16 Ağustos 2019 Cuma

Çeşme’nin Suyu Kurudu – 2


(Her sene bir önceki yılki halini aratan Çeşme’nin bitkisinden sahiline her anlamda  kururken zaten su kaynakları çok kısıtlı olduğundan kör, akmaz, susuz çeşmeler gibi de olacak korkarım yakında Çeşme.


Daha önce de “Çeşme’nin Suyu Kurudu” adlı bir çalışmamı yayınlamıştım;

 
linkinde. Bu yazım onu izleyen ve aynı kurumayı anlatan ikinci çalışmam oldu.

Umarım her sene başlık aynı; ancak devamındaki sayı giderek artan bir yazı silsilesine başlamamış olayım…)

Çeşme'nin Suyu Kurudu - 2


Çeşme öyle değişmiş ki!

Haziran ayından bu yana hem de.
Geçen seneden zaten fersah fersah uzak, farklı.


Kaç yeni sokak ekleniyor Kasım sonrası bahara, yaza kadar?  Bir kışta dikilmiş tuhaf mimarili lüks konutlar gırla gidiyor epeydir zaten.


Aslında son on küsur yıldır her yıl, bir yıl öncesinden daha büyümüş, yorgun, bitmiş halde Çeşme. Onca endemik ve şifalı ot, bitki, çalı barındıran makilikleri, ardıçlıkları doğal sit alanı olmaktan çıktığından beri Çeşme, deyim yerindeyse zıvanadan çıktı. Köyleri mahalle oldu. Kordon oldu girişleri. Böylece tükendi.


Buranın imkânları, altyapısı belli iken kendi nüfusunun kaç katı sırf İstanbullu ve sonra da geri kalan her yerden insan ağırlayan Çeşme tıpkı kendisinden önce aynı kaderi yaşamış Bodrum, Alanya, Erdek, Marmaris, Kuşadası, Side gibi bitmekteyken romanlardaki o sevimli balıkçı kasabası olmaktan çok öte artık. Uş yuvası, sürüngen sığınağı, yirmi beş yıl öncesine kadar kızıl tilkilerin gezdiği yerler olan makiliklere bilmem ne kooperatifi gibi masum tabelalar eklenivermiş sit alanı olmaktan çıkınca o makilikler.   Fena halde betonsal obeziteye yakalanmış bir deprem bölgesi artık Çeşme hatta Ege.


Öyle ki birkaç yıldır sınırı kaldırım boyunca yol kenarı diyelim ki bir metre genişlikte maviye boyanıp kukalar ile otomobillerin gideceği alandan ayrılmış ve bisiklet yolu haline dönüştürülmüştü birkaç yıl önce. Bisiklet yolunun şimdiki haline bakınca. Kukalar kökünden kırılmış. Bisiklet yolu, araçların park yeri olmuş. Pırlanta Plajı önündeki yol, çift sıra park olmanın ötesinde, yukarıdaki sitelere kadar uzanan araçlarla dolmuş. Kimi gelenler, mangalmış, semavermiş yapıp, en kibarları çöplerini poşete koyup, poşeti de ortaya bırakıp çekip gidiyor. Yolda yol kalmamış. Her yan araba. Kaza olması işten değil. Trafik zaten İstanbul’u da, Ankara’yı da geçmiş halde o noktada. Kurumaktaki Çeşme’ye yazık oluyor nereden bakarsanız bakın.
 

Biiiçler sahilleri yutmuş halde. Biiiç duvarlarını yani ottan, çöpten  hasırlarını aşıp girmek  ancak para ile, malum. En büyük plajlardan olan Pırlanta Plajı ki orası bir spor odağı idi dört, beş yıl öncesine dek her sene yeni açılan biiiiç ya da ücretli girişler ile  sinemaya girer gibi biletli oldu desek yeridir. Yani akşamları sahilde  yürümek  artık sosyal medya paylaşımlarında görülebilecek bir   şey oldu. Oysa portatif koltuklarını alan sahile gelir gün batımını izlerlerdi daha üç beş yıl öncesi.  Biiiçç denilen hasır  duvarlı olgu, denizi hasıraltı etti bir yerde çoğu kişiye.

Önceleri hırçın rüzgârı nedeni ile  rüzgâr sörfü yapılan Pırlanta Plajı’nın başındaki koy, biiiiçççç oldu birkaç yıl önce. Orada deniz üstünde kelebekler gibi açılan rüzgâr sörfü paraşütleri de artık her an görünmez oldu. Biiiç açılması demek, Hoca’nın kazanı gibi sayısının artması demek. Biiçleri sayamaz olacağız gibi bu gidişle.


Tümden halka açık  olduğu zamanlarda Pırlanta Plajı’nın taş duvarının amacı, sert rüzgârın savurttuğu kumların yola taşınmasını önlemekti. Yolun ulaşımını aksatmamak içindi. Şimdi o taş duvara bir de tel örgü çekilmiş. Hasır duvarlar yetmezmiş gibi. Nispeten daha iyi fiyatlarla girilebilir bir plaj olmuş, o ayrı. Hayli ucuz olsa da sonuçta paralı. Çok da sıkışık halde şezlonglar, şemsiyeler.


Şemsiyelerin kenarları birbirine değiyor. Yan şemsiyeyi kullananların her şeyini siz duyacaksınız, sizin her hareketiniz de onların ve dört bir yandakilerin gözü önünde. Rüzgâr yetmezmiş gibi bir de yanınızdaki komşu, kumda bir adım atsa şemsiye altında oturanın ağzı, gözü kum dolacak. Görüntü, sıkça paylaşılan Çin plajları kalabalığında. Tanınmaz halde yani buralar.


Sahiller artık istendiği zaman ayak basılacak yerler değil anlaşılan. Para kazanılan yerler haline gelmiş. Buralarda biiiiç denilen şey yokken buraların tadı vardı. Şimdi salamura suyundan da tuzlu her konuda. Her şey paralı olunca…


Vaktinde, kaç on yıl önce,  iki yıl elektriksiz ve susuz oturmak zorunda kaldığımız burada şimdi ışık kirliliğinden göktaşı yağmuru izlemek mümkün değil. Oysa Halley kuyrukluyıldızına kadar izlemişliğim var burada. İlerideki bir eğlence yerinin ta buralara gelen müziğini de her gece  dinlemek zorunda herkes. On ikiye kadar. Yani burada tatil demek, kuma basmak için para harcama, trafikte çokça zaman harcama Kendi müziğinizi ancak kulaklıklar ile dinleyebilme   demek bir yerde.


Çeşme trafiği berbat halde. Alenen trafik sıkışıklığı var. Elbette buralar küçük yer ve trafik ışığı her yerde yok. Karşıdan karşıya geçmeniz öyle zor ki artık. Bekleyeceksiniz dakikalarca.
 

Suyu kıt mı kıt bir yer Çeşme. Suyundan metrekaresine imkânları belli avuç içi kadarcık bu yer, her konuda zorlanıyor, en çok yazları. Gezmeye gelenlerin çoğundan araçlarındakilerden kimisine yollara sigara paketinden içilen suların, kolaların şişelerine fırlatılırken çarşıya park ettikleri hem de pek hatırlı arabalarında diyelim ki yakınlarının bankadan para çekmesini bekleyenler, içtikleri sigaraların izmaritlerini canım arnavut kaldırımlı yola atıveriyor. Arnavut kaldırımı taşlarının arası tümden izmarit dolu. Yatağı haylidir betondan derenin içi ne arasanız onunla çöp yuvası olmuş halde. Yosunlar var kirliliğe delalet. Çeşme’nin üç, beş temizlik görevlisi hangi birine yetişsin?  Çeşme  de kendisinden öncekiler gibi çok zorlanıyor. Zorlanmanın ötesinde bitiyor.
 

Yazdığım bu birkaç sorundan başka çoook daha büyük ve hayati sorunlarla baş etmeye çalışan Çeşme’nin bitmesi demek bitişi ile birlikte bitirilecek yeni noktaların sanki bir avmış gibi aranması demek değil mi? Bodrum bitti de iyi mi oldu? İstediğimiz, Çeşme olsun olmasın onca kendine has bitkisi, doğası olan  özellikle de Ege’deki yerlerin, hem kimi Egelilerce hem de nedense en yakınındaki güzellikleri değil de komşunun tavuğu misali çok uzaktaki, Ege’deki  güzellikleri görme yetisindekiler eliyle  vahşice  bititilmesi mi? 
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 
14.08.2019, 18:27

.


Paylaş :

15 Ağustos 2019 Perşembe

Denizkızının erkek kardeşi imiş


Makilikteki yürüyüşte yakaladım bu görüntüyü.
Denize elli metre en az yukarıdan bakarken.
Çalılar, dikenler, kekikler, nice şifalı otlar arasından.

Yıllar önce böyle yerlerde gezinirken ille bir sıvışma sesi duyulurdu.
Hani yılan, köstebek kaçışı gibi.
Onca  gezintide bu kez, tek bir kelebekten ve birkaç yaban arısından başka bir şey görülmedi.
Ama sakız çalıları üzerine atılmış poşetler, cips paketleri, içecek şişeleri gırla gidiyordu.

Sanırım zıpkınlı bir ava denk gelmekti bu an.
Deniz kızının  kardeşi sahillerimizi ziyaret ediyordu sanki.
Kıyıdan kıyıdan kayalar, taşlar arasında  aranıyordu.

Sonucu bilemiyorum.
Eli boş mu döndü yoksa akşam yemeği çıktı mı.

İki saat önce çektiğim ilk  karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda…
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 15.09.2019

Paylaş :

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Meydan okuma...


Gördüğüm en başarılı meydan okuma pozu idi.
Çektiğim de elbet...

Bu öğleye doğru çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
14.09.2019

Paylaş :

13 Ağustos 2019 Salı

Karşıdaki mor dağlara karşı bizim yakanın ardıç çamı


Karşıda, güneşin her akşam ardında kızılın tonlarını savurtarak battığı Sakız Adası'ndan yükselen mor dağlar, bizim yakada, her akşam bu anı izleyen ardıç çamı.

Dün çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
13.09.2019

Paylaş :

Kızıl ışıklar gölgesindeki kara siluetler


 Dağlarının gerisinde gün batarken Sakız Adası...

 Önde Türk adası...

 Ve...

 Yelkenli..


Dün çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.09.2019

Paylaş :

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Sivrihisar anısı.. Hani eskiden, antik fotoğraf makineleri önünde gidilen yerlerden anı kareleri çekilirmiş ya....


Sedir ağaçları arasında  daldan dala konarlarken bir yandan da objektifin sesine dikkat kesildiklerinden fotoğraflamam çok zor oldu bu kara kızılkuyruğu.

Sedir ağacı serinliği ve gölgesi altında daha da koyu gözüküyorlardı.

Haziran ayında sığırcıklar da vardı özellikle çimlerde. Kimi sığırcıklar göçmen kuşlardan. Anlaşılan onlar göçmendi ve geldikleri yere kış için geri dönmüşlerdi.

O sığırcıklardan birini kocaman bir kelebek yakalamış, gagaları arasında  avını kaptırmamak için etrafa telaşla bakarken karelemiştim o zaman.

Dün, Sivrihisar’da çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 12.09.2019

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci