11 Mayıs 2019 Cumartesi

SURVIVOR'DA NELER OLUYOR ya da Bir Uzak Adada “Que Sera” Çalarken



Ben, “yollar” diyeyim de siz gerisini getirin; hastanesinden işyerlerine, upuzun koridorlara insanlarla dolu her yeri.


Ne halde olduğumuzu anlatan göstergeler var. Kıyaslar var.  Malum, böylesi bir kıyas, dünyanın öbür ucundakiler ile değil, en yakınlardaki benzer şartlar altındakiler  ile yapılır. Bir şehrin trafiğine bakın içindeki insanların anlayışını, yaklaşımını, hayata bakışını görün. En küçük ölçekte kıyas, kapı komşulardan birinin evindeki koltuk takımının yeniliğini yan komşununki ile kıyaslaması mesela. Ölçeği ülke çapına büyütseydik, bu kez komşu ülkeler koyulurdu terazinin öte kefesine, değil mi?


Şu sıralar bir kanalda Ülkemiz ile komşu bir ülke arasındaki bir yarış var. Bu yarışı gerçek anlamda izliyorum bu sene. Çok kişi, böyle bir yarışı  asla izlemediğini söylese de yarış başladığında feyzbukun tenhalaştığını, neredeyse boşaldığını görüyorum sürekli. Yani feyzbuk da bir gösterge, laboratuvar.


Şimdiye dek bu programın sürekli izleyicisi olmamıştım. Neredeyse tümü vurdulu kırdılı, her üç beş cümleden birinin “kafana sıkarım” olduğu dizilere bakamayıp kanal gezerken  karşıma çıkarsa ada manzarasına şöyle bir baktığım olurdu. İzlenecek yayın bulamazsam Japon NHK World kanalında alırdım soluğu. Bu sene  yine öyle olacaktı eğer yarış Türk takımı ile komşu ülke takımı arasında olmasaydı.


Tam bir laboratuvardı benim gözümde, ada yarışları  ortamı. Nüfusu bizden çok az olan komşu ve biz, birbirlerinin tarihinde önemli yerleri olan, becayiş ile buradakilerin oraya, oradaki Türklerin buraya geldiği geçmişe sahip iki Akdeniz ülkesi idik.  Üstelik yarımada ülkeleriz. Denizci  millet onlar. Öyle ki Avustralya’dan, Kanada’ya her yere yerleşmişler. Yemek, müzik konusunda benzerliğimiz malum. İşte bu yüzden bu yarışları seyretmek, bir laboratuvardaki deneyi an be an izlemek olacaktı. Kendimizi izlemek olacaktı. Halimizi.


Üç aydır baştan sona olmasa da izleyebildiğimce izlerken görülen ne mi? İlkin Türk takımı ve komşu ülke takımı halindeyken sonradan karma takımlara dönüştü yarışmacılar. Türk takımındayken takım içinde takımlar oluşturacak kadar birbiri ile iletişimde, empatide fazlaca  gayretsiz gözüken bizimkilerden kimisi, karma takımlar haline geldikten sonra bu kez karşı takımda yer alan eski takım arkadaşları ile kavgayı sürdürdüler. Komşu ülke  yarışmacıları bu durum karşısında ne mi yaptı? Onlar, tek takım halindeyken de adanın, oyunların keyfini çıkarıyorlardı. Karma takım olunca da  oraların keyfini en fazla çıkaranlar olarak gözüküyorlar.

 
Bazı sanatçılardan bildik eskimiş öykülere bel bağlamış bizim kimi yarışmacılarımız, “duruş” safsataları, yaptıkları oyuncaklar  ile kendine  imajlar çizmeye hatta bilge olmaya kalktı.   Cahil cesurdur  gerçeğini girdiği ada laboratuvarındaki ortak yaşamlı deneyde ispatlarcasına. Bilge ne demektir bilir miydi oysa? İnternet paylaşımlarında her an karşımıza çıkan,  evvelce birilerince söylenmiş  sözlerin akıl çeliciliğinde şimdilerde  işten bile değilmiş meğer sözde bilgelik. Oysa bilge, ağzından çıkanların ağırlığını, kendi davranışına geçirebilenlerdi. Halbuki ağızlarından sürekli beylik laflar dökülen eski hikaye kullanıcısı bazı yarışmacıların söyledikleri ile yaptıkları tutarlı olmadığından lime lime döküldüler. Erimiş madenin kalıba dökülmesi gibi. Kalıp, kalıbının adamı olmamaksa işte o zaman  ortaya çıkan görüntü acıtıyor.

 
Komşu ülke oyuncuları aynı takımdayken de, karma takım olunca da kendi aralarında öyle aman aman kavga dövüş yapmadı. Adanın tadını çıkarırken birbirleri ile uğraşmak yerine bizim yarışmacılarımızı gözlemlediler. Bizimkilerin zayıf ve güçlü yanlarını belirleyip yarışlarda ona göre eşleştiler, durum belirlediler bizimkiler kavgadayken. Hatta pek yakınlarda,  arkadan yapılan kural dışı bir davranış, “arkası dönük kişiyi kızdırıp karşı saldırıya geçmesini sağlayarak onu oyuna getirip,  diskalifiye ettirmek kurnazlığı mı  acaba?” dedirtti. 


Yabancı dil bildiğinden komşu ülke yarışçıları ile iletişimi sağlayan tek arkadaşları ile bile iletişimleri sağlıksız. Parkurda kaplumbağa halince olanlar, parkurda rüzgâr gibi olup  puan toplayan, yemek yemelerini sağlayan arkadaşlarının moralini bozucu, izleyicilerin gözünde onları zayıflatıcı ileri geri konuşmalarda parkurda olmadıkları kadar hızlı. Ada ömürlerinin koşarak, suya atlayarak geçmesi beklenirken onlar laklak ile, sataşma ile meşguller. Varsa yoksa kendi küçük dünyalarının küçük hesapları içindeymişçesine hissettiriyorlar.


Bizimkiler ister aynı takımdayken ister karma takımlarda artık karşı takım oyuncuları olmuşken sözün en yakışanı ile hala birbirlerini yerken komşu  ülke yarışmacılarının onları gülerek seyri acıtıcıydı. Gözün yandığı görüntülerdi… Canhıraş birbirine bağırıp sanki  birileri tutmasa  arkadaşını parçalayacakmış gibi davranan bizim yarışmacıları, komşu ülke oyuncularının ayırması, el kol hareketleri ile “bu da ne böyle?” dercesine vücut dillerinin devreye girmesi, bu kavgalardan sıkıldıklarını  belli etmeleri  çok üzücü. Bazen de bizimkilerin kavgasını antik tiyatroların taş basamaklarında otururcasına izlemeleri yok mu ya!


Hal böyleyken… Bir komşunun katalizörlüğünde hayatta kalma üzerine ada yarışlarını bir laboratuvar deneyini izler gibi izleyenler, aslında ne izliyor o halde? Bir yarışı mı yoksa yarış adı altında bizi mi?


Lise öğrencisiyken öğrendiğim İngilizce bir şarkının, İngilizce olmayan başlığı ve nakaratıydı “Que Sera.”  “Ne olacaksa olacak”tan, “ne olacak”a kadar çevirenler var bu sözü.  Şarkıda bir kız, annesine, sevgilisine  geleceği ile ilgili sorular soruyor. Aldığı cevap hep “que sera”. Sonra kendi çocukları oluyor ve bu kez çocukları  gelecekleri ile aynı soruyu ona yöneltiyor. Dünün küçük kızı, bugünün annesi  vaktinde duyduğu cevabı veriyor. “Que sera!”


Şimdilerde hızla yozlaşan değerler, çiğnenen incelikler, yok sayılan kibarlık ölçütleri, her yerde her zaman kadınların, çocukların, yaşlıların önceliğine dikkat ve saygının önemsenmemesi, sıra bekleme adabının kaynak yapma açıkgözlülüğüne dönüşmesini yadsımayan  çoğu yirmilikleri gördükçe, yetmezmiş gibi daha bebek sayılacak yaştakinden öğrencisine, üç çocuklu annelere yapılanları okudukça  gözlerimiz yuvalarından fırlıyor. Tedirginlik, ruhun iklimi oluyor. O zaman bir soru geliyor akla, “nereye böyle?” Ve arkada bir şarkının müziği yalnızca sizin kulaklarınızda çalıyor, “Que sera?”
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci.), 24.04.2019

Paylaş :

8 yorum:

  1. Tadını çıkarmak. Adamların hayata bakışı bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha öncekileri, yarışları, gazeteden okurdum; izlemezdim. Televizyonda rastladıkça ada manzarasına bakar geçerdim.

      Bu yıl izlemek şart olmuştu. Tam bir ölçüm, kıyas yapma şansı veriyordu kadrolar.

      Dökülüyoruz. Birbirini yiyen bizimkiler, bizimkileri yatıştırmaya cabalayan, ayıran, bizimkilere Türkçe "sakin ol" diyen komşu yarışmacılar.

      Dökülüyoruz desem yanlış olmaz sanırım.

      Hayata bakış, gerçekten öyle buradaki anafikir :)

      Sil
  2. Bloğunuzu inceledim. Güzel yazılarınız var.. başarılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Bir blogunuz varsa ben de sizi ziyeret etmek isterdim sayfanızda :)

      Sil
    2. iki tane blogu var yaaa tıkla bak iştee :)

      Sil
    3. Bulmaya çalışacağım. Teşekkürler :)

      Sil
  3. e nası gidiyooo survivor yaaa. sway with meee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz survivor izlerken survivordaki yabancı oyuncular da bizimkileri izliyor. Türkçe bile öğrenmişler. "Sakin ol" diyorlar sürekli bizimkilere. Bu nittelikte yan,i iki aytrı ulus atarasındaki yarışmaya bu kadro... Bu sonuç. Düşündürücü. Ama düşünmesi gerekenlerin bu iş. Biz yazı kısmıyız :)

      Sonunu izleyemiyorum hiç. Çok geç bitiyor :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci