19 Mayıs 2018 Cumartesi

19 Mayıs


19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun




(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.05.2018

Paylaş :

18 Mayıs 2018 Cuma

Taşların arasında, köy kıyısında bir beyaz zarafet. Üzerlikmiş. Nazara iyi gelir.


Geçen hafta çektiğim bu zarif çiçeği daha önce hiç görmediğimden adını bilmiyorum.
Harran.

Öğrendim. Üzerlikmiş.Çok iyi bilirim; ama çiçekliyken hiç görmemiştim.  Nazara iyi gelir.

Bitki, çiçek, flora fotoğraf gruplarımda ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
18.05.2018

Paylaş :

17 Mayıs 2018 Perşembe

Külahlı evler. Şirin mi şirinler.


Dağların zirvesine ev yapamadıklarından çatılarını dağ zirvesi gibi yapmış  görünseler de mutlaka bir nedeni vardı külah takmış gibi görünen evler yapmanın.

Bir fotoğraf grubumda bu mimarinin ısı ile ilgili olduğunu okudum yorumda. Vaktinde de Harran Evleri ile ilgili birkaç belgesel izlemiştim. Neden öyle yapıldıklarını anlatmışlar mıydı hatırlamıyorum. Biraz araştırmayı istedim; fırsat bulamadım. Oysaki bir tık ötede halbuki. Sanırım yarın bu konuda epeyce okumuş olacağım.

Şirin, sıcak ve içeriden örülü tuğla tavanları ile işlemeli bu evler gerçekten mimarinin değişik ve şirin örneklerinden.

Harran Evleri’ne ait karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 17.05.2018

Paylaş :

15 Mayıs 2018 Salı

Dağ zirvelerine özenen çamurdan damlar

Toprak ve samanla yapılan çatısız, sivri tavanları sanki ufacık bir tepeyi andıran bu pek değişik çamur mimarisi evlerden bizde bir de İtalya’da var.

Mutlaka içinde büyüyen çocukların tırmandıkları ilk tepecikler, evlerinin yokuşu andıran damlarıydı.

Çok sevimliler.

Fotoğraf makinem parçalanınca cep telefonu ile gerçekleşen bu çekime ait  karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
 15.05.2018

Paylaş :


“Saklı Ege: Urfa” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 15.05.2018

Paylaş :

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Harran Evleri


Çamurdan yapılma, sivri kubbemsi tavanlı, benzerlerinin İtalya’da da olduğu Harran Evleri, Şanlı Urfa.


Fotoğraf makinem parçalanınca cep telefonu ile gerçekleşti bu çekim
.
Bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

 Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 15.05.2018




Paylaş :

13 Mayıs 2018 Pazar

Detone Miyavlayan Kedi


On yavrudan biriydi. Dokuzunu emzirdi de annesi, tek onu emzirmedi. Çünkü miyavlaması bir başkaydı. Nasıl desek, hani detone sesler gibi.

 Annesi onu öteye itekleyince ağlamaklı değişik miyavlamasına müzik öğretmeni Sema kulak kesildi. Kulağını tırmalayan bu sesin yavru bir kediye ait olduğunu anlayınca onu  sahiplenip giriş kattaki evinin balkonunda bakmaya başladı. Yavru kedinin miyavlamasını fazla detone bulduğundan adını Detone koydu.
 
Detone, Sema’nın evinde büyüdüğü karton kutudan yuvasını  terk ettiğinde etrafı keşfe çıktı, sokak sokak.  O artık bir sokak kedisiydi. Ama ev hayatını da bilen bir sokak kedisi… Üstelik aslangiller ile akraba olduğunu da öğrenmişti  eski sahibesinin çocukları ders çalışırken. Hatta Eski Mısır’daki önemini dahi biliyordu.

 Gözleri en çok pencerelerdeki ev kedilerine takılıyordu dolanırken. Onların kulaklarını dikerek uçan kuşlara dikkat kesilmelerini seyrediyordu. Hepsi de çok temiz, parlak tüylü ve bakımlı görünürdü dünyayı pencere gerisinden izleyen ev kedileri. Detone gelemezdi pencere gerisine. O hep kapının dışını merak ederdi.

Pek çirkin olmasa da hiç de güzel  sayılmayacak, artık sokak kedisi olmuş Detone, yaşadığı sokağın altını üstüne getirmiş, hangi apartmanın hangi dairesinde kedi yaşıyor bellemişti. Hepsiyle de ilgilenmiyordu üstelik. İlgilendikleri hepten cins kedilerdi. Miyavlamaları da güzeldi onların gerçekten.

Çinçila, Ankara, tekir, sarman, Van, İran kedilerinin adresini çoktan bellemişti. Ama önünde en çok dolandığı adres, kibirli bir Siyam kedisinin yaşadığı eve aitti.

Nasıl zarifti o Siyam kedisi! Kimselere aldırış etmiyordu. Sahibinin çağrılarına bile kulak vermezdi. Öyle ki sahibi bu kibirli kedinin taa yanına kadar gelir, bin bir tatlı söz söyleyip onu kucakladığı gibi mama kabına  götürürdü. Siyam kedisi, evin kedisi gibi değil  de sanki evin sahiplerini kendine bakıcı tutmuş ev sahibesi gibiydi.

Detone, Siyam kedisine fena tutuldu. Öyle ki o detone mırlayışıyla sesini Siyam kedisine duyurmak için  çabalayıp durdu. Kolay kolay hiçbir şeyi umursamayan Siyam kedisi sonunda onun sesini tanımıştı. Detone’den haberdardı haberdar olmasına daaa… O ne anlaşılmaz mırlamaydı öyle… Detone’nin mırlamasını Siyam kedisi ya hiç anlamıyordu ya da onun biraz mama istediğini  sandığında da aslında Detone’nin ağaçtaki başka bir kediyle konuştuğunu görüp  şaşırıyordu.
 
Haklıydı da. Detone, başka kedilerin pineklediği  pencere altlarında da vakit geçiriyordu gizli saklı. Her pencere altına uğruyor kiminde daha az kiminde daha çok oyalanıp, ev kedilerinin hepsine sesleniyordu.

Detone’nin amacı, uğradığı her pencereden pay almaktı aslında. Çünkü bu kediler, kuru mamasından artan köftesine pay sahibiydiler. Detone de yaptığı şirinlikler ya da sağladığı sıcaklıklar ile onların paylarından pay almak istiyordu. Elbette ev kedileri bunu anlayamıyor, Detone’nin kendilerini görmek için buralara uğradığını sanıyorlardı. Oysa Detone, onlar patileriyle kendisine bir köfte iteklesin ya da mama kabından fırlayan bir şey önüne düşsün diye bekliyor, ev kedilerinin dikkatlerini dağıtmak için neler yapmıyordu neler.

Her gün başka bir öykünün kahramanı gibi yeniden başlıyordu çabalarına. Ve eli hiç boş dönmüyordu. O kadar çok ev kedisi arkadaşı olmuştu ki uzaktan uzağa.  Sonuçta Detone’nin istediği oluyordu hep.

Nasıl olduysa oldu, Siyam kedisi Detone’nin niyetini fark etti. Mağrurca da belli de etti  fark ettiğini. Detone  boş durmadı yine de. Müzik öğretmeni eski sahibinin resim öğretmeni arkadaşının  atölyesine uğramaya başladı. Kedileri çok seven ressam, Detone’nin boyalara sürtünüp kendisini başka başka renklere, kılıktan kılığa sokmasına kızmak yerine gülüyordu. Hatta Detone’nin  renkten renge bürünmüş hallerinin resimlerini çiziyordu. O çizdikleri de hayal gücünün  gizliliklerindeki  yansımalar olarak çok beğenilmişti, kapış kapış satılıyordu.


Siyam kedisi, Detone’nin renkten renge bulanmış haline her defasında aldanıyordu. Ta ki Detone miyavlayana kadar. O zaman Siyam anlıyordu ki Detone yine başka bir kılıkta çıkagelmiş. Bir mavi, bir pembe. Bir gri, bir siyah. Her defasında başka bir halde.

Detone, yılacak bir kedi değildi. Bazen miyavlayışı bezginlik, yorgunluk anlatsa da  mutlaka yeni yollar dener, asla vazgeçmezdi. Pes etmek nedir bilmeyen bir kediydi Detone.

 Siyam kedisi nasıl baş edeceğini bilemez olmuştu Detone ile. Mama yemek dışında balkona çıkmamaya başladı. Pencereden bakarken bir de gördü ki bahçedeki ağaçların pencereye uzanan dalına kurulmuş Detone kendisini bekliyor.

Başka pencereye  gitse Detone otoparktaki bir arabanın üzerine uzanmış kendisini gözlüyor. Siyam kedisi anladı ki Detone her yerde...

 Siyam kedisi mamalarını içeride yemeye başladı. Böylece balkonda mama olmadığını gören Detone uzaklaşır diye düşünüyordu. Ama yanıldı. Detone bu kez başka kedilerden topladığı mamaları çıktığı ağaç dalından Siyam kedisinin balkonuna atmaktaydı.

 Siyam kedisi, kendisi için yapılan bunca şeye anlam veremediğinden şaşkındı. Ne yapmaya çalışıyordu bu Detone? Artık mama veren kendisi değildi çünkü. Detone olduğuna göre. Vardı bunda bir bit yeniği. Neydi peki? İstese Detone hep önünde beklediği evlerden birisinin kedisi olabilirdi. Kedi severler alışmıştı çünkü ona. Ama belli ki ev kedisi de olmak istemiyordu. Bazen daldaki karganın ağzındaki peyniri kapan ağacın altındaki tilki rolünü oynuyordu. Bu numarası anlaşılınca da özür dilercesine kendisi mama getiriyordu, mamasına ortak olduğu ev kedilerine. Çözememişti Siyam, miyavlaması zaten anlaşılamaz tondaki Detone’yi. Bu konuyu kökünden çözmeye niyetlendi.
 
Siyam, sahibesine tüm perdeleri, pencereleri  kapattırdı. Kanepenin tepesine çıkıp konumlandı. Tam şöminenin karşısında  uyuklamaya başlamıştı ki bir patırtı duydu. Rüya görüyordu sanki. Şömineden dışarı bir bulut taşmış, etrafı toz duman kokusu kaplamıştı. Bir de tuhaf bir miyavlama duyuluyordu!

Kapıdan, pencereden umudunu kesen Detone, bacadan içeri girmişti. Ağzında da yakaladığı bir kuşun gövdesinden söktüğü kalp. Detone aşıktı galiba gerçekten Siyam’a.
(Her hakkı saklıdır)
 
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.05.2017

Paylaş :

Yol kenarında bir kadın


 “Bu üzücü bir olaya ait çalışmama tema olarak, üzerinde gözyaşını andıran yağmur damlaları olan çimleri seçtim.”




Artık uzun yol için hayli eskidiğinden İzmir’den ilçelerine yolcu taşıyan, şimdi de  Karaburun’a giden otobüsün çevre yoluna çıkmasına az kalmıştı. Motosikletinden kamyonuna,  lüks olanından aile arabasına hepsi hız yapardı bu iki yanı zeytin ağaçları ve fıstık çamlarıyla  kaplı  yemyeşil yolda.

Çevre yoluna çıkınca otobüs pencerelerinin kimi kapanmış perdeleri açıldı. Dışarıyı rahatça izlemek için güneş gözlüklerini takanlar oldu. İlk kez o yoldan geçenler cama yapışmıştı sanki etrafı görmek için.

Kısacık yolculuğun tadını çıkarmak isteyenlerce açılan incecik alüminyum ambalajlı cips paketleri ile içinden kuru üzüm, leblebi alınan kesekâğıtlarının hışırtısı; ortalığa yayılan fıstık kabuğu, çekirdek sesi, kokusu; şoförün dinlediği kimselerce duyulmamış şarkıların uğultusu içinde sürüyordu yolculuk. Tam arkalarındaki koltuklarda oturanların çiğnediği naneli ya da damla sakızlı çikletlerin kokusu, bir ön koltukta oturan kimilerince her nefes alıp verişte hoşnutsuzlukla solunuyordu.  

Sol  taraftakilerin birdenbire başlarını cama çevirip dışarı bakmaları, sağ yan koridor tarafında oturan kadın yazarın gözünden kaçmadı. İşte gözlem ayağına gelmişti. Bu bakış, bir öyküye bakıştı sanki.

Sol tarafta kalan koltuklarda oturanlar adeta cama yapıştığından kadın yazar onların başlarından başka bir şey göremedi. Ama dışarı bakanların birisi “külhanbeyi tavırları içindeki şu adam nasıl bağırıyor kadına!” derken bir diğeri  “kadın arabadan niye indi ki bunca hızlı, yoğun trafik akışında?” diye sorup duruyordu kendi kendine.  “Nedir dertleri bu kadın ile bu adamın? Aaaa, şu hemen arkalarında duran kırmızı kamyonun şoförü yoksa…” deyip elini ağzına götürdü zevzek biri de.

Sağ taraftaki koltuklarda oturan gençlerden kimisi yerlerinden kalkıp yol kenarına park etmiş  beyaz araçtan inen kadın ile  önde duran kamyonun şoförünün bağrışmasını  seyretmek istediler. “Biz de görelim ama. Başınızı biraz çekseniz ya” dediler camı kapatanlara. Cips yiyen saçı dökülmüş bir adam kızarcasına konuştu, “ne var görülecek. Kadın arabadan indi. Kamyona binecek. Anlamadınız mı neler oluyor? Göz göre göre bu ne ahlaksızlık böyle?” diye homurdandı. Koridorda ayakta duran gençlerden biri “biz de kavga var sanmıştık, bakacaktık” diye sızlandı. “Tabii kavga canım. Tabii ki kavga. Kamyon onları gişelerden sonra sıkıştırdı, tampon tampona geldiler, sonra da solladı. Ben gördüm” dedi genç bir kadın. Saçı dökük adam “Hadi canım sen de! Besbelli ortada neler olduğu” dedi yine homur homur. “Ama önyargılı davranmayın. Günahını alıyorsunuz o kadının. Beyaz arabayı sıkıştırdı kamyon. Kamyon sürücüsüne çok kızmış olmalı kadıncağız az daha kazaya sebep olacağı için”.  “Külahıma anlat sen o saftirik masalı” deyip katır kutur cips yemeye devam etti saçları dökük adam.
 
Siyah saçlı tombik bir liseli “ay size ne canım, ister dururlar ister giderler. Kime ne el âlemin ne yaptığından. Susun da filmimi izleyeyim tabletten ama” deyip sakızını patlattı.

"Artık her yer, her şey bozuldu. Yolda olacak şey mi şu yaptıkları” dedi kır saçlı bir adam. “Yapacaksanız bari göz önünde yapmayın ahlaksızlıklarınızı” diye söylenirken tüm otobüsün duyacağı şekilde cıııkkk cıkklar sıraladı yazlıklarda çalışmaya giden bir inşaat ustası. “Ayyy ne oldu ki” diye merakla sordu arkalardan biri. “Saf saf konuşup insanı sinir ediyorlar. Görmüyor musunuz edepsizlerin yaptığını. Kamyon şoförleri şehirlerarası yolda neden durur bilmeyen var mı sanki? Dünya bozuldu, dünya” diye söylendi saçları dökük adam bir kez daha.
*****
Öğretmen karıkoca on yıllık evliliklerinde ilk kez tatil yapacaklardı. Karaburun’da bir pansiyonda beş günlüğüne yer ayırtmışlardı.  Karaburun’a da, tatile de ilk kez gideceklerinden internette epeyce vakit harcamışlardı nasıl gidilir, çevre yoluna nereden girilir; yeşil tabelalarla mavi yol işaretlerinin farkı nedir; ucuz yemek nerelerde yenir; bir gözleme ne kadardır gibisinden şeyler için. Tüm kış boyunca evlerinde hafta sonları kurs vermiş, kurs paralarını biriktirmişlerdi bu tatil uğruna. Yazı iple çekmişlerdi.

Çevre yolu gişelerine geldiklerinde neredeyse yanlış gişeye sapacakken kadın kocasını uyararak üzerinde ışık olanların çalıştığını söyleyince adam mecburen aniden açık gişeye direksiyon kırmıştı. Taaa doğu sınırının ötesinden gelen tam arkalarındaki kamyon şoförü çok sinirlendi adamın bu şaşkınca davranışına. Yüreği ağza getiren uzunca bir korna çaldı. Öğretmen adam duymazdan geldi. Hatasını biliyordu; ama buraları bilmediğinden yanılmıştı işte. Hem arabalarının plakası zaten anlatıyor olmalıydı buralara yabancı olduğunu.

Gişeden çıktıktan sonra kamyon peşlerine takıldı. Kâh tamponlarına değercesine izledi öğretmen karıkocanın arabasını, kâh hız yapıp onlara yetişti kaçtıklarında. Kâh yanlarından yanlarından ilerleyip sıkıştırmaya çalıştı. Az daha biçecekti ki karıkocanın arabasını öğretmen adam orta halli ikinci el arabasını durdurdu. Onlar durunca hızla fren yapan kamyon da durdu tam önlerinde.

Öğretmen adam,  kötü bir kazaya ramak kaldığından hatta bir kaza olsaydı kesinlikle kurtulamayacaklarını bildiğinden sinirlenip arabadan indi. Kamyon şoförüne “ne yapıyorsun kardeşim. Canımıza kastin mi var?” demek için.  Öğretmen adamın öğretmen karısı, kavga çıkacağından korktuğundan kendini arabadan dışarı atmıştı. Bu arada sürücüsü olanları fark ettiğinden yanlarından çok yavaşlayarak geçen Karaburun otobüsünde o tarafı gören koltuklarındakiler, kamyon şoförü ile öğretmen kadını fark etmişlerdi.
*****
Akşam televizyondan haberleri izleyen Karaburun otobüsü yolcularından kadın yazar, çevre yolundaki cinayet haberini duyunca kulak kabarttı. Hatalı sollama ve sıkıştırma yaptığı için kamyon şoförüne “ne yaptın sen arkadaşım” diyen öğretmene kamyon sürücüsü “sen ne yaptın lannn asııll” diyerek elindeki levyeyi indirip öğretmenin hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Kamyon şoförüne engel olamadığı için sinir krizi geçirmekte olan öğretmenin karısına da levyeyi sallayan kamyon şoförü, tatile gitmekte olan öğretmen çiftten kocayı öldürüp kadının da kolunu kırmıştı.

Dinlediği haberle yüzü allak bullak olan kadın yazar iç çekti. “İnsanlar bilir bilmez neler söylüyorlar. Önyargıdan uzak kalamıyorlar birkaç saniyeliğine görmüş olsalar bile bir şeyi. Neler dememişlerdi ki bu insanlara bugün otobüsteki yolcular” diye üzüntüyle söylenirken bu öyküyü yazmak üzere yerinden kalktı.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 26.07.2016


Paylaş :

Mayıs ayının ikinci Pazarı


Anne ya da değil; ama suyundan toprağına, havasından, kuşundan, ağacından bitkisine, çiçeğine korunması gereken her şeye özen gösterip sakınana, kedi köpek, kuş yavrusundan insan yavrusuna yüreği anne duyarlılığı ile çarpan herkesin Anneler Günü kutlu olsun.

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.05.2018

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci