29 Aralık 2018 Cumartesi

Şerit şerit kınalar


Kınalı keklik.

Ankara.

16.10.2016 tarihinde çektiğim bu kare, kuş ve yaban hayat üzerine bir fotoğraf grubumda  ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
 29.12.2018

Paylaş :

Buz Temizler. Mikrop, Virüs Gibi Tek Hücreli Ne Varsa


Yağarken elif elif dizeler söyletmiş kar, izlemesi en güzel doğa olaylarından.



Şanslıyız ki her kış kâh  az kâh  diz boyu izleme fırsatımız var.



Sabahları güneşin ilk ışıklarının vurduğu buzların pırıltısı.



Bu, bulunmaz bir güzellik. 



Yalnızca seyretmekte değil fotoğraflamakta da.



Doğanın dört halinden beyaz olanı .
kış



Dinginliğin göl sularından sonraki toprak üstü hali...



Yalnızca kar yağdığında ve tek  senenin belli günlerinde mümkün bu dingin beyaz görüntü. 



Görebilenlerdeniz neyse ki.




Evet, yürümeyi, araç kullanmayı ne kadar zorlaştırsa da aslında bir nimet buz tutmak. 



Ne kadar mikrop varsa, virüs varsa siler süpürür.



Tek hücreliler, 


koskoca bünyeleri



adı "paçavra hastalığı" olan salgınlarla perişan ederler malum.  



Ortalık temizlenir kar düştüğünde.  



Aklanıp paklanır.



Sağlığa kavuşur ortam kar yağınca . 



Tam da o günlerdeyiz. 



Salgın yok gerçekten de şu sıra.



Salgınların çok olduğu zamanlarda "bu sene kar yağmadı, mikroplar kırılmadı; o yüzden biz kırılır olduk" denilmesi, yakınması çokça duyulur.



Neyse ki bu sene kar yağdı çokcasından. 



Buz güzelliğinde bir  manzaramız var şu sıra.




Mikroplar yani tek hücreli ama bünyeye çok zararlılar  kırıldı mutlak :)



Yağdığında tüm ağaçları beyaz bir yüke bürüyen kar, zamanla dökülüp ağaçların yükünü azaltıyor.



Kar, her izi belli edendir.



Az önce feysbukta paylaştığım bu albüm şimdi de blogumda.
(Her hakkı saklıdır) 


Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
29.12.2018

Paylaş :

28 Aralık 2018 Cuma

Küçük kumrunun büyük güzelliği


Küçük kumru.
Ankara.

01.01.2018 tarihinde çektiğim bu kare, kuş gözlem ve yaban hayat üzerine bir fotoğraf grubum  ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
28.12.2018

Paylaş :

26 Aralık 2018 Çarşamba

Ah, O Eskilli Çaresiz Seyit! Ve Ölmüş Karısı, Çocukları, Anası, Babası


Pek anılmadık, bilinmedik küçük bir kentin adı hiç duyulmamış bir köyündendi Seyit. Aksaray’ın Eskil’inden. Akşam üstleri Ankara’da, arkalarından çektikleri, tekerlekler üzerindeki kocaman bir çuvala çöplerden  toplanan karton, kâğıt bulabildiklerini doldurarak  yaşamaya çalışan kâğıt  toplayıcıları o köyden çıkardı. Ta ki uzaklardan  gelenler o işi ellerinden alana kadar.

Seyit, “orda bir köy var uzakta” okul şarkısını söylemiş miydi ilkokulda bilmem. Ama Ankara’ya iki buçuk saat bile sürmeyecek uzaklıktaki  o köy, Seyit’in köyüymüş belli ki. Yakın da olsalar bilinmedikçe uzak, varılmadıkça bilinmezdir köyler. 


Seyit fakir. Seyit, alabildiğine  fukara. Seyit gariban. Seyit,  Aksaray’ın çoğu köylerinde olduğu gibi yokluk çeken delikanlılarından biri. Adını hiç bilmeyecektik,  boğazımızdan su geçmez hale de gelmeyecektik eğer ölmeseydi. Canlısından haberdar olamadığımız çıkmazlarda kalmış Seyit’in artık yaşamadığından  acı hayat öyküsünün çığlıkları diyebileceğimiz paylaşımlarla haberdar olduk. Olur olmaz da bir saniye öncesinden çok farklı gözüktü  dünya gözümüze. Bir lokma yemek dahi suçluluk duygusu duyurdu. Seyit’in kara gözlerindeki kederin karasında boğulduk.

Kim anlatırsa, yazarsa yazsın Seyit’in kısa, gün görmemiş, çaresizliğin  bataklık gibi yuttuğu hayatını, önemli olan nasıl anlatıldığı değil. Nasıl anlatılırsa anlatılsın Seyit, ailesi, yaşadıkları, çektikleri gerçek. Doğdu, kısacık bir yol aldı çaresizliğin  bıçak sırtında, geride öksüz yetim dört çocuk ve ana baba bıraktı.  Üzerinde durulacak nokta, Seyit’in öyküsünün üslubu değil, içimizde, gözümüzün önünde, komşu kapı ardında böylesi acıların yaşanmakta olduğu. En önemlisi de Seyit ve ailesi adım adım bu sona giderken çevredekilerin el olmayı, uzanan el olma olgusuna yeğlemesi.  Asıl sorun bu!

Eskilli Seyit, dört çocuk babası. İşsiz. Elinde avucunda yok. Var idiyse bile üç beş kuruşu,  geçen yıl kanserden kaybettiği karısının masraflarına  harcadı belki de. Dört çocuğun bakımı var  bir de omuzlarında. Evlatlarından en büyüğü,  lise öğrencisi bir oğlan.

Babası kanser hastası Seyit, Konya’da iş bulunca kalkıp gidiyor. Çocuklarını hasta annesine bırakıyor. Dört çocuktan da ikisi hasta. Bakıma muhtaç hasta bir babaanne, ikisi hasta dört torununa bakmak zorunda kalıyor. Seyit geceleri çalışıyor. Bekçilik gibi bir şey olmalı işi. Eline doğru dürüst para geçmiyor elbette. Geceleri işte olan Seyit, gündüzleri babasına bakıyor. Seyit çocuklarını çok özlüyor. Annesine ağladığı oluyor evlatlarından bahsederken.
 
Arayanları, soranları yok. Dertlerini anlatacakları,  hallerinden etrafı haberdar edecek kimseleri yok. Bunca yokluk, yoksulluk tümden çaresizlik demek. Çaresizlik giderek büyüdükçe Seyit çıkmazlarda kalıyor, eziliyor. Koskoca bir kaya iken öğütüle öğütüle kuma dönüyor.

O hafta liseli büyük oğlu babasını bekliyor. Okulda o sıra. Konya Aksaray arası uzun sürmez. Çocuk bunlar; anne zaten yok, baba da uzakta, bekliyor babasını. Öğretmenleri çağırınca babası geldi de eve birlikte gidecekler düşüncesiyle çıkıyor sınıftan. Babası değil; ama kara haberi gelmiş meğer. Nasıl yazmalı, nasıl anlatmalı kullanmayı hiç istemediğim o sözcüğü bilemiyorum; Seyit kendi isteğiyle hayata veda etmiş. Muhtemelen bir mektup da bırakmamış gerisinde. Yakınlarının sağlık sorunları, yoksulluk, yoksunluk, özlem, maddi çıkmazlar, çaresizlik, umutsuzluk, yalnızlık cenderesindeki Seyit’in sonu olmuş sonunda.

Uzanan el olmak değil yabancı anlamlı el olmuş insanların tümüne birden “neredeydiniz burnunuzun dibinde bunlar yaşanırken?” diyemiyor insan. Belki içlerinde durumları Seyit’inkinden çok da farklı olmayanlar var. Ama yediği önünde yemediği ardında, arabasının, cep telefonunun markasını yenilemeyi dünyasının ilk sorunu yapmış ya da bunları görmesi gerekirken görmekten kaçınmış insanlara sormadan da edilemiyor “neredeydiniz; ne yaptınız; neden hallerini görmezden geldiniz?” diye. Gece uyurken üstleri açıldığında yorganlarını örtecek bir anneleri artık yokken, hasta babaanneleri kendisine bakamıyorken  o çocuklara neden göz kulak olmadınız? Omuzları düştükçe düşmüş babaları, Seyit, kanser babasına bakar,  dört çocuğunu hasta annesine emanet ederken?  Biz insanız değil mi? Ne oldu bize?

Hangi birine üzülsün insan bu öyküyü öğrenince? Önce gelinini, ardından evladını kaybeden hasta ve yaşlı babaanneye mi? Kendisine bakan oğlu Seyit’in acı haberini alan büyükbabaya mı? Geçen yıl annesiz kalmış en büyüğü lise öğrencisi dört çocuğun bir de babasız kalmasına mı? Kim kime bakacak şimdi? Kim kimi teselli edecek? Ağlayamamışlardır bile. Bir köşeye kıvrılıp içleri yanarak kalakalmışlardır acıları ile.  

Seyit’in kanser hastası babası kalp krizi geçirmiş. Kim yetişti Seyit yokken ona? Seyit hangi mezarlığa gömüldü? Kimsesizler mezarlığına mı? Mezarını kim aldı? Defin masrafını kim ödedi? Neler gelmiyor ki akla…

Aksaray hemen şurası. Nerede ise Ankara’da işe gidiş geliş toplam saat tutarı yakınlıkta. İç Anadolu köylülerinin sesi hep kısıktır. Ses saklama huyları bile vardı vaktinde. Sesleri çıkmaz. Dertlerini anlatamazlar, belli ki anlatacak kişi de bulamamışlar etraflarında. Eli kolu bağlanmışçasına çaresiz kalmayı hemen her yakınında yaşamış Seyit’in öyküsü öyle acıtıyor ki duyanları. Geride kalanların halini düşünemiyor bile insan.

Neden kanser oldu Seyit’in karısı, babası? Köylerinde ne yediler ne içtiler ya da ne yiyemediler içemediler de bu hastalığa yakalandılar? Su mu, hava mı, toprak mı sebep?  Bunların tümünün kendisinde yansıdığı yedikleri, içtikleri mi onları hasta etti? Tarım ilaçları mı? Neyse bunlara neden, bir tümseği tepeye, tepeyi dağa, dağı dağ silsilesine dönüştüren etkenler biliniyor mu?

Ah, Eskilli Seyit! Çok utandırdın bizi. İçimizi yaktın. Ağlasak az; anlatsak olan olmuş; söylensek ne fayda! Yazdık onun için, gözyaşlarıyla yıkadık tuşları. Öykünden haberdar olunsun diye. Büyük oğlun adına bir hesap açılacağını duyduk. Şimdi onu bekliyoruz. Elinden geleni yapacak kişiler hala var elbette. Ancak bireysel çabaların sürekli olması mümkün değildir çoklukla. Kol kanat germenin sürdürülebilmesi  önemli olan. Çocukların her birinin okulları, eğitimleri, bakımları tamamlanıp  bir işe girip elleri para görene, hayatlarını yoluna koyana kadar uzanan el olmak gerek dört çocuğuna bir biçimde. Bir yolu vardır mutlak bunun. Babaanne ve dedenin sağlık sorunu çözülene kadar çocuklar ortada mı kalacak kaygısı da var.

Daha en büyüğü lise öğrencisi, kendilerine bakan babaanneleri hasta, dedeleri kanser olan çocukların uzun yolları var önlerinde. Babaanne ve dedeleri nereye kadar onlarla olacak, Allah bilir. İkisi de hasta iken ne kadar bakabilecekler Seyit’ten hem yadigâr, hem emanet torunlarına?

Ah, Eskilli Seyit, diriyken anlatamadığın halini  buradan bir değil birçok insan duysa… Yara bere içindeki insanlığımızı gümüş suyu dökmüşçesine otasak senin çocuklarında, ananda babanda.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.12.2018

Paylaş :

Dün gök kara, yer beyazdı


Ankara, kar rengindeydi.
Dün, saat 23:35 şöleni.

Dün akşama doğru başlayıp, bütün gece yağdıktan sonra  sabah saat yedi olmasan kesilen kar yağışını farklı saatlerde epeyce çektim. Onlardan biri olan bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) 26.12.2018

Paylaş :

25 Aralık 2018 Salı


“-mış Gibilerin Girdabında” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
25.12.2018

Paylaş :

24 Aralık 2018 Pazartesi

Gök, gece mavisi; Yer, kent ışıkları


Metropole akşam inerken kent ışıkları.
Bu akşam, Ankara.

Birkaç saat önce çektiğim bu kare fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
24.12.2018

Paylaş :

23 Aralık 2018 Pazar

Sarı çiçekler arasında bir kızıl tilki


Geçen yıl Ankara’da çektiğim kızıl tilki.

Ucu ponpon gibi kuruklu.
Kulak kenarları siyah sürmeli.

Bu karem, kuş gözlemciliği ve yaban hayat üzerine bir fotoğraf grubumda ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
23.12.2018

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci