29 Ağustos 2019 Perşembe

MİM, canuzunyol blog’dan, Bir Mim Gelir Bir Mim Gider !


On dört yaşında bir blogger arkadaşımızın hazırladığı MİM, öyle yalın ve anlamlı sorulardan oluşuyor ki beni eskilere de götürdü, bugün o eskilerde varılmak istenilen yerde olunup olunmadığını da düşündürttü. Hayatın anlamını sorularla  ve yazıya dökmeden  anlatmış oldu bir yerde.

Kutlarım. Ne güzel bir boş zaman, boş alan doldurmaca daha liseli iken. Zamanı,  okumak ve yazmak ayrıca diğer blogların çeşitli dallardaki uzmanlıklarını okuyarak geçirmekle yeni şeyler öğrenmek. Öncelikle kutlarım bu yüzden.


1.     Yaşınız 60-65’e geldiğinde yaşamak istediğiniz yer

“Ahhh!” çektiren soru bu. Koşullar zaten belirlenmiş halde olduklarından şu an yaşın belirleyemez olduğu çok şey var artık.  Ancak hiç öyle “küçük bir balıkçı kasabası……….” ile başlayan hayalim olmadı. Haa, öyle bir yer olsa çok güzel olur, çok isterim de. Bursa’daki Zeytinbağı  -Trilye- gelir aklıma balıkçı kasabaları anılınca önce. Olağanüstü güzellikte bir yer, doğası ve mimarisi sevimli yapıları ile.  Ancak yaşadığım yeri ille ben de güzelleştirirsem orası güzel olur, orada olduğumu başta ben anlamış olurum. Yoksa  güzel, çirkin bile olur. Örnek mi? Yazın Çeşme, Marmaris, Bodrum, Alaçatı gibi yerler, gelenler sayesinde.

Şimdi hayal kurarken “küçük bir balıkçı kasabası” diye başlamak yerine  orada musluktan akan su ile dişler fırçalanabilir mi, diyelim ki bahçeniz oldu kıt suya sahip bir yerde olmanız nedeni ile artık deniz suyu mu akacak tatlı su bittiğinden böylece yaşanmaz hale mi gelecek  düşünceleri var. Yine de yer değiştirmek durduk yerde olacak şey değildir sanırım. Geçerli nedenlere bağlı olmalı. Metropol kıyıcılığından kaçmak dışındakiler.

Elbette, ileride yaşamak üzere attığım  bir adımım olmuştu, hayli, hayli evvel. Hem de daha belki çocuk denemese de hiç de ileri olmayan bir yaşta. Şimdi bu MİM'i yazdığım yer olan burası için.  Ama dedim ya,  şartlar. Buralar da değişiyor. Birkaç yıldır her yana rüzgâr pervaneleri dikildi. İnsanlar hasta olmuş onların uğultularından, seslerinden, rüzgarlarından. Bitkiler, ağaçlar, makilikler kurumuş.  Göçmen kuşlar gelmez olmuş. Ben de birkaç yıldır hiç kızıl gerdan, ispinoz, fulorya görmedim mesela burada. Tek bir kare çekemedim onlara dair. Öte yandan tabii burada, buraya bağlarım var; başta  çok emeğim var her konuda. Bu en sıkı bağlardan. Maddi ve manevi katkımın hesabı çok. Her ağacın bir hikâyesi var. Kimi taa nerelerden geldi. Fideleri Lalahan’dan gelen ilk dikilen vişne ve kirazlar kurudu. Fıstık çamı o zaman burada çalışan hemşehri  -senin yaşındaki, on dört- bir  çocuktan yadigar.

Burada yazdığım çok öyküm, yazım var. Burası için çok öyküm, yazım var.

Buradaki otuz yıl öncesi koşulların nasıl değiştiğini görünce içi sızlıyor insanın. Elinden geleni yapmak istiyor kötüye gidiş olmaması için. Ancak, rüzgâr pervanelerinin altında kalmış evlerdeki satılık yazan bezler çok şey anlatıyor.

İlle 60'lı yaşlarda yaşamak için bir yer söylemek gerekiyorsa sakin, uygar, sessizce, sevimli, doğal, yeşil bir yer. Şimdi burası; ama hep çakılı da kalmadan. Doğasından farklı kültürlerine, tarihi yerlere gezerek. Turlar  ile. Ankara mı? O her zaman doğduğum yer, büyüdüğüm yer, oralı olmakla birçok anlamda gurur duyduğum yer, bir yanım. Memleket olması yanında taşıdığı her anlam ile bambaşka. Ama  emeklilikte sanmam ki yazı Ankara’da geçirmeyi tek bir kişi istesin.

Yurt dışında yaşamak istediğin yeri  gördüm cevabında. Hayli güneyde J, güzel yer seçmişsin. Slovenya doğasını çok sevmiştim. O da biraz kuzeyde. Ben kuzeye daha yatkınım galiba J  Ama yaşamak  konusunu hiç düşünmedim orada J Yakınlarda Sakız Adası’nı gördüm. İnsanların sakızlıklar ve zeytinlikler arasında yaşadığı, seramikçiliğin de olduğu nefis bir koskoca ada çiftlik gibi. Orada yaşayabilirim. Buraya da yakın J Enlem boylamı da aynı. Türkçe bilenleri de var. Türkçe ezgiler okuyanları da J

2.      Bir hedefiniz var mı? Varsa neler?

Sanırım şimdiye dek çoklukla, hatta neredeyse tümden hedeflerimin değil de hiç aklımda olmayan hedeflemediklerimin gerçekleşmiş olduğunu anladıktan sonra tek gerçek hedefin sağlıklı olup, sağlıklı kalmak olduğuna inanıyorum artık J

3.      Blogger ile nasıl tanıştınız?

Değişik bir öyküdür. Tanışmadım. Bana verildi. Hediye edildi blogum “acemidemirci.blogspot.com.tr" adresi ile. Sonradan, bir dönem eski moda blogları benimki de dahil güncelleyen bir bloggerın düzenlemesiyle “acemidemirci.blogspot.com”a dönüştü.  Nasıl ve ne zaman bir blog sahibi oldum, blogumun öyküsü nedir  daha önce de birkaç MİM’de anlatmıştım. Bu yüzden link vermek uygun olur sanırım;


4.      Gurur duyduğunuz başarılarınız varsa nelerdir?

Var. Birkaç ayrı alanda. En gurur duyduğum şey gözlerimi perişan ederek ulaştığım kültür düzeyi. Her alanda konuşabilecek bilgiye az ya da çok sahip olabilmek, müthiş bir hazine imiş. Cehaletin ne demek olduğunu sıklıkla görür olunca daha farkına varıyor insan bilgi sahibi olmanın anlamını...

Diğerleri mi? Çeşitli  şeyler var. Biri burada da, bloggerlar arasında da  biliniyor. Ben, bir kez mesela feyzbukta, albüm ile bahsettiğim belgeleri yayınladığımda o belgelerin bir bir ölçüp biçme sonucu  edinilebilmesi için kendileri de zorlu ortamlara girerek uğraşmış birkaç arkadaşa “nispet yapar durumuna mı düştüm yoksa” kaygısı taşımıştım;  gördüğüm yaklaşımlar sonucunda. Dediğim gibi feyzbukta. Burada, bloggerlar arasında  asla böyle bir şey yok, öyle bir yaklaşım yok, onlar zaten biliyor, sen de  bul merak edersen neymiş onlar.

Zaten bizde bazen tuhaf bir anlayış hastalığı vardır. Dinlediği, duyduğu bir şeyde nedense akla ilk gelen seçenek, kendince doğrudur birileri için. Önyargı mı dese,k peşin hüküm mü? Yaklaşımların yakasını kurtaramadığı bir  huy olarak  çok rastlanıyor toplumumuzda,  hiç görmeden, bilmeden çok şeyi.   Kuruntusuna kapılanlar, kuruntusunu gerçek zannediyorlar ve bu çok yaygın bir ruh hali  toplumda.


5.      Boş vaktinizde neler yapıyorsunuz?

Neler yapmıyorum ki? J Sadece eskiden hep başında olduğum en çok karakalem resimleri yapamıyorum artık. Yok yok, çok şeyi yapamaz oldum, eskiden hep yapar olduklarımdan. Zaman  olsa yapılacak şeyler onlar. Yazmak da oturganlık demek. Yazmak, başka şeylere ayrılacak vakti de kaplayıp, kendine mal ettiğinden oturmak sıkıntılı da olsa zorunluluk oldu.

Saatli yaşar Ankaralılar. Hayatları çoklukla saatler arasında kendiliğinden ve tekdüze bir ilerleyiştedir.

Sabah saat 05:30’da ayaklanılır. Trafik alıp başını gitmekte, nüfus artıkça arttığından. Ankara çok büyük ve büyümekte. Yollar uzun sürer. Mesafeler de uzuyor o yüzden.  Akşam dönüş saatleri,   yaz- kış mevsimine göre değişir. Kışın okullar da açık olduğundan trafik zamanı yutar. Trafik ve yağış belirleyicidir. Evde  size altı saat bile kalmaz. O saatler de boş zaman değildir zaten.  Vakitsizlik çıkar ortaya.

Hafta sonlarına kalır alışverişten çocukluk, lise, eski arkadaşları görmeye  her şey. Cumartesi günleri bunlar hallolursa Pazar günü size kalacağından işe ütülü  ve düzenli gidebilirsiniz. Yine de her şey yetişmez. Bu yüzden ister istemez öncelikler çıkar ortaya.

Eskiden, öğrenci iken ve biraz daha sonrasında boş vakit oluyordu. O zaman fazlası ile tur, bahar, yaz ve sonbaharın sonuna dek trekking, yazları duvar tenisi, haftada birkaç gün koşu, resim sergisi, her Cumartesi günü CSO, arada tiyatro, arada sinema ve her hafta sonu ille kitapçılarda  rafların önünde kitap karıştırmacadan  mimari detayları fotoğraflamaya başka bazı hobilere zaman vardı. Şimdi ayak üstü fotoğraf çekilebildiği için fotoğraf çekimleri sürüyor. Ama asla safari değil. Hep şip şak. Koşturmacada. Yazmak hep vardı. Çizmek molada. Ne kadar sürer, molada mı kalır hep bilemiyorum.

Şu var ki hep hobisi olan insanları çok beğendim. İnsanların eli mutlaka bir şey tutar. Tığ tutar, örgü şişi tutar, iğne tutar, fırça tutar resimden boyaya, kazma da tutar tırpan da, yün tutar. Fotoğraf makinesi, kalem tutar. Mutlak bir şey ele çok uyar. Onu tutmalı isterim her insan.  
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 29.08.2019

Paylaş :

Bir başka kuş dili

Bu cinsin, kuyrukkakanın,  Ankara’da yaşayan bir akrabası da kış günü, saat 20:00 gibi, gece karanlıkta arka balkona gelmiş ve cama tık tık vurmuştu. Sonra balkon camı ardından onu fotoğraflamamı izlemiş, su ve yem bırakmak için kapıyı açtığımda balkonda bir yerlere uçmuştu. Nereye gitti diye telaşa düşüp bakınırken de yine karanlıkta uçup beni merakta bırakmıştı.

Oyuncu bir kuş bu türü olarak algıladığım bu cins, ya insana yakın bir tür ya da kendilerine düşkün insanı hemencecik anlayıveriyor olmalı ki her gün nerede ise aynı vakit -aynı saatte değil, sıralarda- gelip kapı girişine konar, profilden poz verir, biraz bakınır, pozunu karelediğimden emin olur.  Gel gör ki  nedense bu sene hiçbir konuda iyi hazırlanamamış ve sıralı sıralı  işleri halleder halde değil olduğumdan çoğunda  fotoğrafını çekememiş, mesela yanıma aldığım fotoğraf makinemi dışarı çıkarmadığımdan sadece onun fotoğraflamakta kaçırılamayacak pozlarını seyretmekle kalmışlığıma şaşırıp uçmuştu.

Bugün yine alışkanlığını sürdürürken hareketten çok çabuk ürkmeyen hali ile telaşsızca bekledi. Poz verdi. Hatta  ilk karelerimin hayli  bozuk çıkmış olduğunu anladı mı ne, uçtuktan sonra bu kez de karşı evin duvarına konup pozlar verdi.

Bu dünya şekeri kuyrukkakanın bir saatten biraz fazla bir süre önce  çektiğim karesi, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL  (Acemi Demirci), 29.08.2019

Paylaş :

Betonsuz, çeliksiz, pirinçsiz, mermersiz; kuş yuvasınca köy evi


“Ah!” dedirten alçak dağ silsilesinden yatağı betonlanmamış derelere, çalılı çırpısından çalılıklara, ortada gezen tavuklardan, civcivlerden kazlara, horozlara alabildiğine doğal, gösterişten uzakken bu uzaklık ile gösterişe bürünen sadelik, taşın ve tahtanın insan doğasıyla uyumundaki naif mimari, bahçenizin zeytini, yeşilliği, ağacı, turunç ağacına aşılanmış limonu, teresi…

Yine de şimdilerin kıyıcı şehirleşmesinden plastik panjurları ile payını almış olabiliyorlar!

Bir köy olursa olanlar bunlar.

Gerçek anlamdaki köylerimizin neredeyse kalmaması ile nelerimizin kalmadığını anlatan bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL  (Acemi Demirci), 29.08.2019

Paylaş :

27 Ağustos 2019 Salı

Kadın eli değdiğinde, hanımeli açan duvarlar


Sonunda, anten ayarı, paslanan  her şeyin tamiri, ustalarla yapılacak işlerin tarihini belirleme, bozulan  ne var yoksa onlardan fırsat bulunup, denk gelinip de çok uzun zamandır gidilmek istenilen bir yere gidilip fotoğraf şöleni çekildi.

Köy denilen yerler öyle güzel ki. Ama Kadıköy değil mesela. Gerçek köy.

Tarlaları, kavun bahçeleri, biçilmiş buğdayların sapları  ekin sarısı duran, horoz sesi de duyulan, meyve ağaçlarının dalları bahçe duvarından sarkan, toprak evli, taş evli köyler.

Bugün, köy güzelliğinde, görsel şölende, başka bir atmosferde çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL  (Acemi Demirci), 27.08.2019

Paylaş :

25 Ağustos 2019 Pazar

Kanadına kaplan deseni çizilmiş, kuyruğu kırlangıcınkinden kelebek


Mine çiçekleri üzerinde  uçuşan beyaz kâğıt parçası gibi şey,  kaplandan kırlangıca ne varsa kendinde  toplamış bir kelebekti.

Kelebekler konmaktan çok uçmayı seviyor. Konunca da kısacık bir beslenmenin ardından kalkıveriyor çiçekten.

Bir de buranın rüzgârı olunca… Makine feci sallanıyor. Kelebeğin konduğu dal, salıncağın sallanmasınca gidip geliyor. Bu yüzden bir kelebek için  birkaç on tane kare çekmeden olmuyor.


Çektiğim onlarca kareden en kullanılabilir üç beşi arasından seçtiğim, bu öğle üzeri çektiğim  erik  kırlangıçkuyruk kelebeğine ait bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.08.2019

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci