1 Ocak 2020 Çarşamba


“Plastik Sarı Saksıdaki Çiçek” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
01.01.2020, 00:56


Paylaş :

31 Aralık 2019 Salı

Öyle bir yıl bekliyoruz ki...


En başta çocukların gözlerine kadar güldüğü,

Kadınların baş tacı olduğu,

Şiddetin hayvanından, çocuğundan, kadınına lafının bile olmadığı,

Doğanın genişleyip daralmadığı, saksılara hapsolmadığı,

Okumanın, sayfa çevirip göz gezdirmek değil, sindirerek,  anlayarak okumak olduğu,

Her ne ise yapılan işin, elden gelenin en iyisinin yapılmasının insan kalitesi olduğu yoksa mantodaki, gözlükteki, arabadaki, telefondaki markaların olmadığının kanıksandığı,

Piyango biletinden çok müze, opera, tiyatro, ören yeri, klasik müzikler konserleri biletlerinin alındığı,  satıldığı,

Çekirdeklerin tohum olduğu bilinip, boş her yere ekilip dikildiği,

Herkesin bir evinin, o  evinin de bir dönüm de olsa  bahçesinin olduğu,

Maydanozların bahçeden toplandığı,

Gençlerin istediği her yerde basket potası, voleybol filesi, duvar tenisi duvarı, koşu pisti bulabildiği,

Obezite ile savaşın ilke edinildiği J

Reklamlardaki yeni mobilyalara, kanepelere değil de  ilginin gazetelerin kitap sayfalarına gösterildiği,

Bir hayvanı olmanın kedi ve köpekten öteye gidip atından koyununa, ördeğinden kazına olmasının düş olmadığı,

Kredi sözcüğünden korkunun yalnızca insanların başka insanların gözünde kredi kaybetmeleri anlamına geldiği,

Milli Parklar tabelasına her dağda, her azalan türlerin yaşadığı, yetiştiği yerlerde rastlandığı,

İnsanların gözükürde değil, her halleriyle insan olduğu,

Tarihin, edebiyatın, kültürün, sanatın gerçek anlamda bilinip, sevildiği, öğrenildiği,

Onları yapacak ustaların belki de şu an hayatta hiç kalmadığı, yapanların da  yüzyıllar önce doğduğu mimariden taş oymaya, demire, ahşaba her tarihi eserin değerinin bilinip, ona göre bilinçlerde şekillendiği,

Yazışmadan konuşmaya, edebiyatın seçkin örneklerinde dilimizin korunduğu,

Dalındaki çiçeğin dalında solduğu, ellerin hoyrat olup sokakları, bahçeleri, çitleri  renkleriyle, kokularıyla güzelleştirdiği çiçeklere uzanmadığı,

Dağların badem, zeytin, alıç, hünnap, zeytin, incir, ahlat ağaçlarıyla dolduğu,

Konuşmak kadar dinlemenin iletişim için en temel öge olduğunun bellendiği,

Herkesin ille  kolunda altın bilezik nitelikli bir  hobisinin, zanaatının olduğu,

Dağları karlı olan, nehirleri kıvrıla kıvrıla akan köylerin, kentlerin nasıl bir zenginliğe sahip olduklarını anlayıp gözlerinin bitmekteki kentlerde olmadığı,

Yalnızların her gün arttığı şimdilerde yaşlıların bakacak yakınları olmasa da bakımlarının gerçekleştiği, yalnız ölmek korkusunu kimselerin  taşımadığı,

Kışın sokak hayvanlarının aç kalmayıp, kuşların, geyiklerin, yaban hayat canlılarının avlanmadığı,

Müziğin, dinleyenlerin kendini yaraladığı bir sesleniş değil, sanatın kendisi olduğu, müzik eserlerinin gerçekten müzik sanatına yaraşır olduğu, 

Oksijenin, karbondioksite defalarca tur bindirdiği,

Masaların üstünün üç öğün dolup taştığı,

Sabahları günaydının, akşamları iyi akşamların karşılaşılan herkese çekinmeden söylenebildiği uygarca anlayışın yerleştiği, 

Akılları meşgul eden tek şeyin yarın hava kaç derece olacak olduğu,

Kötü, fena, acı, şiddet, felaket gibi kavramların hiç geçmediği,

Çok güzel; ama ondan sonra gelen ve gelecek olanların daha da güzel olacağı yıl, yıllar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
31.12.2019


Paylaş :

30 Aralık 2019 Pazartesi

Dize dizilişi gibi, uyak gibi; 2020


Yarın saat 24:00, yeni yıla açılan kapı.
Başlayan günün adı,  yeni yıl.
Oysa taa eskilerden gelen  akışın şimdilerdeki adlanması.
Dünya kurulduğundan beri işleyen bir düzenin şimdi o adla anılacak sayılı günlerinin yıl adlı demeti.
Takvim gereği.

Rakamların sıralanışından doğan bir eskime, yenilenme bu.
Ne eskiyen var halbuki ne de yenilenen.
Sadece geçen günler var.

Güneşin dönüşü, mevsimlerin hükmü  içine sığsın diye dikenlisinden,ısırganından, mis kokulusuna, zehirlisine, şifalısına 365 sap çiçeğin demeti.

Güneş takviminden ay takvimine, başka takvimlere  yeni yıllar var.
Dünden bugüne süregiden günlerin bir sayı çerçevesindeki numara değişikliğidir yeni yıllar.
Numaralandırmada da geçmiştekilerin kimileri iyi kimileri kötü anılabilir. Yılların kimileri de hiç hatırlanmak istenmeyebilir. Hani  sırıkla yüksek atlamada kimi yükseklikleri  atlamadan geçmek gibi, pas geçilmek istenmiş olabilir. Çünkü atlanılamayan yükseklikte sırık çıtaya takılacak ve düşülecektir.

Düşmelerden sonra yeniden atlama şansı var.
Olimpiyatları izleyenler bilir.

Giden yıl, anıdır, depolanmış takvim yapraklarıdır. İyisiyle kötüsüyle yaşanmışların tıkıştırıldığı açıklarda yol alan gemi ambarlarıdır. Gelecek olanlar mı? Onlar hep beklentidir, umuttur. Piyango biletinden o yılki güneş, ay tutulmalarına. Oysa yeni yıl, dünün yarınıdır gerçekte.

O sıralamada, numaralandırmada şimdi sıra 2020 sayısında yani  yılında.
Ne güzel bir sıralanış sayısal olarak  bu yılın rakamları. Kafiyeli dizeler gibi. 20 ve 20.
Ya da 2, 0; 2, 0.
 Uyak  türlerine nazire edercesine.

Pek çok paylaşımda şimdiden kulağı çekildi bile. Doğru dürüst gelip efendice gitmesi için.
Umarım faydası olur.

Kapıda şimdi 2020. Çaldı çalacak. Saatler ona doğru. 2019’un dengi hazır. Sırtında.
Hoş geldi öyleyse 2020.

2020 bize “merhaba” demeden biz ona merhaba derken,
Yarın 24:00’de yine dilekler tutularak, kararlar alınarak, sıcak iklimden soğuk iklime dünyanın her yerinde kutlanarak karşılanacak 2020 girerken  geçen yılın yeni yıl olarak karşılanmış 2019, yeni yıl karşılamasının coşkusunun aksine çığlıkları arasında aksine sessizce olacak.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
30.12.2019, 21:21

Paylaş :


“Yeni yıllar, yılın yenisi demekse de insanın eskimesidir aslında…” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.12.2019

Paylaş :

29 Aralık 2019 Pazar

Yıl sonu; kış başı


Dün gönülsüzce mi demeli yoksa nazlı nazlı mı, sabahın erkeninde sanki yerçekimi fazlasıyla azalmışcasına usuldan usuldan düşen seyrek kar tanelerinin tutmayacağı yağışından belliydi.





Dün gece İstanbul’da kar yağışının başlamasıyla da sabaha Ankara’nın  kar taneleriyle beyazlaşacağı  da belliydi.






Bu sabah Ankara, kara geceden beyazlaşmış çıktı. Taşların, yaprakların, çatıların üstleri karla kaplıydı.






Onca senedir, on yazdır Ankara’da tek bir kez olsun görmediğim ve fotoğraflayamadığım  büyük baştankarayı da bu kış gününde, soğuk havada gördüm.







Kar fotoğrafları çekerken bir yaz günü görüntüsü beliriverdi objektifimde. Bulanık havanın renksizliğinde, kırmızı mercan tanelerince dallardan sarkan  iğdeler arasında dalda ötüyordu. Ürkek hakiyle. İkinci kareyi çekmeme izin vermedi. Pııırrrr....






Sabahın kara bürünmüş Ankarası, öğleye doğru  karın eriyip boz toprağın belirmesiyle güz haline dönüşüverdi.








Toplanmamış iğdeleri,  zeytin yaprağımsı dökülmüş boz yeşil yapraklarının yokluğuyla görüntüleri daha bir vurucu kırmızı dolgun damlacıklar gibi sarkan iğde ağacının eğilip bükülerek uzayan dalları, boz bulanık havanın demetleri gibiydi.





Kurumuş, solgun sarı ya da hareli  ya da böcek basmış, bahçe biti dolu pembe yaprakları ile güller dallarına daha fazla tutunamadığından  dallarda kalan kızıl yapraklar üzerinde birikmişti kar. 



 
Ufuk hiç gözükmüyor. Gök yok sanki. Ortalık bulanık. Hava bozbulanık. Yoğun olmayan pus, gri, solgun ve bu solgunlukta  hiçbir şeyin kendi renginde görünmezken  kar beyazının da erimesiyle gri bir dünya bugün Ankara.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
 29.12.2019, 11:23


Paylaş :

Takipçiler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci