14 Ekim 2018 Pazar

Kapısından Mağarasına, Kuzulayan Koyunun İlk Sütüne: Ağızlar



Galiba  daha eskilerde şimdiki gibi doğadan büsbütün kopmuş değil  bütünleşmiş olmamız gerektiğinin  daha  bir farkındaydık ki tabiata da beş duyu organı hatta dahasını  pey biçmişiz. Boğaz, burun, ağız, göz  neyse de kulağa gelince sıra “yerin kulağı var” diyerek çıkmışız işin içinden.  Dağın sırtı, beli demişiz. Suya uzanmış kara parçası burun oluvermiş.  Göz göz kabaran su kaynaklarına göze denmiş. Ağız ile de bir yere açılmak anlatılmış.


Galiba en görkemli ağızlar, yanardağ ağızları.  Ağzını hiç açmaması istenen tek şey de yanardağlar olmalı. Bir zirvenin üzerindeki dev çukurlar onlar. Hele de karlı manzaraları ne kadar güzel olsa da lav fışkıran kıpkızıl bir ateş dağıyken  bambaşkalar elbette.


Doğada en sevdiğim ağızlar, deltalar ve mağara ağızlarıdır. Mağara ağızları belki küçücük bir oyukturlar veya  tilki yuvası girişince görünenleri olur. Mağara girişleri, mağaraların  gizlerine açılan hava tünelleridir bir yerde.  Bazen özellikle doğu bölgelerimizde,  dantel  boşluğunca desenli öyle oyuk oyuk mağara ağızlı dağlar oluyor ki sanki gökyüzünden yere koyu renkte devasa bir dantel dökülür gibi gözüküyor.


Mağaralar, çatısı ulu dağlar olan heybetin görkemli  dehlizleridir. İçlerinde yeraltı sularından göllerine  su sesi duyulduğu olur. Çeşit çeşit canlı yaşayabilir. Sallanarak uyuyan yarasalara kadar. Bir mağara ağzından içeri adım atmak, gün ışığından bir adım uzaklaşmaktır. Mağara ağızları,  canlıların içeri girmesine izin verir de gün ışığın içeri girmesine izni yoktur.


Akarsular kaynaklarından doğar. Yılankavi  kıvrılışlarla ovalardan, vadilerden, tepelerden akıp dökülür. Döküldükleri yer, akarsu ağzıdır. Akarsu ağzının taşıdığı bazı nitelikler orayı bir deltaya çevirebilir. Deltalar, kuşların memleketidir. Çatal çatal nehir kollarının  sığ denize ulaştığı, haritaların en güzel resimleridir.


Öğrenciyken annelerin gününe denk gelmişsinizdir mutlaka. Okul dönüşü  nasıl acele edilirdi dolmalar, sarmalar, poğaçalar, börekler, salata çeşitleri, kalburabastı, kek  ile donanmış masaya  yetişmek için.  Kapı açılır açılmaz  artık yenmiş içilmiş de  hararetli konuşmalara geçilmiş evden dışarı  bir uğultu taşardı. O zamanlar en babayiğidi beş katlı olan apartmanlarda daha apartman cümle kapısından girişte duyulurdu  aslında o uğultu.

 
Kapıdan içeri adım attığınızda onca konuşanın ortak sesi olan uğultuyu duyar; ama ne dendiğini hiç anlamazdınız. Koltuklara, kanepeye hatta yetmediğinden yemek masası sandalyelerine oturmuşlara bir göz atınca krokodil ya da yılan derisi ayakkabısından kemerine, çantasına o zamanların modasının güne katılmışların hepsinde de yansıdığını görürdünüz. Belki bu tümü de  fotokopi makinesinden çıkmışçasına görünüm,  birebir tıpkılık taşıyor olacaktı ki sonradan ayakkabı çanta uyumuna özellikle dikkat etmediğim  çok oldu. Zaten spor ayakkabılar, çanta uyumunu gerektirmiyordu, spor bir çanta olması dışında.


Okulların dağılıp sokaktan eve dönen öğrencilerin gürültülerinin duyulması, gündeki teyzelerin çocuklarının birazdan eve ulaşacağı anlamına gelirdi. Mesailer de yakında biterdi. Günün dağılmasına az kalmıştı yani.


Günlerin en çok dağılma faslını unutamam. İkili, üçlü kümeler halinde kalkan hanımlar demincek uğultulu sohbette konuşurken her şeyi anlatamamış olacaklar ki mantosunu, ayakkabılarını giymiş, çantasını koluna takmış, eşikten sahanlığa çıkmış halde bir de kapı ağzında on beş dakikadan az olmamak  üzere konuşurken kalkmaya yeltenenler onları beklerdi. Ev sahibesi kez de her konuğu ile kapı ağzında ayaküstü uzun uzun  bolca teşekkürlü, ellerinize sağlıklı konuşmalar yapmak zorundaydı.  Misafirleri dağılmakta olan bir ev için kapı ağzı, misafirliğin bir müddet de apartman sahanlığında devam etmesi demekti.


Merdiven ağızları da kapı ağızlarından geri kalmaz doluluk konusunda. Kalabalık bir belediye otobüsü, otobüslerin ardı ardına geldiği Kızılay gibi yerlerde fazla oyalanmadan yolcularını indirip yerine bekleyenleri almak telaşındayken otobüsün şoförü sıkça “ilerleyelim hanımlar, beyler” gibisinden seslenerek  yolcuların çabuk olmasını istediğini duyururdu, öğrenciliğimde Beşevler otobüsüne her bindiğimde.


İnmek bazen sorun olurdu. Çünkü otobüsten inen  kimisi hemen yürüyüp otobüsün kapı ağzını boşaltmaz; tam  indiği yerde, kapı ağzını  kapatarak durur; sigara paketini, çakmağını çıkarıp  bir sigara yakar; üstünü başını düzeltir, eldivenini takar, boynuna atkısını dolarken  merdivenin son basamağındakiler oldukları yerde kalakalırlardı. Arkadan binenler de otobüsü boşaltmadıkları için bir türlü ön kapıdan inemeyenlere söylendikçe söylenirdi.


Şimdi  bu duruma AVMlerdeki yürüyen merdivenlerde de rastlıyorum sıkça. Merdivenlere binenler son basamaktan sonra AVM koridoruna ayak basar basmaz yürüyüp merdiven ağzını boşaltacaklarına durup cep telefonuna bakabiliyor mesela. Yürüyen merdiven bu, basamakları bitince kullananların  kendilerini zemine atması gerek. Ama atamıyorlar. Ya tartışma çıkaracak denli kızgınlık doğuyor merdiven ağzındakine ya da merdivenden inemeyenler,  merdiven ağzındakinin üzerine kapaklanıyor.


Bir ağız daha var ki… Koyundan elde edilme. Koyunların da ağızları var, ama bu öyle saman, ot yemekteki ağız değil. Baharda kuzulayan koyunun ilk sütüne “ağız” denilir. Kopkoyudur. İçine toz şeker dökülüp yenildiğinde muhallebiden, süt tatlısından  filan bambaşka bir tat, kolay bulunamayan çok değerli bir gıda, nefis bir lezzettir.


Ağız deyince insanın aklına her ne kadar çok konuşanların torba değil ki büzesin dedirten, açılınca fitne fesat dökülen, insanları birbirine düşüren ya da tam tersi güzellikler saçılıp şarkılar söyleyen ağızlar gelse de doğa ağızlarla dolu. Hayretten ağızları açık bırakacak kadar.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
25.09.2018


Paylaş :

12 yorum:

  1. Cok güzel bir yazi olmus canım.Fotograflarin yine muhteşem..Hayran kalmamak elde değil,💓💓

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Çok teşekkürler. Birkaçı dışında hepsi Datça'dan. O güzel mavi yeşil yerden. :)

      Sil
  2. Doğa ağızları sadece dogruyi hakikati anlatır. Riyasız, yalansız... Dinleyip anlatmışsınız. Yüreğinize ve kaleminize sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Çok teşekkürler bu güzel yorum için :)

      Sil
  3. Ne güzel bir yazı olmuş. Koyunun "ağız" denen sütüne şeker katmak, öylece yemek ne mükemmel bir olaymış:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Eğer kuzulayan koyunun ilk sütüne rastlarsanız tatmazlık etmemizi çok isterim. Baharda oluyor. O kadar koyu ki... Muhallebi kıvamında. Müthiş bir lezzet. Çok uzun zamandır hiç rastlamadım. Şeker dökülünce muhallebiden de güzel.

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  4. Ve ne yazık ki şimdi beton yığınları ve duvarları arasında doğayla bütünleşmek te mümkün değil artık :(

    YanıtlaSil
  5. Çok güzel bir yazı olmuş. Şehir hayatında doğadan o kadar uzağız ki, günlerce, bazen aylarca topraktan irtibatımız kesik yaşıyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Topraktan uzakta. Televizyon karşısında. Bilgisayarın yanı başında. Duvarlar arasında, değil mi?

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  6. nerden nereyeee ağızları bir araya getirmişsiin. ne güzel düşünce yaa :) ah mağaralar. hep sualtı mağaralarına dalmak isterim. olimposta çok güzelmiiş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçinden nehir akan çok derinlerdeki mağaralar gezdim Batı Karadeniz'de. Çok da özledim oraları. Ama tadilat başladı Çeşme'de longoz ve böyle mağaraları şu an gezmek olası değil. Sonunda kendim olmadan tadilatta evet dedim.

      Tokat Ballıca Mağarası'nda göl var. İndikten sonra, epeyce derinde.

      Davutlar'da küçük bir mağara var. Zeus mağarası. İçinde göl var. Küçük.

      Su denilince ille de tek deniz kenarına gitmeyenlerdenim galiba. Yer altında, bir mağarada , birkaç yüz metre indikten sonra duyulan su sesi, deniz kenarındaki dalga sesi kadar güzel. Daha da heyecan verici.
      Aman denizi kötüledim sanılmasın. Hiç yapılabilir mi öyle bir şey? Mümkün değil. Sadece geniş açılı bakış suya desek :))))

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci