1 Aralık 2018 Cumartesi

Maviliklerde şahince bir kızıl süzülüş


Kimilerini en yakın olabilecek mesafe olan 










üç yüz metreden,






Tilki ve kızıl şahin. Çok uzaktaydılar. Bu netlikte çekebildim.



 kimilerini belki de yedi yüz metreden de fazla








Kızıl şahin ve saksağan. Yine çok uzaktaydılar onları çekerken.
 uzaktan çektim.










Zum, izin verdikçe.






Şahinleri görmek,
 buraların bitmez sürprizlerinden biri olmuştu






. Şehrin merkezinde tek güvercin,







 kumru, serçe, karga, 






saksağan bilinir kuş diye çünkü.







Bazen öyle anlara denk geldim ki 









çok uzakta da olsa görüntü  fark edebilmiş olmak büyük şans. 








Diyelim ki yuvalarında iki şahini









 birlikte fotoğraflamak.








Diyelim ki çok uzaklarda, 








nasıl olduysa oldu da






oralara o an bakasım geldi ve denk geldim,






 şahin ile tilkinin karşı karşıya gelmesi.








Diyelim ki yanı başına konmuş saksağanın




gagalamalarına karşı tetikteki şahin.








Çok sevgili blogger arkadaşımız Kiremithanem’e ithaftır şahinli bu bu kareler.







(Her hakkı saklıdır)









Ayşei Yasemin YÜKSEL



 (Acemi Demirci)



01.12.2018



Paylaş :

Zeytin dalında nadir bir an


Bu yaz, tatile gelenlerin dönüşte yanlarında götürmedikleri  kediler nedeniyle epeyce azaldıkları apaçık fark edilebilen  kızıl gerdan cinsi  bu sevimli kuşu pek fotoğraflayamadım.

2016 Kasım ayında çektiğim bu kare, kuşlar ve yaban hayatına ait bir fotoğraf grubumdan sonra blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
01.12.2018

Paylaş :

Teldeki Kuş - ama bu kuş kızıl şahin-


Ankara’nın kızıl şahinlerini denk geldikçe fotoğraflıyorum.

Böyle bir kareyi yakalayıp çekebilmiş olmaktan mutluluk duyuyorum.

Kuşlar ve yaban hayatına ait bir fotoğraf grubunda paylaştığım az rastlanacak  türden bu kare fotoğraf grubumdan sonra blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
01.12.2018

Paylaş :

30 Kasım 2018 Cuma


“Salyangozun Yoluna Tuz Dökmek” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
30.11.2018

Paylaş :

25 Kasım 2018 Pazar

Ay Boşlukta, Venüs Retroda, Dolunay da Var, Dahası da…


-Aaa, sen evden çıkmamış mıydın? Başka kim çalar ki kapıyı zaten bu saatte?
-Arabanın anahtarını unutmuşum.
- Yine mi? Bavul gibi çantan var. Çıkmadan içine atsana.
-Ay boşlukta canım, ay boşlukta. Ondan bu aksilik.
-Offf, yine mi boşlukta bu ay!
-Hadi çıktım ben. Çocukları okula gönderirken benim için de öpersin.

Üç dakika geçmeden

-Aaa, bu saatte kim çalar kapıyı? Polisi arıyorum, her kimsen kapımdan çekil.
-Aman bağırma cancağızım. Benim, Hayati. Su almamışım yanıma. İş yolu uzun. Ben çok susarım, bilirsin.
-İnsan o bavul gibi çantasına suyunu, anahtarını koymaz mı canım evden çıkmadan? Olmadı akşamdan hazırlar.
-Bu gece dolunay vardı. Ondan. Yoksa hiç unutur muyum suyumu! Çocuk muyum canım ben? Cıık cıkk!
-Hadi güle güle. İyi işler.

Beş dakika geçmeden

-Ay yoksa yine mi Hayati kapıyı çalan? Hayatiiii?
-Benim, benim.
-Yine ne oldu?
- Hava yağmurlu, şemsiyemi almamışım.
-Kaç gündür hava durumlarında hep önümüzdeki haftaya kadar yağmurlu diyor. Ne diye çantandan çıkarırsın ki şemsiyeni! Ama çıkarmamıştın ki zaten! Dün yine şemsiyeni unuttuğundan otoparktan eve kadarki iki adımlık  mesafede sırılsıklam ıslanıp gelmiştin.  
-İşte canparem o yüzden bugün de ıslanmak istemedim.
-Hazır etmek çok mu zor  bir şemsiyeyi? Sonra da çocuklara akıl verirsin. Hiç inanırlar mı her şeyi unutan babalarının kalemlerinize, silginize, çantanıza sahip çıkın tembihlerine.
-Venüs retrodaymış ondan. Yoksa unutur muydum? Islanmayı kim ister? Hee he heee; hah haaa. Çok komiksin yani.

Beş dakika geçmeden

-Sabah sabah kim çalıyor kapıyı gene? Kim o?
-Kocan canparem. Hayati.
-Yine ne var Hayatiiii?
-Senin arabanın anahtarını almışım benimki diye.
-Of Hayati, offf… Bir bardak çayı hala içemedim sana kapı açmaktan. Kahvaltıyı eczanede yapacağım bu gidişle.
-Nazardan tüm bunlar canparem. Girişin üzerinde oturan,  gireni çıkanı hep gözetleyen kadın var ya. Dün sana aldığım çiçeklerle gördü beni. Bak nazarı çıkıyor. O kadın ne zaman görse ille böyle aksilikler olur.
-Yaaa, tabii. Yoksa sen asla unutmazsın, bilirim!
-Gittim ben. Sana da iyi işler, bol kazançlar olsun eczanede bugün.

Bir dakika geçmeden

-Yine Hayati olmasın sakın  kapıyı çalan. Kim o?
-Beniiimmmm…
-Hayati  ne var yine? Kapıyı kapatmayacağım artık. Sana kapı açmak mı; çocukları okula hazırlamak mı? Sen çocuklardan çocuk oldun yaniiii…
-Ah canparem, acele işe şeytan karışır. Bak karıştı kör olasıca, gördün mü? Asansörde ne göreyim! Ayakkabımın biri bir tek, biri başka tek. Biri kahverengi biri siyah. Sabahları hava böyle kapkaranlık olunca...
-Hayatii! Çocuklar daha ne kahvaltıya oturdular ne de saçları tarandı. Beni meşgul edersen onları okula sen bırakmak dolayısıyla işe daha da geç kalmak zorunda kalacaksın.
-Tamam. Bu son. Söz veriyorum. Hepinize iyi günler. Bak çıktım işte.

İki dakika geçmeden

-Kesin Hayati yine. Kesin! Hay Allahım çocukları mı hazırlayayım, kahvaltı  mı yapayım yoksa Hayati’ye ortalama her dört dakikada bir kapı mı açayım? Hayati, bir kez daha kapı açmayacağım bilesin.
-Tamam canparem. Anahtar ile açarım. Sabah sabah tıkırtı duyup da ürkme diye çalıyorum zili.
-Anladım Hayati, ne oldu yine?
-Güneş gözlüğümü takıp çıkmışım. Hava hem karanlık hem kapalı. Uzak gözlüğüm gerek.
-Hayaaatiiiii. O bavul gibi çanta tıpkı şimdi olduğu gibi elinde bomboş gidip gelsin diye değil. Gözlüklerin, araba, ev anahtarı, şemsiyen, suyun  ne bileyim gerekli her şey içine tıkılsın diye. Yetti ama!  Ocakta çocukların sütü var, belki taşmıştır. Çocuklar bu kadar avara etmiyor beni.
-Kızma canparem. Göğe bak anlarsın neden unuttuğumu. Uçaklar gökyüzüne şeritler çiziyor ya… İşte o şeritlerde ne zararlı şeyler varmış, neler neler… Hastalık, unutkanlık yapıyormuş. Ondan. Yoksa unutur muyum? Gözlüksüz yapamam ki.
-Offf, bahane, bahane... Sana yetişemiyorum bahane konusunda.
-İyi bakın kendinize canlarım. Baba gider…

Bir dakika geçmeden

-Kim o demeye gerek yok. Yine Hayati’dir nasıl olsa. Hayati neyi unuttun bu kez?
-Telefonumu unutmuşum.
-Neredeyse vereyim.
-Ah bir hatırlayabilsem nereye koyduğumu.
-Çocuklar babanızın telefonunu çaldırın.
-Eee, niye hala kapıda duruyorsun Hayati?
-Kalın çorap giymişim. Ayakkabım sıktı.
-Hayati!!!! Her şeyini tam etmeden neden çıkarsın ki… Hem sen geç kaldın epeyce hem de bizi  alıkoyuyorsun.
-Aaa, bak bir İspanyol atasözü “Manana” der. “Yarın” demekmiş manana.  Yani “ertele” demekmiş. Atasözleri doğrudur. Anlayacağın canparem,  bir centilmen asla acele etmez.
-Sen acele etsen iyi olur ama.
-Yok, yok olmaz. Jüpiter ile Mars ters açı yapmış duymadın mı? Bu terslikler hep ondan.
-Yaaa, tabii tabii.
-Teşekkürler canparem, ince çoraplar için.
-Kapıyı iyi kapatsaydı bari. Bir de kapıyı kapatmayı unutursa... Bu devirde  ortalık hiç tekin değil malum. Hah, kapatmış neyse ki.
-Aaa, yine mi kapı çalıyor, ağlayacağım şimdi.  Bu kez Hayati olamaz artık.
-Benim!
-İnanamıyorum. Sen işini eve taşı bari. Ne var yine Hayati?
-Canparem, çıkarken “hoşça kal” demeyi unutmuşum. Ondan.

Bir buçuk saat sonra, işte
 
-Yarın aynı konuşmayı tıpkı dün de, ondan önceki günlerde de, bugün de yaptığımız gibi yineleyeceğimizi biliyorum Hayati Bey. Lütfen bundan sonra gecikip de artık beni yormayın.
-Hep geç kaldığımı söylerken bana haksızlık etmiyor musunuz? Her şey kendi koşulları içinde değerlendirilmeli, öyle değil mi? Burası metropol. Zaman öğütücüsü yani. Koşullar, metropol koşulları. Hep ondan gecikmeler. İki çocuğu okula hazırlamak var.  Onca yol, trafik. Yollar tıkalı, bir de kazalar yolu kapatıyor. Üstelik bunca yıldır hep dakik biriyimdir. Diyelim ki gecikmede suç benim bile olsa bir kez sürçen ata kırbaç vurulmaz.  Siteminizi bana değil metropole yaptığınız düşünüyorum. Bu yaklaşımınızdan çok üzgünüm patron bey.  
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
 
31.10.2018 

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci