23 Şubat 2019 Cumartesi

Solmak, Güneşten Başlayarak

Hiç mi usanmaz güneş,  alevler içinde yana döne milyarlarca yıldır kapkara bir boşlukta çakılı kalmaktan? Hep aynı, izsiz, belsiz, zeminsiz yörüngede? Elifi elifine değişmez hesap içinde, saati saatine döngülerini tamamlarken! Evrenin ta öte köşesinde başka güneşler olduğunu bilse de tek kendi etrafında yüzmekteki gezegenleri seyretmekten bıkmaz mı? Denizlerin gün ışığı erişemez derinliklerindeki koyulukta karanlıklara karabataklar gibi batıp batıp çıkmaktan yorulmaz mı her gün? Aklına gelmez mi hiç, “bugün canım işe gitmek istemiyor, doğmayacağım” demek? Evlatları gibi mi görür Satürn’ü, Mars’ı, Uranüs’ü; torunu mu beller ayı? Koskoca evrende olup da onca başka güneşlerin serpildiği boşlukta yüzerken hiç mi istemez bir diğer yörüngedeki güneşin mırıldandığı müziği? Öyle ki tarihin çok eskilerindeki denizcilerin yıldızlar altında işittiğince bir deniz kızı şarkısı söyler olsun o güneş… Oysa dünyayı ışığıyla besleyen bizim güneşimizin şarkısı, yalnızlık şarkısıdır. Milyarlarca yıllık yalnızlıktaki güneş ne bir gezegene yaklaşasıdır; ona yakınlar  yanar diye, ne de yıldızından canlısına  ne var ne yok ona yaklaşabilir; erir diye. Düzen öyle çünkü.
 
Bir, günün erkeninde doğarken bir de günün sonunda batarken kısacık bir anlığına karşı karşıya geldiği ay da olmasaydı sabahları “merhaba”,  akşamları “hoşça kal” diye kim derdi güneşe? Gel gör ki sınırsız, sonsuz, uçsuz bucaksız tanımlamasının çok dünyevi kaldığı uzay boşluğunda sıkışıp kalmışlığı var güneşin. O da biliyor bu gerçeği. Ve gerçeğini yaşıyor. Yana yana.

Güneşin gerçeği, bu gerçeğin yanında mikroskobik bile kalamayan mumun gerçeğinden  farksız aslında. Mum, ışık saçmak için yanar; yanınca da erir biter. Masadaki muma bakınca güneş, mumların en devi. Bir gün o da sönecek sonunda, her mum gibi.
 
Güneşin gerçeği, kendisi o halde. Gerçekler, uzay boyutundaki ortamlarda kanundur. Güneşin gerçeği  öyle yakıcı ki. Güneş her gün doğuyor. Saatinde.  Tik taksız  çark, kendi sisteminin guguklu saati.  Guguk kuşu da horozlar.  Sabah, güneşle eş anlamı. Akşam, güneşin el sallaması. Vedası. Gece, güneşsizlik. Ayın nöbeti devralması. Evrenin vedaları, karanlığa gömülmek yani. Selamları, ışımak. Mevsimler, güneşin açısı, eksisi artısı. Işığını yarıdan kıranı, dimdik yollayanı. Mevsimler, gün ışığı postacıları gibi. Güneş, dünyanın kapı numarasını aydınlatan el feneri sanki uzay mahallesinde. Cayır cayır yanan ateşten top güneşle arasında olması gereken mesafeyi korudukça dünya güllük gülistanlık.  Ama nereye kadar bu güllük gülistanlık olmaklık?

Ya güneş yanmasaydı! Çiçeğinden böceğine, insanından denizaltı canlılarına, hayvanına her şey yok olurdu, biliriz. Yanmak, güneş için başka anlamda iken dünya  ve üzerindekiler için hayat bulmak anlamında. Kimi, böylesi yanarak azar azar tükenirken onun tükenişi başkası için  hayatın can suyu. Bu yanış, dünyanın mavi gezegen olabilmesi için  gereksinim duyduğu ısı demek. Yeryüzü ve içindeki her türlü yaşam biçimi, güneşin kızıl sıcaklığından  hayat buluyor.

Olsun olsun dört yönden birine yalnızca bir metre kaçış  olsun, belli ki ırayamaz güneş.  Yörüngesine mıhlamış döner durur. Döngüsü dünya için mevsimdir, kendisi için tükeniş. Güneşin en acı gerçeği, yanarken hayat verici iken sönünce hayat verdiklerinin de yok olacağıdır. Güneş  soğuduğunda, bittiğinde dünya artık dünya olamaz. Cemrelerin düşeceği ısı değişimi olmayınca baharın, yazın, güzün, kışın adı donar kalır katman katman.

Evrende, dünyada esas olgu, döngü. Her şey dönmek üzreyken güneş de dönecek tabii. Dünya da, ay da. Döne döne var olmuşlar hep, milyarlar ile anılan bunca yıllar boyu. Belki de insanın çeşit çeşit düşünceler, yollar, sorular, yaklaşımlar geliştirip aradığı, insan gözüyle, aklıyla ya cevaplayamadığı ya da başka başka cevapladığı o gerçek, döngünün ta kendisi. Atom çekirdeğindeki gerçek nasılsa, öyle  fiziki gerçek döngü. Güneş, döngünün çekirdeği.

Kibrite gerek duymadan yanan güneş, insan gözü yeterliliği içinde görülebilecek  en büyük mum. Gökyüzünde asılı halde. Işığı, gezegenlerine. Yoksa kaynak  yapılırken etrafa saçılan küçücük bir kıvılcım kadarcık bile değildir belki sonsuz evrende. Biliriz ki mumlar yanarak ışıtırken usuldan erirler.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 17.11.2018


Paylaş :

2 yorum:

  1. Temizlik gerçekten de çok güzel bir şey ancak bunu da takıntı haline getirmemek gerekir. Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)))
      Çok özür dilerim.

      Bu başlık altında, bu başlık altında olması gereken yazımı değil Gümüşçün Böceği başlıklı yazımı yayınlamışım. Düzelttim. Güldüm de. Okuyan ve hoşgören tüm arkadşlarıma, size çok teşekkür ederim.

      Zarif yorumunuuz olmasa, temizlik sözcüğü geçmese yorumda belki de bu yazım hep böyle başlığına yabancı ve bir tekrar yayın olarak kalacaktı.

      Çok sevgiler :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci