22 Temmuz 2018 Pazar

Politika Değil; Poli Tika


(Bu yazıma tema olarak Poli ve Tika sözcüklerinin ilkten çağrıştırdığı, uyandırdığı algının dünyanın en eski kavramlarından biri olması hem de sözcüğün geldiği köken dil nedeniyle konuya yakışırlıkta  dünya insanlık tarihinin  olabilecek en eski görüntülerini kulanmanın uygun düşeceğini düşündüm. )


Sanırım bir radyo programından duymuşluğum var. Uzun zaman önce. On yıllarla ifade edebileceğim kadar uzun. Öğrenciliğimde.


Dağarcığından  saçılanlarla sözcük dağarcığının zenginliği hemen anlaşılıveren konuşmacılar kendini dinletir. Kulak kabarttığım konuşmacının dağarcığı öyle kese hatta çuval kapsamlı filan değildi. Dünya kadardı. Dinlenmez mi böylesi? Dinledim ben de. Çünkü dopdolu bir konuşmayı dinlememek bir kayıp. Bomboş bir konuşmayı dinlemek de zaman kaybı benim için.


Konuşan, dinletirken öğretiyordu da. Ne yaman bir yetenek! Kimlerde varsa başka, onların konuşmalarına da denk gelsem de dinleyen olsam yine. Gerçi şimdilerde radyo dinlemekten hayli uzağız. Üstelik böyle zenginliklere fukara muamelesi bile  yapılabiliyor artık. Oysa olur olmaz jargonlar, günün modası kestirmeden anlatımlar diyelim ki “aynen öyle”, “diooosssuuun” gibi anlamsızlığın ötesinde tuhaf ifadelere  yüz verilirken bilgi derinliğinden  kolayca sıkılan yüzler yozluğa  çevriliyor. Dilin önemini bilmeyenlerce dilimiz, dilim dilim ediliyor

. 
Öyle sözcük dağarcığı almış başını gitmiş, her konuda konuşabilip anlatacakları olan hakkıyla radyocular çoğalsa keşke. Kültür sanılsa da aslında kültür altı bile  denemeyecek içeriklerin yıkıcılığından kaçınılsa. Çok geniş kitlelere hitap edecekler,  kalburun küçük gözüyle elenmeseler, ah! Malum küçük gözler  ne var ne yok kalburun  üstünde tutar. O halde gözleri  iğne başı büyüklüğündeki eleklerden geçirilmek gerçekten  eleme midir? Kalburun gözleri adamakıllı olsaydı, radyo  dinleyenlerin edinimleri şimdikinden kaç fersah ötede olurdu acaba?


Unutulamayacaklardan olduğu için anında kayıtlara geçilip bilgi hanesine işlenen bir şey öğrenmiştim o radyo konuşmasından. Politika sözcüğü hakkında. Diyeceksiniz ki “politika bilinmez mi? Daha az önce bilgiden bahsediyordun üstelik. Bak çok güldük şimdi.” Gülmeyin! Daha lafım bitmedi!


Politikayı herkes bilir elbet. İçtiğiniz bir bardak suyun bir adım öncesi de, bir adım sonrası da politikadır, evet. Siyaseti  çok konuşan bir toplumuz, evet. Hele kahvehanede laf döner dolaşır politikaya gelir mi, gelir elbet.


Benim bahsettiğim politika, politikanın kendisi değil. Politika sözcüğünün kökeni. Malum herkes az çok politikacı memlekette, politikacılara ilaveten. Yazan çizen de çok bu konularda. Ben de politikadan ziyade geri kalan, yazılıp çizilmeyen konulara, esasen kavramlara değinmeye eğilimliyim. Onları yetim, boynu bükük bırakamam. Ayrıca  sektörüm de politika dışı. Bu yüzden politika sözcüğünün şeceresini konuşacağız bu yazımda. Yazıma başlamadan önce bir tarama yaptım. Politika sözcüğünün poli ve tikadan geldiğine dair bir referans bulabilmek amacıyla. Yaklaşıklarını bulsam da poli ve tika sözcüklerinden oluştuğuna dair bir ifadeye rastlamadım.



Bilgisine hayran bırakan  radyocu, konuşmasında politika kelimesinden bahsetmişti. Demişti ki politika sözcüğü poli ve tika sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuş. Poli sözcüğünün anlamı  çoğumuzca bilinmekte. Çok demek. Tika da yüz demekmiş. Politika çok yüzlülük anlamındaymış bu durumda. Bunu nasıl yorumlarsanız öyle anlarsınız. Yorumlardan biri şu olabilir.

 
Diyelim ki bir çocuğun yanına gittiniz ve çocuk oldunuz. İçinizdeki çocuğun yüzüne büründünüz. Huzurevindeki yaşlıları ziyarete gittiniz; dünyanın her türlü hali var olgunluğuna erişmiş yanınızı yansıtan yüzünüzlesiniz bu kez.  Kalktınız köylere, tarlalara gittiniz. Bağdaş kurup oturduğunuz bir harman sofrasında testiden  su içip bulgur pilavı yiyorsunuz şimdi. O an alnının teriyle, bileğinin gücüyle, emeğiyle üreten, ürettiğinden kazandığıyla koca yılın tüm giderlerini karşılayacak çiftçi, köylü oluverdiniz. Akşama da piyano konserindesiniz. Sanatın, sanatçının anlamını, önemini  nasıl da vurguluyorsunuz alkışlarken. Ben böyle yorumluyorum poli-tika sözcüğünün anlam kaymalarına uğramadan önceki halini, çıkış noktasındaki manasını. Herkesin yorumu kendince başka başka  olabilecektir.

 
Şimdi  kimisi “politika yani çok yüzlülük yerine maskeler diyoruz ya” diyebilir. Evet, diyoruz. Poli-tikanın vurgusu biraz daha incelikli belki de. Nedeni de karşıdakinin halinden anlamaca yani empati kurabilme. Yüzümüz güneş yanığı, alnımız kırış kırış, ellerimiz nasırlı, içi toprak dolu tırnaklarımız kemikleşmiş, saçlarımız saman tozlu  değil, hiç de olmamış bir metropollü olarak diyelim ki  şehrin göbeğinde oturduğumuz yerde çiftçinin, köylünün  halinden anlamada ne  ölçüde yeterli olabiliriz?  Yok yine de metropol şapkasını çıkarıp çiftçi kasketini geçirebiliyorsak  başımıza, en azından çabamız var demektir. Metropoldeki yüzümüz dışında ikinci bir yüze sahip olmaya başladık, yüzümüz çoğalmakta demektir. Oysa maske, olduğundan farklı görünmek, gizlemek için bir kılıf.


Bazen poli-tika yani çok yüzlülük, iki yüzlülük anlamında da kullanılabilir. Ancak “ikiyüzlü”   sınırlı bir terim. Üstelik farklı anlamda. Poli çok demek bir kere, iki demek değil. Bir de ikiyüzlülük ile anlatılmak istenilen apayrı bir şey haliyle.
 

Kaç yüzümüz olabilir o halde, kendi sıradan dünyamızda? En fazla ev, iş, aile, arkadaş ortamı bir de kullanıyorsak otobüs, metro, dolmuş gibi ulaşım araçlarındaki anlarımızda? Öyle çok yüzümüz var ki aslında… Kendimize  biçtiğimiz imajlar, kendisinden önce kurmaca hayat öyküsü ünlü olmuş filanca  türkücüye öykünen tarzlarımız, bilim adamlarının fedakarlığını öyle bir anlatan transfer paraları ve hayatlarıyla spor değil magazin sayfası konusu olan futbolcular gibi olma hallerimiz… Marka üst baş alabilen; ama bomboş başının içine yapabileceği bir şey olmadığından cehaletin küf tuttuğu  anlayıştakiler… Sırf üstündekiler ile görünmeye çalıştığı tiplemeye rağmen o tiplere saydıran yaklaşımlar… Hepsi de niceliği poli ile anlatılan yüzlerimiz değil mi? Yani işin özü yüz derken asla aynada görülenler kast edilmiyor. Yüzeye vuran halimiz kast ediliyor.


Bir genç gitarıyla arkadaşlarına küçük bir dinleti sunduktan sonra metro ile eve dönerken yaşlı birisine yer verdiğinde belki de şimdiki yeniyetmelerden asla beklenmeyecek bir duyarlılık göstermesi şaşırtıcı bulunuyor artık.  Oturmaktan vaz geçip uzun yol boyunca sırtındaki gitarının ağırlığıyla ayakta gidecek olması, o gencin içindeki olgun yüzün yansıması. Yine halim selim görünen, böyle inceliklere daha duyarlı olması beklenen birinin tam önünde yalpalayarak ayakta duran  yaşlıyı görünce  uyukluyormuş gibi yapması da içindeki  tabiatsızlığın  yüzü.


Şu açık ki vesikalık fotoğraflarda görünen tek yüzümüz var. Oysa içimizde yaşattığımız eğilimlerin, hırsların, öfkelerin, insani her şeyin yüzü fotoğraflarda çıkmıyor. Ancak gitarlı gencin yansıttığınca anlarda sergilediğimiz halimiz, tavrımız ile  çokça yüzlerimizden birisi ortaya çıkıyor.  Diyeceğim, aykırı bir tanımlama gibi algılanabilecek olsa da, insanlar olarak hep kınadığımız anlamdaki iki yüzlülerden olmasak bile  çok yüzlüyüz bir anlamda.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 
30.11.2017

Paylaş :

4 yorum:

  1. Yazınız baştan sona çok güzeldi. Son paragraf ise daha da güzel. Maalesef, haklısınız ...

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim.

    Bazen haklı olduğuna sevinemiyor insan :)

    YanıtlaSil
  3. Yanıtlar
    1. Teos Antik kenti. Çoğu kişi sıkıcı bulduğundan pek bahsetmem; ama okul öncesinden beri böyle yerleri gezerim. İlk Bergama hatırladığım. Bu kez de iki antik tiyatro ve bolca ören yeri gezdim. Binlerce yıl kalıcı olağanüstü, başyapıt güzellikler. Betonlar elli yıllık yapılar.

      Teos Antik kenti tam benlik :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci