31 Mart 2018 Cumartesi

Bir bahar günü, Arnavut kaldırımlı yol, kirpi, Ankara manzaraları



 Arnavut kaldırımlı yoldan  çıkılıyor koruluğa. 





Koruluk epeyce büyük. Oralarda sıkça tilki de görülüyormuş.




Kimi ağaçların altına sokak  hayvanları ve koruluğun hayvanları  için su ve mama kapları bırakılmış.




Bazı ağaçlara kuş yuvaları asılmış.




Şöyle kenardan durup meyilli halde yükselen zemindeki çamların uzanıp giden görüntülerine bakınca... 




Bolu ormanları kadar olmasa da eni konu koyu ağaçlık. 




Ne güzel! Ankara, hani o bozkır var ya, orada işte.



Arnavut kaldırımları bitti, sağ yan ve karşı alabildiğine  ağaçlık halde uzanıyor. 




Yol çatal. 




Koruluğun kıyıcığındaki kaldırımda henüz birkaç adım atmışken o görüntü gözümden kaçmadı.




Öyle şeyleri hep görüyorum nedense. 




Algıda seçicilik galiba.




Kocaman bir kirpi. 




Dikenleri kahverengi. Alttan beyaz tüyler çıkmış. 




Yemyeşil otların arasında  futbol topu gibi bir yumak diken halinde büzülmüş.




Üzerine bir iğde düşmüş. Kıpkırmızı. Dikenlerine saplanıp kalmış. 




Gülüp “sen bir kızsın, hem de süslü bir kızsın sanırım” diyorum. 




Hareket etse de şu boncuk gözleri ve uzun burnunu görebilsem. 



Hiç bu kadar yakından bir kirpi görmedim çünkü. 




Başını kaldırdığında resmini çekmeyi bekliyorum hem.



Hiç mi hiç hareket yok. 




Pısmış, sinmiş gibi. Ama bu kadar uzun süre hiçbir canlı hareketsiz kalmaz. 




İşkillenmemek elde değil.




Hafifçe dokundum. Hiç kımıltı yok. Olmaz, kımıldamalı. 





Yine dokundum.




 Hayır. 




Anladım!



Ya araba altında kaldı ve zar zor kaldırıma çıkıp koruluğa dalamadan orada  öldü ya da kediler yedi.




 Kediler çok sever kirpileri.





 Ah, kedilerden kuşların ve kirpilerin çektiği…



Artık kirpinin içi boş dikenli derisinin başında beklemeyip ilerlemeli.





Koruluğun içlerine merdiven döşeniyor. Keşke döşenmese. 



Ayakaltı olunca  ortalık piknik alanına dönüp fazlasıyla çer çöple dolup kirleniyor.



 Geceleyin de oraları mesken tutanlar oluyor.




Koruluk, ormanlaşma yolunda aslında  izin verilirse.



Çamlardan düşen ibreler, orman toprağı havasına sokmuş yerleri.




Hava çok güzel. Öyle ki çamların yanı başına park etmiş araçta uyuyanlar var. 



Şekerleme yapmakta biri sürücü koltuğunda.

 
Merdivenlerden önce bir seyir terası gibi manzaralı olan koruluk içindeki çıkmaz yola sapmalı. 



Biraz Ankara manzarası çekmeli.



Orada burada açan çiçekler var. Onlar da karelik.



Hayat ne kadar farklı şehrin her bir köşesinde.



(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 

31.03.2018

Paylaş :

Bahar adlı öyküyü anlatan kareler

Pencereden, balkondan bakınca  pencere altında görülebilen en gerideki fide olan bu zeytin, sert Ankara kışını atlatmış Ankara'da 
büyümekteki bir zeytin ağacı. 



Kışı sarıp sarmalanıp, eni konu ambalajlanarak geçirdi elbette.



Her yan size çiçek uzatan ince, narin dallarla dolu şu sıra.


Çiçekler mi? Bakmalara doyulmuyor.



O yüzden fotoğraflanıp bari karelerde olsun kalsın isteniyor.





Dallarda asılı halde kışı geçirip bahara erişen geçen yılın tohumları, yakında yere düşer. 


Rüzgarlarlarla. 


Sonrasında metropol ortamında yeşerse de boylanıp ağaç olabilmeleri güçlü bir olasılık değil gibi.


Pembe Ankara taşları ile kaplı kaldırımlarda yeni başlamış yağmurun ilk  damlaları.


Kilit taşlar da yağmur damlalarıyla lekenince  başka bir gülüşe bürünüyor.




Yağmur Ankara için en güzel haberdir. 


Yağışlı baharlar da en güzel bahar. İlki olsun sonu olsun baharın. 


Bu bahar kana kana yağdı. Toprak yeşerdi. Ağaçlar memnun. 

Arkalara yeni dikilen fideler patladı. Ağaç olmaları beklenecek artık

. 
Yine de yeşermeyecek olanlar var. Kuleler biteceği için yerlerine, yeniden baharlar karşılayamayacaklar var.


Eski çavdar tarlasındaki yabanileşmiş çavdarlar arasında  biten ve her sene resmini çektiğim pembe gül hatmi gibi mesela.

 
Budanıp atılan bir sarıcı yeşil yapraklı çiçeğin açtığı mor çiçekler ya da.


Adonisler. Yanılmıyorsan bir adı da keklik gözü. Onlar da görülmeyecek, kule dikilince.


Gelincikler. Beyaz öbekler oluşturan ve müthiş kokan o çiçek orada bir daha hiç bitmeyecek.

 

Diğer yabani çiçekler. Kertenkeleler ve sincaplar da yuvalarından oldu iş makineleri girip de o tarla düzlenince. 


Ki yanı başında Kasım ayında düğüm olmuş karnı sarı bir ölü yılan resmi çekmiştim.


 Ahh, ahh, şu kuleler.


Doğal olarak biten, kendi kendine çıkanlar, gelecek baharlarda eski baharların Allah’tan karelenmiş güzellikleri olacakken site bahçeleri sanki parkmış gibi çiçeksiz ağaçlarla dolu.


Beyaz, pembe ya da mor  nasıl güzel çiçekler açan hatmi ağacı, sakura yok mesela site bahçelerinde. 


Akasya unutuldu ki bu nasıl bir  vurdumduymazlık anlamak mümkün değil.


Erkenci ağaçların çiçeklerinin yaprakları dökülmekte tam şimdi. 




Çimlerde, site içi yollarda pul pul beyaz leke halinde duruyorlar, 




Ankara taşı pembesi üzerinde pek güzeller. 




Öyle bir görüntü oluşturuyorlar ki konfeti dökülmüş sanki havanın eliyle yeryüzüne.



Hele de araba camında…




 En kaçtığım renk, sarı.




Çağrıştırdığı şeyler pek iyi şeyler olmadığından. 




En hırpalamadan anlatımı, sararıp solmak anlamlı da ondan sarı çiçeklerin.. 


  
Sarı da olsa açan çiçekler havayı bambaşka bir hale sokuyor her yanda.



   
İnsan şehrindeki ağaçların evlerden, binalardan yukarıda  olmasını bekler ki rüzgar esebilsin, 



hava akımı olsun, manzara sekteye uğramasın. 



Oysa hatırlı tepelerin üstüne kondurulmuş blok bahçelerindeki ağaçlar bile karşı kuleler karşısında  ufacık tefecik, minyon mu minyon…


 Baharın müziği, kuş ötüşleri. 


Çoğaldı kuşlar. Göçmenler geldi.




 Keklik sesleri daha sık duyulur oldu. 



Yuva telaşındalar mutlaka.

  
Çevre yolundan geçerken ormanlaşma yolundaki ağaçlandırmadan gözünüzü alamazsınız.



Çevre yolu boyunca daima budandığından hep çit boyunda kalan, çiçek açan çalılar ya da ağaçların kattığı renk, neşe, şenlik.




Pembeler, koyu bordolar yani hanım tuzlukları müthiş bir renk.





 Sarılar da var arada…





Rengin ton ton artışının, doğanın yeniden canlanışın, kuş seslerinde çeşitliliğin, dallarda, ağaç diplerinde, toprakta açılan oyuklarda, havada bir hareket demek bahar. 



Güzellik demek. Müthiş bir yeşil öykü demek.


İşte o öyküyü yine yalnızca kendi çektiğim kareler ile anlatmaya çalıştım.


(Her hakkı saklıdır)



Ayşei Yasemin YÜKSEL

 (Acemi Demirci), 

31.03.2018


Paylaş :

30 Mart 2018 Cuma

Renkli meyvelere dönüşmeden önce her tomurcuk mısır patlağını andırır birkaç hafta boyunca...


Bahar, ağacın, toprağın çiçekler giyinmesi, renge bezenmesi demek.
Milim milim bir yolculuk, oluşum.
Tomurcuk, çiçek, meyve döngüsünde.
Hepsinin görüntüsü, göze seslenişi, karede duruşu bambaşka.

Bir kar tanelerini bir de bahar çiçeklerini yazılarımda çoğu kez patlamış mısıra benzetmiştim.
İşte yine o tanelerden.
Ama nasıl süslü, nasıl ibrişim ibrişim kurdeleli.

Bugün çektiğim bu kare, fotoğraf gruplarım be blogumda.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.03.2018

Paylaş :

27 Mart 2018 Salı

Akçay'da.

Üzülmüştüm. Burulmamak mümkün değildi. Çünkü artık açılmayan bir sayfaydı. Benim için sağ köşe çok da önemliydi. Emek vermiştim…

Nasıl olduysa açılmayan, ulaşılamayan o sayfayı bir umut bugün tıkladım. Açıldı.

Yenilenmiş. Baştan ayağa. Yeniden kurulmuş. Çehresi değişmiş. Zenginleşmiş.

Bir tık üzebilir de birkaç zamandır olduğu gibi, bugün olduğu gibi mutlu da edebilir.

Henüz yapım süreci tamamlanmamış. İki üç güne kadar  o da bitecekmiş.

Yenilenmiş haliyle, wwww.bizimsemaver.com adresinde, eskilerden bir yazımı görmek de çok güzeldi.  

Bu kez de her zamanki  desteğinizi hele de sitenin yeni halinde yer alan ilk yazımda görmekten ve sonrasında da ara vermeksizin sürdüğünü bilmekten sevinç duyacağım. Tüm Aksaraylı hemşehrilerimden, yakınlarımdan, arkadaşlarımdan, liselilerimden, dostlardan tabi.

Çok teşekkürler şimdiden.

“Kırlangıç varyetesi altında; tiriliçe tadında: Akçay” adlı çalışmama;
linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 27.03.2018
(Her hakkı saklıdır)

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci