28 Kasım 2019 Perşembe

Gökyüzündeki Bayrak


Gökyüzündeki bayrağı izleyen bir de yıldız vardı ayın gerisinde, puslu bu akşam.

Dönüşte, ay ve yıldız olarak gördüm ilk, ay yıldızı.
Bayraktaki gibi.

Hilal, dağları cüce bırakan kulenin bir yanında, yıldız bir yanında idi.
 Aralarındaki mesafe dünya ölçeğinde bir kule eninde.
Uzay ölçeğinde,  yörüngeleri dışında kalacak biçimde olmalı.

Sonra fotoğraf makinesi elimdeyken artık, ayın gerisindeki yıldız da gözükür olmuştu.

Bu akşam, Ankara pusunda çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 28.11.2019.

Paylaş :

27 Kasım 2019 Çarşamba


“Bir Pastırma Yazı Sabahı” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 27.11.2019

Paylaş :

25 Kasım 2019 Pazartesi

25 Kasım....


25 Kasım özel bir gün. 
Keşke hiç gerek duyulmasa da olmasaydı böyle bir gün dedirten bir özellikte. 

Kadına Şiddete Hayır Günü.


Şiddet gören ve daha da kötüsü bu yüzden hayatını kaybeden kadınlara ithaf ettiğim öyküm;

“Karlı günde kanlı Keklik”,


linkinde ve devamı olan öyküm,

“Sülün Avı” da

linkinden okunabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.11.2019

Paylaş :

24 Kasım 2019 Pazar

Çatlak, Göçük, Kırık… Hayatın Coğrafyası

(Dünya Çocuk Hakları Günü dolayısı ile çocukluğunda çocuk olamamış, olmayacak şeylere maruz kalmış, yetişkinliği de bu nedenle  zehir olmaktaki tüm çocuklara ithafımdır)

Nereme baksam kırık dökük.
Bir yanım kırık, bir yanım dökük.
Her yanım yarım. Her yaram iz bırakandan.

Sağımdakiler, sağ kol olmak bir yana, sağlam durmak bir yana kaypak mı kaypak.
Sol yanımdakiler, sol yanımdaki kalbime sızı, yara.
Çocuktum, okul öncesi, gazetelerin çizgi romanlarına bakardım, halıda oturup.
Onlardan birinin adı “Kırık Hayatlar” idi.
Kırık hayatlar, yüz yıl sonra da yaşlanmadan aynı kalacak, sokakta rastlanmayacak insanların öyküleriydi o zamanlar.
Yetişkinliğimde  çizgisinden değil, gerçeğinden biri oldum o  kahramanlardan.
Bir de baktım, kırık bir hayatın camı çatlaklar içindeki penceresinden bakmaktayım etrafımdaki toza dumana.

Sağım solum, sağı solu belli olmayanlarla dolu iken tut ki bir de dört bir yan var.
Yukarıdan aşağıdan, çaprazdan pupadan, iskeleden sancaktan alınan rüzgârlar var.
Lodosa razıyken obruklar açan göçükler, yıkıcı depremler, ağacı kökten söken kasırgalar var.
Bentler de çekseniz,   barajlar da örseniz  set dinlemez taşkın  sular gibi yıkıp geçenler var.
Elbette uzaklardan değil o yıkıcılar, kıyıcılar.
Uganda’daki adam beni ne tanır?

Satırların naif ağlayanı  şiiri, çocuklukta bıraktım o yüzden.
Fıkra anlatamaz oldum. Anlatanlara ne mutlu!
Şarkıların laylaylomlusuna gelemezdim zaten.
Hayatın yavanlığına bir de gerçekleri eklenince içli bestecilerin sonatları ne çok şey anlatır oldu.

Ah, Kırık Hayatlar bir çizgi romandı, yıllar önce.
Belki sonraları film adı, dizi adı…
Hayat kırık olur muydu oysa hiç, beş yaşındaki bakışla!
Cam mıydı ki kırılsın!
Belki hayat cam değildi; ama yürekler sırça…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.10.2019

Paylaş :

Ay’da Yürüyen İnsan

Doktora çalışmasını tamamlayarak Paris’ten yurda dönmüş fizik mühendisi Gökmen, üniversitedeki derslerine, öğrencilerine kavuşmayı beklerken yaz tatilinin henüz bitmemiş olmasından yararlanıp ailesi ile birlikte o yıllar tatil denilince akla ilk gelen yere, Erdek’e gitti.

Bugün, yirmi Temmuz bin dokuz yüz altmış dokuz tarihinde aya ilk kez ayak basılacağından içi içine sığmayan Gökmen,  zeytinlikler ile kaplı Erdek’in Çuğra sahilindeki Arteka Pansiyon’un bahçesinde heyecan içinde bekliyordu. Bir aksilik olur da sırf bu anı kaçırır korkusu ile bir hafta erken dönmüştü Paris’ten.  Karısı Merih Sema, radyo başında mıh gibi duran Gökmen’in haline bakarken bir kez daha kocasının, tümden uzayı çağrıştıran adını, Merih Sema’yı kendisinden çok sevdiğini düşündü. Gökmen, duygularını belli etmeyen, fizik dışında pek bir konu konuşmayan daha doğrusu konuşacak şey bulamayan  uzay sevdalısı biri idi.

Gökmen’in, Sirius takımyıldızının Türkçe adını taşıyan ilkokul beşinci sınıfa geçmiş kızı Şira Yıldız, radyonun altındaki masada gözlerini kırpmadan oturmaktaki babasının bu haline anlam veremezken eskiden Türkler’de Çoban Yıldızı, sonraları Çolpan denilen Venüs ile uğurlu ay anlamındaki Kutay  adını verdiği ilkokul ikinci sınıfa geçmiş oğlu  Çolpan Kutay, az ilerideki pastaneye gidip damla sakızlı, çikolatalı dondurma yemek için can atmalarına rağmen neden masa başında çakılı kaldıklarını anlayamıyorlardı.   

Arteka Pansiyon’un bahçesindeki diğer tatilcilerden kimisi şakır şukur sesler çıkararak tavla oynadığından duyulmaz olmuş spikerin konuşması işitilebilsin diye pansiyon sahibi Şevki, radyonun sesini az daha açtı. En eski müşterilerinden olan Gökmen’in neyi beklediğini iyi biliyordu çünkü.

Severdi Şevki, Gökmen’i. Sohbeti biraz keyifsizdi, kolay kolay konuşacak konu bulamazdı Gökmen; ama kibar adamdı. Geçen yaz Gökmen Paris’te iken çocukları, anne babası  ve kayınvalidesi ile Erdek’e tatile gelmiş Merih Sema, Gökmen’in son mektubundan bahsederken arkadaşlarının ona  “o kadar kibardır ki, Sen Nehri’ne Siz Nehri der” diye takıldığını yazdığını anlatmıştı.
Tavla oynayanların bağrışmaları, pulların, zarların sesleri, karo taşlı yol üzerinde tren vagonlarının dizilişince metrelerce bir sıralanışla ilerlemekteki zeytin tırtıllarından korkan çocukların feryatları arasında spikerin sesi yine kaybolduğundan Şevki, duvardaki  işlemeli iki küçük demir taşıyıcıya yerleştirilmiş tahta raf üzerindeki,  yanları ahşap,  ön yüzünün büyük kısmı  kumaş kaplama, kocaman düğmeleri olan, camlı kısmında kanallar yazılı  Körting marka  radyonun sesini sonuna kadar açınca spikerin sesi nihayet anlaşılır halde işitildi.

Sonunda beklenen cümle duyuldu. “Evet sayın dinleyiciler. Şimdi hep beraber Aydaaaaaaaayız!”. Spiker, “Aydayız” dememiş, uzata uzata söylemişti “Aydaaaaaaayız” diye.

Çolpan Kutay, elindeki patlamış mısır dolu kesekâğıdını burnuna yapıştırıp  şöyle bir baktı etrafına, ayda olduklarını duyunca.  Demek ki öğretmeni yanlış öğretmişti derste kendilerine. “Aslında Dünya’da değil; Ay’da yaşıyormuşuz” diye düşündü. Öğretmenler de bilgisiz olabiliyorsa kendisine hiç kızmasınlardı bilemediği sorularda.
Şira Yıldız, “Ay’da değiliz, ne kadar bilgisiz bir spiker bu böyle. Erdek’teyiz biz” dedi içinden.

Sanat tarihi öğretmeni Merih Sema, “Aydaaaaaaaaayız” denmez ki. Hiç mi özenilmez anlatıma. Taa radyolara spiker olacaksın ve düzgün konuşmayacaksın. Off offf!” dedi.

Şevki, “adamlar Ay’a bile gitti. Eller gider Mersin’e biz nerelere acaba? Hadi hayırlısı” derken asmalı çardağın gölgesinde, bastonuna sıkı sıkı yapışmış haldeki kayınbabası uyuklamayı bırakıp “yok canım, gidip çölün birine indiler. Ay diye gösteriyorlar. İnanmayın” deyip duruyordu kısık sesiyle.

Aya inildiği haberini almaktan pek mutlu Gökmen, bir Çin atasözünü hatırladı, “en uzun mesafeleri kat etmek, hep atılan ilk adımla başlar”. Bilim, attığı ilk adımlarından bu yana ne çok yol kat etmişti. Son adım işte şimdi tam karşısındaydı. Göğe baktığında gümüş bir tepsi büyüklüğünde gözüken Ay’da.

Belki Mars’ın bir yıldız adı olduğunu dahi bilmeyen, kimi mars etmek kimi mars olmamak derdine düşmüş  tavla oynamaktaki çoğu pansiyon müşterileri duymamıştı bile az önce Ay’a inildiğini.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.07.2019

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci