28 Ekim 2018 Pazar

Denizin Hırçın Mavisi; Gölün Dingin Yeşili: Su


Bu çalışmama tema olarak çektiğim deniz karelerinin yanında çektiğim  Bled Gölü, Slovenya ve Kura Nehri, Gürcistan karelerini seçtim.








Hani sıkça seyrettiğiniz  izlencelerde bazen “ben okyanusum” diye kendini anlatmaya çalışan uçsuz bucaksız denizlerden bir gözelik pınara sular var ya… İşte ben oyum. Bir de buradan anlatayım kendimi. Anlatmak zorundayım çünkü susuzluğun fazlasıyla hissedildiği şimdilerde kimileri suya çöp kovası  muamelesi yapıp, balık midelerini plastikle dolduruyor.

Bazen adım dere, bazen şelale, bazen nehir. Kimileyin göl ve deniz. Her dilde ayrı çağrılsam da kimyasal  simgem tektir; H2O. “H” ile hayat anlatılmakta sanırım. “2”,  yeryüzü tabakasının altındaki üstündeki yaşamların benle can bulduğunu gösteriyor olmalı. “O” ile de hayat çemberini anlatıyorum. Otundan, insanından, hayvanından, balığından karıncasına su bulamayan her canlı yaşam çemberinin dışında kalır. Adıma tarihte nice savaşlar yapıldı. Hala kavgalar yapılmakta. Üstelik artık dünya kalabalık, su az. Kavga çetin.

Bled Gölü, Slovenya
Dünyaya neden “mavi gezegen” derler bilirsiniz. Dörtte üçü su olduğundan. Dünyayı maviye boyayan sudur. Su, bir yerde mavi, mavi de su demektir bu yüzden. Gökteki bulutlara kadar sudur. Kardan bereketli yağmur damlalarına hep benim hallerimdir.

Doğduğum yer bellidir. Deee… Dağları aşarak ovalara can katıp, vadileri güzelliklere boyayarak  aka aka ne yollar kat ettikten sonra ulaştığım yer ile doğduğum yer bambaşka topraklardır sıklıkla.  Sılamdan gurbetlere akarım hep. Sonunda denize ulaşır,  tatlı suyumu tuzlu sulara katarım. Nehirlerin denizlere  kavuşması, suya tuzdan çizgi çekmektir.

Kura Nehri, Gürcistan
Çıkış yerimden sonra mercanların saçaklanması gibi dallanıp budaklanırım. Her kolum başka yöne akar. Denize geldiğimde deltalar bile yapar, kuşları ağırlarım.

Toprağın gülümseyişi su ile. Toprak, akarsudan mavi bir bant  ile bezenmişse bitki, çiçek, ağaç renginde; çorak kalıp çatlaklarla bezenmişse kupkuru renktedir. Susuz topraklara “çöl” deniyor. Eğer bir çölde bir kuyucuk olsun su var, etrafında biraz yeşillik oluşmuşsa “vaha” oluyor. Çöle can katanım ben! Tarihçilere bu konuda neler söylettiğim olmuştur. Bakın Herodot ne demiş Nil için; “Nil olmasaydı, Mısır da olmazdı”. Su yoksa tarımından, temizliğinden hayatta kalmaya hiçbir şey de olmaz. Susuz toprak çoraktır; toprak  su  akıyorsa bitektir zira.
 
Balıkların yuvasıyım. Yanıma yöreme devrilmiş kuru ağaç gövdelerinde kaplumbağalar güneşler. Soğuk, sığ  aktığımda alabalık ziyafetleri çekilir  kenarımda. Yosunlar tutar kıyılarım. Göç zamanı leyleklerin konak yeriyim. Çağıltıma kurbağa vıraklamasından bir müzik eşlik eder. Kurbağalar,  leyleğinden  su yılanına ne besindir! Anakaraları birbirinden ayıran benim.

Söğütler, Macar meşeleri dikilir  hemen kıyılarıma. Salkım saçak gölgeli söğüt dalları, köpük köpük akan sulara düştüğünde  rengârenk yusufçuklar belirir nehir suyu üzerinde. Mavisi, kırmızısı. Kimileri altın renginde olduğunda güzelliği bir başka yusufçuklara “helikopter böceği” de denir. O zaman nehirler, helikopter pisti de oluyor demek ki canlısına göre.

Aziz bilinirim. Kaç şey böyle bilinmektedir ki benden başka? Susuzluktan karaktığından dili dönmez olmuş birine  su verin de görün anlamımı. Öyle birinin  teşekkürü “su gibi aziz ol”  şeklindedir. Aç kalırsınız da susuz kalamazsınız. En fazla üç gün belki dayanır insan bedeni susuzluğa. Sonunda ağacından düşmekteki güz yaprakları gibi kurur. Su hayattır! Hayat susuz süremez. Pas kızılı demir tozlu Mars’a bakın da görün susuzluğun rengini.
 
Ulu ırmaklar olup geçit vermeden akarken bir kıyımdan ötekine köprüler kurulur. Şimdikilerden haz etmez oldum ama. Oysa eski taş köprüler! Eski köprüler, dağların giydiği taçlardır.  Hangi ıssız dağda, ovada eski bir taş köprünün altından aksam ille elinde fotoğraf makinesi olan insanlar gelir bulur oraları. Yıldız ışıltısı, ay ışığı altında kemerli köprü gözlerinden sular akarken  gecesi başka güzeldir köprü üstleri seyirlerinin.

Bazen sakinimdir bazen öyle deli akarım ki alıp götürürüm önüme kattıklarımı. Canını sevenin kendini sakınacağı belki de sel olacak bir akıştır o akış. Ancak insanların kimisi bunu spora çevirmiş. Botlara binerler,  deli sularda bağıra çağıra rafting yaparlar.

Manzaraların en güzeline göl olduğumda kavuşurum. Tabloluk seyirlerdir göller. Sarp dağların krater gölleri, kuytularda gizlenenler hep bir başkadır. Baharda ağaçları mısır patlağı gibi çiçeklenirken güzün hazan kızılına dönen ormanlarla çevrili bir göl, dört mevsim dinginliktir.  Deniz kenarında çığlıklarla eğlenen insanlar, göl kenarında sessizliğe bürünürler. Karşılarındaki canlı tablonun andacında durup yaprakların aksiyle yeşile çalmış sularda  kaybolurlar. Göl demek, keşmekeşin boğulduğu sulardır. Göller, doğanın zümrüt yüzüğüdür.

Dalga sesi ile değil, kuş cıvıltısı, rüzgâr uğultusu,  yelde oynaşan yaprakların fısıltılarıyla çevrilidir göller.  Göl manzarası, tabiata güzellemedir. Akşam sonrası, ezilen yaprakların, kırılan ince dalların çıtırtısı duyulduğunda  ürkek adımlı bir alageyik gölden su içmeye gelmektedir.

Denizler bazen göllere nazire yapmak ister dinginlikte. Çarşaf kesilirler o zaman. Yine de hareketsizlikten çabuk sıkılırlar. Deniz suyu çırpıntılı olmalı ki koskoca deryaların kükremesi duyulsun. En cömert halim denizlerde görülür. Sayısız teknenin ekmek kapısı olurum balık dolu ağlarda. İstiridyeler içinde inciler sunarım. Midye kabuklarından düğmeler, mercan kolyeler için bana teşekkür etmez kimse. Bilinmedik derinlikler sulardakilerdir tek.
 
Kurak topraklar aşarak göç eden sürülerin suya kavuştuklarındaki halleri, anlamını resmeder. Günlerdir susuz olan sürü, içindeki timsahlara  rağmen o sudan içmelidir. Bir yudum su için av olmayı göze almak! Susamak, timsah dişlerine bile meydan okuyan en büyük açlıktır.  Çobanların koyunlarını su kenarına  getirdiği anların mutluluğuna tanık olurum. Koyunlar, kuzular kocaman kirli beyaz yün yumakları gibi dizilirler dere boyunca. Su kenarındaki  çoban türküleri ile yusufçukların kanadı titrer.

Ben de o kanatlar gibi titrer oldum şimdilerde, insan sesi duyduğumda. Susuzluğa bir hafta bile dayanamayacak insan,  benim nasıl dayanabileceğimi düşünmeden kirletiyor dere, ırmak, göl, deniz demeden. Gölleri kurutuyor. Denizleri her türlüsünden çöp ile dolduruyor. Kirden, pislikten  koktuğum oluyor kimi körfezlerde. Deniz kenarına gelenler, denizi değil üzerindeki plastikten mobilyaya, araba tekerine atıkları seyretmek zorunda kalıyor. Su her şeyi yıkar da kirlendiğinde kendini yıkayıp temizleyemez tek; bunu görmezden geliyor insan. Yani geleceğini!
 
Adım su… Dikilen fidana  dökülen damlalar anlatır önemimi en iyi. Ne denir bilirsiniz, ağaç olması için gözüne bakılacak bir fide yuvasına yerleştirildikten sonra ona verilen ilk damlalara; “cansuyu”. İşte dünyada dikilmiş, var olmuş ve var olacak her canlının cansuyu tek  benim! 
 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 06.10.2018

Paylaş :

4 yorum:

  1. Mükemmel bir anlatım. Ders kitaplarına girse ilkokullarda diye düşünmeden edemedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Keşke olsa öyle bir şey. Dileğiniz gerçekleşse :)

      Sil
  2. bled hımm aklımda olsun yaaa hoşuma gittii :) sondan bi önceki gibi fotoları seviyon sen, deniz kenarında banklı :)

    YanıtlaSil
  3. Bilmem, hiç dikkat etmemiştim o tür karelere düşkün müyüm diye. Rastlarsam mutlak çekerim ama.

    Bled... Ne Paris ne Viyana ne başka bir yer beni böyle etkilemedi. Tarihi yapısı yok. Ama Alpler'in içinde, tertemiz ve durgun bir göl, her şey ahşap ve deri, yaprak döken manolyaların koca çiçekleri, her ulu alp çamında dallar sayısız rengarenk bülbülle dolu. Ve onlar ötüyor. Kuğular göl üzerinde alçaktan uçuyor. Yanı başından geçiyorsun hiç umursamıyor. Evler bizde en pahalı villalardan güzel köy evleri. Tertemiz... Ada var gölde. Gondol var. Diye gidiyor oranın anlatımı :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci