11 Ocak 2019 Cuma

Kar renginde yer gök, dam dallar, yol bel


 Karla kaplı ağaçlı patikada karlı kamelya.

6 Ocak, Pazar günü, geçen hafta sonu,  Ankara’da çektiğim bu karem, fotoğraf  gruplarım  ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
11.01.2019

Paylaş :

8 Ocak 2019 Salı

Sarı sırmalı kanatlar


İspinoz.

14.11.2015 tarihinde, Ankara’dan çok uzakta, Kasım ayının en güzelinin yaşandığı, dağ çileği toplanan günlerde çektiğim bu karem, kuş gözlem ve yaban hayat üzerine bir grubumda ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) 08.01.2019

Paylaş :

Yollar, dallar, damlar bembeyaz



Beyaz metropol; Ankara.

Geçtiğimiz Pazar günü, kar yağarken çektiğim bu karem fotoğraf gruplarım ve blogumda.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
08.01.2019

Paylaş :

7 Ocak 2019 Pazartesi


“Guguklu, Alarmlı, Kolda, Duvarda… Saatler” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
07.01.2019

Paylaş :

6 Ocak 2019 Pazar

GÜN DOĞMAMIŞ SABAHTA


 -Olmaz, sırt çantanı omuzuna asamazsın.
-Neden ama anne?
-Omzundan kayar. Ellerin dolu olacağından uğraşamazsın.
-Ama anne eller böyle şeyleri yapmak, düzeltmek için değil mi?
-Normal koşullarda evet. Ama bizim şartlarımız farklı.
-Olmuş mu anne? Sırt çantamı tam sırt çantası gibi  geçirdim sırtıma.
-Çanta kısmı tamam. Gelelim gerisine.
-Ama anne… Vahşi yaşam kampında mıyım ben? Sanki dağda haftalarca tek başıma yaşayacakmışım gibi hazırlıyorsun beni…
-Başının her türlü çaresine bakmayı öğrenmelisin. O yüzden seni yaz kampına da yazdıracağım.
-Ama ben ellerimle çamaşır yıkamak değil tablette oyun oynamak isterim yazın.
-Tablette oyun oynamak, sabahın şu karanlığında, güneş saat sekizden sonra ışırken saat yedi on beşte herhangi bir tehlikeye karşı kendini korumana yardımcı olamaz. Hiçbir şey öğretmez. Ayrıca asosyal yapar seni.
-Annnneee!
-İtiraz istemiyorum. Bakalım, çantadan sonra neler vardı sırada… El fenerin nerede?
-Cebimde.
-Bu gece gibi sabahlarda fenerin hep elinde olmalı.  Pilini akşam değiştirdim. Dolu. Sokaklara elektrik direkleri de dikildi nihayet yakınlarda. Gerçi yolun sadece tek tarafına ama, olsun. Burası en pahalı semtlerden güya; rezidanslar, kuleler gırla gidiyor; bir köy alır gibi para ödüyor insanlar  evlerine; ancak gel gör ki bırak kaldırımı yol bile yok. Olanlar da delik deşik. Nereye bastığını görmek, çukurlara basıp düşmemek için fenerin elinde olmalı çocuğum. Etraf, içi sürüleşmiş köpeklerle dolu, adam boyu kuru ot basmış eski tarla hepten.
-Hiii! Okulda anlattılar. Üçüncü sınıftan bir çocuk sabah servis beklerken köpek sürüsü saldırmış. Allahtan kış olduğundan gocuğu varmış üstünde de o kurtarmış. Ama sürüleşince yabanileşmiş köpekler dişlerini çocuğun  pantolonundan bacaklarına geçirmişler. Servis şoförü gelince zor kurtarmış çocuğu.
-Köpeklere de kızamayız çocuğum. Her canlının kendi yaşam alanına ihtiyacı var. Hem onlar zaten buradaydı. Biz gelip onları yerlerinden ettik. En güzeli böyle olayları ortaya çıkmadan engellemek.  O halde… Köpek kovucu cihazını  yanına aldın mı?
-Aldım.
-Sımsıkı tutacaksın köpek kovucunu. Tökezleyip düşsen bile Allah korusun, elinden düşmemeli. Hep elinde oldukça güvendesin.
-Tamam anne. Ezberledim artık.
-Bakalım noksanımız kalmış mı sabah listemizden? Dağcı bastonu yanında mı?
-Ama annee! Herkes dalga geçecek benimle. “Babaannenin mi o?” diyecekler.
-O baston bir spor gerecidir oğlum.  Gencecik trekkingcilerin, dağ bayır gezenlerin hep elinde olan bir şeydir.  O yüzden öyle diyenlere aldırma. Bu karanlıkta  bozuk yoldaki çukurları fark etmene yarayacak o baston. Sen onu önden sürüdükçe. Yoksa önünü göremez, tökezleyip  düşüverirsin. Bu konu halloldu sanırım, değil mi?
-Oldu anne, oldu daaa… Offf, hamallık bunlar ama anne…
-Bitmedi henüz çocuğum, lazer cihazın  bir elinde olacak. Öbüründe  de  köpek kovucu.
-Anne bastonu nasıl taşıyacağım o zaman?
-Hııı, iyi soru. Lazer cihazı cebinde kalabilir. Sabahın karanlığında bu ıpıssız yolda kötü niyetli birilerini fark edersen lazer cihazını kullandığın vakit etkisiz hale gelecektir.  Çocukların başına neler gelmiyor şimdilerde oğlum. Annen bunları bir hastasından dinlese saplantı teşhisi koyardı. Ama kendi başımda olduğu için “saplantı” değil  “tedbir” diyorum. Ara ara arkana bakmayı unutma sakın oğulcuğum.
-Tamam anne, lazer cihazımı cebime koydum bile, bak!
-Cep telefonunu sırf başın zora girerse haber ver diye aldım biliyorsun çocuğum. İnternetsiz. Bir şey olursa hemen beni  arayacaksın.
-O da cebimde anne. Akşamdan şarj da etmiştin. Ceplerim bavul gibi ağır oldu.
-Bakalım başka eksiğimiz kalmış mı?  Bir düşümeyim. Aaa, tabii. Düdük. Boynunda asılı değil mi?
-Asılı anne. Bekçi düdüğüm de yanımda.
-Eğer bir şeyden ürkersen “yetişin” anlamında çal, mors alfabesindeki harfler ile. Uzunlu kısalı vuruşlar gibidir bu alfabe. Hay Allah, nasıldı.  Mors alfabesini bilirdim. Unutmuşum. Dur bekle. Bunun kolayı var. II. Dünya savaşında sık sık radyolardan bir klasik batı müziği eserini çalarlarmış. Beethoven’ın. 5. Senfonisi. Niye mi? İngilizce “victory” zafer demektir çocuğum. V harfi ile başlayan bir sözcük victory. Bahsettiğim parçanın ilk notaları da Mors alfabesindeki V harfine denk gelirmiş. Üç kısa bir uzun.  O yüzden İngilizler hep bu parçayı çalarlarmış II. Dünya Savaşı sırasında radyoda, haberlerden önce. Biz de öyle yapacağız. “İmdat” demek istersen iki kez uzun çalacaksın düdüğü. İmdat iki hece ya… Biraz ara verip sonra yine iki uzun üfleyiş. Oldu da yanıldın da çaldın, ortalık iyi, o zaman “iyiyim” demek için bu sözcüğü heceler gibi  üç kısa üfleyeceksin, oldu mu yavrum?
-Anne, derslerim şimdi senin verdiğin ödevlerden daha kolay.
-Hayat zor da ondan evladım. Çocukları bekleyen hiç akıllara gelmeyecek neler neler olabiliyor. Anneler böyledir biraz.
-Anne, ruh ve sinir hastalıkları uzmanı olacağına müzik öğretmeni olsaymışsın bari. Düdüğü  kolaylıkla çalardım.
-Yeteneğim yok evladım müziğe. Şimdiii… Her şey tamam mı, bir daha gözden geçirelim. El feneri cepte. Cep telefonu diğer cepte. Düdük boyunda. Lazer cihazı cepte. Bir elde baston. Öbür elde köpek kovucu.
-Anne  başka bir şey tutuşturma elime, ne olur.
-Evladım, ayağım kırıldığı için seni okuluna ben bırakamıyorum. Baban da yurtdışında çalışıyor. İlk kez okula seni kendi başına gönderiyorum. İçim içimi yiyor şu an. Gel gör ki Aralık ayının yirmisinde, sabahın da yedi yirmisinde hava kapkaranlık. Buralar şehrin yeni kurulan kesimleri. Hala sağımız solumuz, önümüz arkamız tarla. Otların arasından köpek sürüleri çıkıyor; ama  insanlar onlardan da tehlikeli. Yollar  çok bozuk. Beni anlamanı diliyorum oğlum.
-Anladım anne. Beni çok seviyorsun.
-Evet oğlum. Sen bu karanlıkta sokakta güvende ol diye aklıma gelenlerin hepsini internetten sipariş verip aldım. Umarım herhangi bir şey noksan kalmamıştır. Varsa eğer, bugün yeni siparişler veririm.
-Anneee, elim boynum, ceplerim dolu. Başka bir şey istemem.
-Biliyorsun bir düdük de bende olacak. Balkondan çalıp sana  iyi olup olmadığını sorduğumda cevap olarak nasıl çalacaktın; iyiyim demek için?
-Anne, Beethoven’ın parçasını öğrenmedik ki. Nereden bileyim kaç uzun üfleyeceğim kaç kez kısa keseceğim. Hem  İkinci Dünya Savaşı’nı da öğrenmedik biz daha.
-Aman çocuğum, aman! Beethoven’ın 5.Senfonisini çalmayacaksın zaten. “İyiyim”i düdüğe heceler gibi üfleyeceksin. Bir çal da duyayım.
-Annneee… Bak çaldım. Oldu mu?
-Oldu.
-Tamam anne böyle çalarım. Aslında maçlardaki hakemler gibi çalmak daha kolay amaaa…
-Bak sen! Maçta gibi çalmak mı? Yok çocuğum. Yok, asla. Kesinlikle olmaz. Asla, katiyen. Bugün okula filan gitmiyorsun. İçim hiç rahat değil. Hemen bir servis şoförü ile konuşacağım. Yarından başlayarak seni tam kapıdan alsın.
-Hem de kar yağmamışken mi gitmeyeceğim okula? Yaşasın! Canım annecim! Cebimdekileri, elimdekileri, boynumdaki ağırlıkları  hemen al anne. Tabletim nerede benim?
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 1.12.2018




Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci