bir yaşanmışlık dedirtmiş olmalı” diye  düşünürsünüz. Ve bu laf aslında “Allah belanızı versin!” demenin en edebi duruşudur. Anaların doğurduğu düşmanların aslında insan kılıklı güveler olduğunu üstü kapalı halde öyle güzel özetler ki “kazanırsan dost kazan; düşmanı anan da doğurur” sözü…

Belki de bambaşka bir yaşanmışlık dedirtti bu sözü. Belki de de aynı anadan doğanlardan ellerini çabuk tutup evlenenler kendileri kadar tez olamayan bir kardeşlerinin evlenmesini, çoluğa çocuğa karışmasını hiç istememekteydi. Çünkü bir gün bakıma muhtaç olacak ana babaya bakacak biri gerekti. O da evlenmeyip ana babası ile yaşamaya devam eden kardeş olacaktı elbette.

Diyelim ki bu kardeş geç de olsa, ellisinden sonra da olsa evlendi. Refakatçisi olmadığından hastanede bir tahlili yapılamadıktan sonra kızıp. O zaman diğer kardeşlerinden ne işitmiş olabilir? “Neden mirasa ortakçı soktun?” diye hesap sormuşlardır mutlaka hesapçı kardeşler, cüret edip. Çünkü o evlenip gittikten sonra yaşlılara kimin bakacağı derdine düşmüş olabilirler. Oysa şimdiye dek ebeveynlerine gösterdikleri tek ilgi, o da eğer hafta sonu tatilinde yurtdışında değillerse, AVM gezmekten fırsat bulurlarsa günde bir kez telefon açmaktı.

Habil ile Kabil’den bu yana aynı anadan doğmuş kimi kardeşlerin işine geldiğince davranıp hiç de kardeşçe olmayan tavırlarına bakınca kardeşliğin sadece DNA ile örtüşmediği gerçeği apaçık ortada. Aynı kandan, aynı genden olanlar birbirinin kuyusunu kazıp, malına mülküne göz dikerken bir bakarsınız hiç kan bağı olmayan biri en zor zamanda el uzatabiliyor.

Belli ki kardeşlerinden yana içi yanmış birince edilmiş bu söz keşke unutulsaydı… Ama demek ki cadılıkta eline su dökülemeyecekler hala var ki unutulmak bir yana bugün de dipdiri yaşayan bir deyiş.  Bize de bu öğüt ışığında dost kazanmak düşüyor o halde. Eğer şimdilerde varsa o nitelikte insanlar. O zaman şimdiki cadılar, ortaçağ Avrupasındaki gibi süpürgeye binmiyor olmasalar da kanlı canlı, tamahkar, aç gözlü, hak etmediğine el uzatacak pespayeliklerine rağmen kağıt üzerinde aynı anadan doğma yani kardeş gözükebiliyorlar.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 12.03.2018


Paylaş :

4 yorum:

  1. Eline sağlık. Güzel bir yazıydı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Güzel bir yorumdu :)

      Sil
  2. Allah korusun bizi bu gözü dönmüşlüklerdeeen :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci