1 Aralık 2020 Salı

Pencereden uçuşan tüller gibi kanatlar

 İnce kanatlarından kendine tülden çadır yapan yusufçuk.

Bir diğer adı ile helikopter böceği. Öbür adıyla da kız böceği.


25.10.2020 tarihinde çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.

(Her hakkı saklıdır)


Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 1.12.2020

Paylaş :

 “Zevksiz duvar kâğıdı önünde poz veren köylülerime de bak!” adlı çalışmama;

ttp://www.kadinhaberleri.com/zevksiz-duvar-kgidi-onunde-poz-veren-koylulerime-de-bak-makale,1207.html


 Linkinden ulaşılabilir.

 Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 01.12.2020

Paylaş :

30 Kasım 2020 Pazartesi

 Sadece tekerlememsi üç dizecikten;

-Ver elini piselek.
*Ben sana küselek!
-Öyleyse depgili, depgili.
anlatımından oluşan, bir Aksaray, Yeşilova deyişinin unutulmaması için bu üç satırcıktan yola çıkıp elbette tümden kurguladığım “PİSELEK” adlı öyküm;
https://acemidemirci.blogspot.com/2014/06/2012-ylnda-aksarayda-90l-yaslarndavefat.html
Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

(Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.11.2020
Paylaş :

29 Kasım 2020 Pazar

Yakınlarda, Aksaray'a ait sözcüklere, deyimlere, deyişlere katkıda bulunurken şimdilerde Aksaray'ın eskilerde kalmış öztürkçe renk adlarının bolca geçtiği gerçek bir yaşanmışlıktan bire bir yazdığım bir öykümü de anmış oldum.


Anadolu kadının elinden geleni her canlı için esirgemeden yapabilmek için gerekirse daha önce hiç başvurmaadığı işlemlere bile kolunu sıvamasını, elinden geleni yapmadan asla pes etmeyeceğini de anlatmış oldum, tümüyle gerçek yaşanmışlık olan bu öykümde.

"Kılıboz renkli Pisitüy ve Erpeten" adlı çalışmam;

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

https://acemidemirci.blogspot.com/2018/03/kuluboz-renkli-pisituy-ve-erpeten.html
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 29.11.2020

Paylaş :

27 Kasım 2020 Cuma

Saka sakarlığı mı desem bu poza?

Bir ona bir buna konduğu mazı dallarında, kozalakları gagası ile açıp içindeki tohumlar ile yemlenirken ikide bir duyduğu deklanşör sesi ile keyfi bozulan saka.

29.10.2020 tarihinde çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 27.11.2020


Paylaş :

25 Kasım 2020 Çarşamba

Kızıl Gerdan Konseri

 Yeşil ibrelerde bir solo konserin solisti; kızıl gerdan.

Bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.11.2020

Paylaş :

24 Kasım 2020 Salı

Üç adı var bildiğim; yusufçuk, kız böceği, helikopter böceği

Açık kanatları tül gibi böcek; yusufçuk.

Adı da çeşit çeşit.

Biri kızböceği mesela adlarından, bir diğeri de helikopter böceği.

 

25.10.2020 tarihinde çektiğim bu karem, fotoğrag gruplarım ve blogumda.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.11.2020
Paylaş :

Canik Dağları Etekleri; Erbaa, Tokat, Ballıca Mağarası, Borabay Gölü ve dahası

Kimselerin kolay kolay yolunun düşmediği Erbaa'nın önünde set gibi uzanırken seyre doyulamayan Canik Dağları'nın öte yanı Karadeniz. Samsun.


İklimi çeşnili o yüzden. Karlı, sıcak, soğuk. Baharı, bahar.

El değmemiş yerlerde hala insanlar insanca , kültürler deminde, tadında. Evet yok yoksulluk var, dahası ve beteri metropollere, şehirlere özlem, özenti var.

Erbaa, Tokat'ta bağlı bir ilçe. Kimileri "kaza" der, ilçe yerine. Kiremit fabrikaları ve tarım gelirler. Her şeye en geç ulaşanlardan. İnsanları afet, çok büyük deprem görmüş. Büyük Erzincan depreminde yerle bir olmuş. O yüzden yıkılan yer Eski Erbaa olarak kalmış ve Yeni Erbaa kurulmuş sonradan. Yüksek katlı binaya izin yoktu bildiği kadar ile. Ama sanırım gökdelen bile dikilmekte olabilir şimdiki her yandaki yozlaşmada, çürümede.

Tokat, doğasının, sarması bir başka olan yaprakların elde edildiği asmalarının, sulşarını8n, höyüklerinin santimi santimine hatta milimi milimine korunması gereken yerler. İstanbul, tüm Ege, Akdeniz bitti. Can çekişiyor. Tüm batıda, İç Anadolu'da hatta Göller Bölgesi'nde ve Akdeniz'de nerede ise doğru dürüst Göller Van'da, doğuda ilen, Fırat ve Dicle çok uzakken Ankara bile perişan metropol pençesinde iç göç yetmezmiş gibi dış göllerle. Kim kimdir belli değil. Bahçelievler gibi semtlerde her geve balkonlardan "hırsız var" çığlıkları yükselir. Oto galeriler vaktinde çok olduğundan şimdi de iş yerleri kolayca kaybolur gider art niyetliler bulunamaz. Bir keresinde tatilde iken apartmana giren hırsız nedeni ile polis kapıyı açıp giriş de tatil dönüşü haberdar olmak varmış. Bahçelievler böyle ama artık böyle olmayan yer nerede ise kalmadı.

Tokat, iklim değişikliğinden en az etkilenecek yerlerden. Kısmen doğu sayılıyor Ankara'ya göre bile. Adetler hala var. Tokat Evi var. Taş Han var. Yazmalar, taş baskılar var. Yemeniciler Çarşısı, mavili, allı masa örtüleri olan ki ben çok eskittim bu amaçla sofra bezleri var. Gitmelere doyamadığım yerlerden. İstanbul herkesin olsun; kültürün yürüdüğü, otantik unsurların yaşadığı, gözün farklı, her yerde herkeste olmayanı görebileceği, yemeğin ayaküstü algılanmayıp, hamburgermiş, suşi imiş algılanmadığı yerleri görmek isterim ben. Tokat onlardan biri. Biri de Hatay'dı ama orası da perişan. Erzincan ve Elazığ da öyle: Kars da. Bir yer daha var ki onu yazmayacağım. Orayı da ne yazık ki keşfettiler. Keşke kalkınmada öncelikli yerler arasında yer almasaydı yakınlarda. Köyleri köy kalmadıkça bir yer güller gibi soluyor gözünüzün önünde.

Erbaa, o ulu dağlar kulağıma , gözüme çarptı bir haberler. Erbaa aslında Tokat çevresinde maden aranacakmış.

Asıl maden, Tokat'ın her yanıdır. Toprağının altındaki çıkar ve biter ama milyonlarca yıldır toprağın üzeri verir, bitmez bizler ya da afetler sonu olmadıkça.

Hiçbir güzelliğe, kuşa, böceğe, kurda, ceylana zarar gelmesine insan yönüyle düşünen ve bakan hiç kimse razı olamaz. Olunacak şey değil, değil mi?

Erbaalı birkaç köylü kadının konuşması içimi burktu. Başlarına gelecekleri bildiklerinden, siyanürle topraklarının sulanmasını ve sularının zehirlenmesini o toprakların kaç kuşaktır işleyeni, yaşayanı olarak istemediklerinden bir korku, telaş, tedirginlik içindeydiler. Bu arada Erbaalı kadınların televizyonlarda konuşmalarını görmek... :) Bunun anlamını anlatmayayım, ben bilirim.

Ama kalbim onlarla. Erbaa geniş anlamda Tokat tek zarar görmeden kapansın bu konu. Maden isteniyorsa Tokat'ın ta kendisidir o maden. Erbaa'dır.

(Bu yazıyı bugün, bu tarihte yazmış olmak da benim için bambaşka anlamdadır!)
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (acemi Demirci), 24.11.2020, 08:41
Paylaş :

23 Kasım 2020 Pazartesi

 "Üç Dakika ve Sonsuzluk" adlı çalışmama;


http://www.kadinhaberleri.com/uc-dakika-ve-sozsuzluk-makale,1202.html

Red Kid'i tüm çocuklar okuduğundan tema olarak onu seçtim.
 
linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.11.2020
Paylaş :

21 Kasım 2020 Cumartesi

İşsiz mühendislerden rol çalan kafası boş, cebi dolular

Hiç tadilat yaptırdınız mı? Yaptırmışsınızdır. En azından boya badana için olsun kalfalar, işçiler, ustalar geçmiştir evinizden, işyerinizden. Eğer bir kez bu işe kalkışmışsanız yapa boza öğrenen açıkgözlerin eline su terazisi alıp nasıl da eskilikten gıcır gıcır gıcırdayan gemiler gibi seferdeyken gıpgıcır gemileri andıran işsiz inşaat, jeoloji mühendisleri, teknikerleri, mimarların nasıl da kızağa çekilmiş halde olduklarını görmüşsünüzdür.

 

Tadilata kalkmak, ayaklarınızı uzatmış halde elinizde kitaptan televizyon kumandasına  yemek yapmalıdan, göl evlerinden programlarda konaklaya konaklaya  köşenizde oturduğunuz rahat koltuktan kalkıp iğneli fıçıya düşüvermektir. Ne zaman tadilata kalktınız o zaman asıl tadilatın ruhlarda, kişiliklerde, iş etiğinde  yapılması gerektiğini hatta bunun  kaçınılmaz olmasına karşın nedense bundan köşe bucak kaçıldığına inancınız  pekişir.

 

Diyelim ki bir yazlığınız var. Haliyle uzakta ve  yılda birkaç kez o da birkaç haftalığına gidebiliyorsunuz. Geri kalan zamanda kapalı bir ev halinde. Yazlıklarda her şeyin yıpranma payı çok hızlıdır, malum. Beyaz eşyalar on yılda bir değişir. Armatürler paslanır. Rüzgar hatta nem duvarları, çitleri, bacaları, pergoleleri döver, yıpratır.

 

Aşınmalar, göz ardı edilemeyecek hale geldiğinde başınıza ne geldiğini anlarsınız.  Tadilat kapıdadır ve köşeye sıkışmaktan beter hissedersiniz. Evet, tadilatı siz yapmayacaksınızdır; ama tadilatı yapanlar ile uğraşmak yok mu! Elinize testere, mala,  matkap alıp kendiniz yapmak istersiniz  deee… Çekiç tutup, çivi  çakmaktan başka bir şey gelmez elinizden.

 

Daha birkaç yıl evvel çatıyı onarmış ustaya bir de evin etrafının güçlendirilmesini vermişsinizdir. Ve habersizce  aniden çıkageldiğinizde bir bakmışsınız arka, ön verandalara, yanlara  dökülen betonlar  Ay’ın yüzeyince. Kraterli. Hatta ayakkabınızın burnu değmesin, kavlayıveriyor. Öğrenirsiniz ki çalıştırdığı işçiler bizimkilerin üçte biri yevmiye alan, iş yapmamış hatta  işi fazlasıyla savsaklamış birileri.  Göçmen kuşlar gibi gelip geçenler. Oysa sizden işçi parası olarak üçte bir değil tamamını almıştı belirlediği maliyet hesabında. İşi almaktaki gayretleri, nerede ise hiç olmaz konu işi hakkıyla bitirmek olunca. Hele de size malzemeleri aldırıp, sokağa yıktırdıktan sonra sizin oralarda sayılı gün kalacağınızı bilip baştan hesabını kitabını buna göre yaptıklarından yıkılmaz halde dikilirler  karşınıza.  “Sen malzemeyi bırak git, biz
















yaparız abi” lafı sıkça duyulan bir nakarata dönüşür onların dillerinden.

 

İşe ne zaman başlayacakları bilinmez. Malzemeler ortada ama. Üzerine yağmur, dolu yağacak. Arabalar park ederken çimento torbalarını patlatacak, kireçler akacak, seramikler kırılacak. Ya da birilerine oyuncak olacaklar, öylece ortaya saçılmışken. Tüm kozlar işi alan ustanın elindedir artık.  Bilir ki inşaat sezonu  15 Mayıs 15  Ekim arası  kapalı olduğundan güz, kış ya da bahara doğru yapılacaktır işler. Ve o aylarda da siz orada olmayacaksınız. Bu da diyelim ki  tadilatta harcanan demirlerin on ikilik değil sekizlik olacağı, harcanan derz dolgunun size en az beş misli fazla söylenmesinin  çok insaflı olduğu anlamına gelebilir.  Malzemeleri almak için evvelce sizi götürdüğü mağazadan  siz farkında bile olmadan yüklü bir komisyon almış olmaları da cabasıdır.



Kendinizin bankamatik gibi görüldüğünü hissettiğinizde iş işten geçmiştir. Tüm bu harcamaların olması gerekeni kat be kat aştığını söyleseniz de değişecek bir şey yoktur çünkü bir başka nakaratı dinlersiniz o zaman onlardan, “burası Çeşme!”. Turistik yer demek istiyor galiba. İyi de, biz turist değiliz ki. “İyi de kardeşim, burası Çeşme de olsa sonuçta Türkiye! Avro ile kazanıp Türk Lirası ile harcamıyoruz ki Avro bazında  maliyet çıkarıyorsun” demeniz kaçınılmaz olsa da tepkileri yalnızca  alaycı bir yılışık gülümseme olur.

 

Bazen işi verdiğiniz kişi, işi başkasına verir. Sonra da hiç gözükmez. Ola ola “şurayı, söyle mi yapacağız, burayı kıracak mıyız, kapı nereye açılacak?” diye soran tek bir işçi vardır koca tadilata kalkışan. Şaşarsınız. Nasıl yapılacağını bilse idiniz zaten çoktan  bir yapı marketten hızarına kadar almış kolları sıvamıştınız. O sorular kendisine sorulsun diye para ödediğiniz usta, sizi o sorular ile baş başa bırakıp başka işleri almak, başka sokaklara malzeme yıkmak derdine düşmüştür siz ona işi verir vermez.

 

Hele bir laf söylemeye kalkın! Bin işitirsiniz. Alışmışlar çünkü yazlık evlerin tadilatında kendilerine anahtar bırakılmasına. Gözden uzakta. Parmakta oynatmada da ustalaşmışlardır. Üstelik ne halkla ilişkiler okumuşlardır ne de mimar, mühendis, tekniker, teknisyenlerdir. Koyunun olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi’dirler ama. Vergi de vermezler yaptıkları iş için. Zira kayıtlı bir işyerleri yoktur. Sizin vergisi ödenmeden kesilen kazancınızdan ne koparırlarsa gayretinde olanlarını gördükçe etiğin, durduk yerde felsefenin problemi olmadığını düşünürsünüz.

 

İşi aldıktan sonra işleri sarpa sardıran ustaları, kalfaları yıllardır gördükten sonra neden  böyle bir çarpıklığın düzeltilemediğini irdelersiniz. Oysa Ülkemiz’in nerede ise hem de tamamı  artık çok riskli deprem  bölgesi iken şark kurnazı  rolünü becerenlere kalıyor bir yazlığın, kışlığın, kulübenin  onarımı. “Neden usulünce yapılamıyor, usulünce yapılmadığında göçük altında kalınan tadilat işleri?” diye düşünürsünüz. Kara kara hem de.

 

Malzeme satan dükkanlarda, yanında çoklukla bir çift ile, tıraşı, giyimi çok iyi birilerinin gelip gittiğine sıkça tanık olursunuz. Baştan anlamasanız da sonradan bunların vaktinde  bin küsur kilometre öteden buraya geldiğinde ayağında doğru dürüst ayakkabısı olmayan, bir kuru dilim ekmeğe çalışmaya razı kişiler olduğunu öğreniyorsunuz. Şimdi her birinin Alaçatı’da taş evleri varmış. Ve öyle bir biçimlenmişler ki bura şartlarında… Bir punduna getirip nereli olduğunuzu öğrenir öğrenmez, diyelim ki Ankaralıyım, Eskişehirliyim dediniz,  hemen dükkan camından dışarı bakıp sizin ilinizin plakasını taşıyan araba arıyor gözleri. Görünce de “iyi, park yeri bulmuşsunuz” deyip o aracın sizin olup olmadığını teyit ediyor. Araba ne kadar pahalı ise sizden koparacağı da o kadar yüklü olacak. Üstelik pahalı arabanızın olması demek, kendi ifadeleri ile “bu adam ödemelerini aksatmaz, tıkır tıkır  elime sayar” demekmiş.

 

Seramiklere bakarken mağazada tesadüfen bulunan beş yıldır işsiz genç bir mühendis, beraber geldiği orta yaş üstü çiftin eline katalog tutuşturup, onları sergi alanında bırakıp mağaza sahibi ile bir köşede fısır fısır konuşan şık giyimli  ustaya bakıp içini çekince  neden iç geçirdiğini anlamasam da onun çalışan olduğunu düşünüp “bunlar seramik mi, porselen mi?” diye sorunca meğer nasıl bir dert deşmişim de haberim yokmuş. “Ah, nerede burada satış elemanı olarak bile çalışmaya razıyım; ama nerede? Şu köşede komisyonunu ha bire artırmaya çalışan, taş evinin önündeki arabasını her yıl yenileyen, çocuklarını özel okullarda okutan ilkokul üçten terk adamın aldığı komisyon kadar ayda elime para geçse razıyım. Tek anama babama yük olmasam. Ama iş yok. Kimi fakülte arkadaşlarım diplomalarını asgari ücrete kiralıyor. Bu ne demek, başına neler gelir biliyor; ama çaresiz. Haa, asgari ücretin de tamamını alamıyor çoğu. Hesabına tamamı yatsa bile bin beş yüz liranın üstünü  anında çekip patronuna iade ediyor.  Ortaya çıkıp da ben mühendislikten vazgeçtim, artık ustayım desem de olmaz, yine iş vermezler. Zaten önce para gerekli. En takasından da olsa bir kamyonet gerekli malzeme taşıyacak. İşçinin eline yevmiyesini tutuşturmak gerek. Ama bir kuruşum yok cebimde. Buraya da işyeri sahibi eski komşumuza hal hatır sormaya uğramıştım. Neden okusun insanlar? İşsiz kalmak için mi? Neden statik hesap bilsin? İşini bilsin yeter, öyle görülüyor” deyince aslında olması gerekenin ne olduğu düşen bir jetonun tıkırtısı gibi zihnimde çınlarken  ne diyeceğimi şaşırmıştım. Söyleyeceğim her dileği de zaten defalarca duymuş olmalıydı.

 

Oysa çok mu zor  belli yılların ardından kaçınılmaz olarak mutlaka bakım görecek yapıların  onarım konusunun da yapılaşması yani küçük şirketler, işyerleri temelli, sözleşmeli, resmiyete dökülmüş işler haline dönüşmesi. Kaldı ki zaten bir inşaat mühendisi işini anlı şanlı adı olan kafelerde, bir kahvenin on kahve paketi parasına satıldığı ortamlarda yapmaz.

 

Bunca mimarından, mühendisinden, teknik elemanına genç işsizken teşvikler ile açacakları sırf tadilat işlerine yönelik işyerlerinde, bakım onarım görmesi gereken yapıların kolonlarından giderlerine teknik gözle bakıp,  depreme dayanıklılıklarını ölçüp  şantiyede çalışır gibi bir yazlık, bir daire  tadilatında  ne yapıldı, ne aksadı başında durup işçilerin nasıl çalıştığını  gözlemlemesi yani  iş sahibi olması çok mu zor? Olabilir aslında. Yönetmeliklere göre gerçekleşse her şey. Bu da denetimle sağlansa. Denetim sıkı olsa. Evin ne durumda olduğunu jeoloji mühendisinden statik hesapçıya  belirlese. Ama olmuyor! Komisyon peşindeki, harcanan üç torba çimentoyu on torba diye söyleyebilecek kimi ustalara kalıyor  iş tümden; aslında canınız, hayatınız.

 

İşsiz mühendislerimiz duvar kağıdı yapmaya kadar her işi  üstlenileceği küçük işyerleri açabilse yeni düzenlemelerle. Ki onlar dünden razı buna. Şimdinin hem statik hesabını yapan, hem jeoloji mühendisliğine bakan, hem mimarcılık oynayan ustaları da gerçek birer usta olarak o şirketlerde kalfaları, çırakları ile  birlikte canla başla çalışsa.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 04.11.2020

 

 

Paylaş :

11 Kasım 2020 Çarşamba

 Tadilat sözcüğünün içeriğini iyi bilenler için yazdım.

Ne de olsa tadilat yapıyorum diye evi su bastıran ustalar da var.


"İşsiz mühendislerden rol çalan kafası boş, cebi dolular" adlı çalışmama;



http://www.kadinhaberleri.com/issiz-muhendislerden-rol-calan-kafasi-bos-cebi-dolular-makale,1196.html

linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
Paylaş :

10 Kasım 2020 Salı

Bir köy okulunun bir sınıfında asılı ATATÜRK resminin öyküsü

ATAMIZ'a sonsuz sevgi, saygı ve minnetle...

Merak sardığı şeyler hayli kabarık sayıda olan insanlardan oldum hep. Diyelim ki bildim bileli elimde kalem kağıt. Önceleri, öğrenciliğim sırasında daha çok resim yapardım, yazmaktan ziyade. Ressam olmamı bekleyen çoktu, bir ben dışında. Ufak ufak da yazardım. Bugünkü yazdıklarımdan değil. Öykü hiç yazmamıştım. Yazar olmamı, yarışlara katılıp dereceler almamı bekleyen hiç yoktu o yıllarda. Ben dahil.


Bir gün, o sıralar Aksaray'a çok yakın bir köyde öğretmen olan teyzem bizdeydi. Ankara'da. Benim henüz tamamlamış olduğum karakalem bir ATATÜRK resim çalışmam da masada öylece duruyor.


Konu resme gelince teyzem "sınıfında çerçeveli bir ATATÜRK resmi bulunmadığını" söyledi. Yaptığım resmi sınıfında görmeyi istedi. Benden istenmiş en anlamlı istek odur belki de şimdiye dek duyduğum.

O resim, ATATÜRK tablosu olarak Aksaray'daki bir köy okulunun bir sınıfına asıldı.

Böyle bir gururu yaşadığımı yazmadan geçemedim bugün.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
Paylaş :

9 Kasım 2020 Pazartesi

Ankara'nın denizi yok; ama....

Mavinin eşsiz olanı, gökyüzünden suyun dalgasına ona gıpta edilen mavi Ankara'da...

"Boz Beyaz Çapa: Ankara" adlı çalışmam;


https://acemidemirci.blogspot.com/2020/03/boz-beyaz-capa-ankara.html

linkinde.


Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
Paylaş :

4 Kasım 2020 Çarşamba

 "Ihlamur Ağacı Altındaki Kırmızı Gözler" adlı çalışmama,


http://www.kadinhaberleri.com/ihlamur-agaci-altindaki-kirmizi-gozler-makale,1190.html


linkinden ulaşılabilir.



Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acei Demirci), 4.11.2020

Paylaş :

27 Ekim 2020 Salı

İlk duyuru

Çok uzun zamandır yazılarımın pek çoğunu önce orada yayınlandıktan sonra bir kez de, biraz da arşiv amaçlı olarak - belge nitelikli yani- kendi sitemde, acemidemirci.blogspot.com adresinde, sırf kendi çektiğim kareler ile yayınladığım ve hep güzelliklerle ile hatırlayıp, teşekkür edeceğim internet gazetesi www.kadinhaberleri.com artık yayın hayatında olmayacağından yazılarımı şimdilik yalnızca bu sayfada, blogumda paylaşacağım.


Tam da artık kitaplarımı çıkartmak üzere hareketlenmişken ortaya ansızın düşüveren pandemi kargaşasında  kitap çıkarmak çabama ara vermiştim. Bu  ötelemenin ne kadar uzunlukta bir süre tutacağını henüz bilemiyorum; ama çok da uzun olmayacak sanırım benim için. Belki bahara. 


Kitap fuarları da içinde bulunduğum şu anki koşullar  nedeni ile benim için  kolay olmayacağından ötelemekte  tereddütüm olmamıştı hiç. Çünkü bir kitap yazıyorsanız okuyucu ile yüz yüze olabilmenin, sesli iletişim ve çok değerli okurların görüşlerini dinlemek, sizi daha iyiye itekletecek teşvikleri edinebilmek için  kitap fuarlarına katılabilmenin ilk koşul olduğunu biliyorum.  Okur ve yazar  iletişimine  verdiğim önem, bu saygıyı zorunlu kılıyor.


Daha önce iki öyküm, yurtdışında yayımlanan iki kitapta yer almıştı. Ancak sırf kendi çalışmalarımdan oluşan kitapları hep ötelemiştim. Birkaç düzineden fazla kitap olacak çalışmalarım artık cilt haline gelmeye çok yakın. Pandemi sürecinde askıya alınmış bir proje şu an.


En kısa zamanda buradan ya da yazdığım kapanmış sayfalardan benim yazılarımı takip eden tüm çok değerli okurlarımı, yazılarımı okumamış  ya da okumayanları haberdar edene kadar  ilk kitap heyecanını taşıyor olacağım.


Saygı ile.

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 27.10.2020, 11:26

Paylaş :

19 Ekim 2020 Pazartesi

 Bunca işsiz genç ve onca atıl toprak varken neden gençler işsiz; neden toprak işlenmiyoru yazdım

“İşsiz Gençler Nasıl Kurtulur?” adlı çalışmama;

 http://www.kadinhaberleri.com/issiz-gencler-nasil-kurtulur-makale,1185.html

linkinden ulaşılabilir.

 

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)


Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.10.2020, 13:16

  

Paylaş :

13 Ekim 2020 Salı

 Bir tür çifte standardı anlattığım,

"Kayınvalide Tenzile" adlı çalışmama;

http://www.kadinhaberleri.com/kayinvalide-tenzile-makale,1180.html


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim. 

(Her hakkı saklıdır)


Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.10.2020


Paylaş :

9 Ekim 2020 Cuma

“Homo Homini Lupus; Oysa Tek Kurt muydu, Kurt Olan?”

adlı,   bir bakmışsınız sağlığına kavuşturmak için didindiği hastasının yakınlarının şiddetine uğramış bir bakmışsınız hastasından Covid 19 virüsü kapıp bu nedenle hayatını kaybetmiş tüm doktorlarımıza ve  yakınlarına ithaf ettiğim çalışmam;


https://acemidemirci.blogspot.com/2019/02/homo-homini-lupus-oysa-tek-kurt-muydu.html

linkinde.


 Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)


Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 09.10.2020


Paylaş :

5 Ekim 2020 Pazartesi

Öğrencisinden değiline, iş arayanından yılgınına tüm gençlerimize ithaf ettiğim,

 “Okun Ucu” adlı çalışmama;

http://www.kadinhaberleri.com/okun-ucu-makale,1176.html

linkinden ulaşılabilir.



Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin  YÜKSEL (Acemi Demirci), 05.10.2020

Paylaş :

4 Ekim 2020 Pazar

 

 


Bugün “Dünya Hayvanları Koruma Günü” imiş.

Her ikisi de gerçek yaşanmışlıklar olan öykülerimden “MACİDE” adlı çalışmam,

https://acemidemirci.blogspot.com/2012/08/macide.html

linkinde.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)

Paylaş :

Bugün “Dünya Hayvanları Koruma Günü” imiş.


Her ikisi de gerçek yaşanmışlıklar olan öykülerimden

“Asil bir sadakat öyküsü: Kontes” adlı çalışmam,

https://acemidemirci.blogspot.com/2012/07/asil-bir-sadakat-oykusu-kontes.html

linkinde


Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)

Paylaş :

Takipçiler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci