11 Ocak 2020 Cumartesi

Plastik Sarı Saksıdaki Çiçek


Balkonumdan balkonları görünen çapraz alt kat kiralık dolduğundan beri birkaç hafta geçti geçmemişti ki tutulmuş ev.  Sevimli bir aile tarafından.

*****

Örtüsü sıradan olmayan masalarından balkona meraklı oldukları belli. Tüm günü orada geçiriyor ikiz kızlar ve üniversiteli oğlan. Boşaltılıp bırakılan bardaklar, geceleri bile içeri alınmayan bilgisayarlar ile dopdolu masada yemekler yeniyor, yaş günleri kutlanıyor. Hepsi hepsi de, gözüm siyah masanın üzerindeki çiçekte hep. Yaprakların sıralanışına, biçimine bakılırsa çiçek de saksısı gibi plastik sanırım. Ama, hadi yapma değilse!


Gerçek olabilir mi ki? Diyelim ki gerçek, hiç mi boylanmaz bu çiçek! Sararıp dibine düşmüş tek bir yaprak görmedim daha. Su veriyorlar mı diye kaç kez baktımsa da rastlamadım. Bildiğim hiçbir türe benzemiyor. Kamyonların şoför mahallerini süsleyen plastik güller gibi olmasın! Galiba üzerine ne dökülürse dökülsün kir tutmayan, ütü istemeyen dertsiz masa örtüleri gibi su, bakım istemez dertsiz çiçek üretmiş bir fabrika. Yine de güzel ama! Yaprakları etli ve yemyeşil.
  
Belki de bir ağaççıktır saksıdaki. İkebana bile olabilir. Ah, bir anlayabilseydim gerçek mi, yapma mı, ağaççık mı olduğunu!

****

Evin üniversite üçüncü sınıf öğrencisi oğlu balkonda yine. Tüm gün masada pinekleyen bu çocuk, bir kez olsun başını bilgisayarından kaldırıp saksıya bakmaz bile.  Bitkilere pek meraklı değil besbelli. “Masalarda çiçek olur, öyleyse bizimkinin de bir çiçeği olacaktı” diye düşünüyor olmalı.

Yaz tatilini bilgisayarı başında geçirecek gibi bu çocuk. Elindeki bardağın buğusuna bakılırsa yine buz gibi su içiyor. Ne gördüm ben öyle! Bardağın dibinde kalan suyu sarı saksıya mı döktü oğlan?  Evet evet, plastik sarı saksıya boşalttı. Canlı o zaman bu çiçek! Nasıl olur da tanımam ben bunun türünü! Daha önce hiç bu cinsten görmediğime göre ithal olmalı. Buraların değil, belli. Bahçe malzemeleri satan bir yerden alınmış olduğuna eminim.  


Ah be çocuk! Suyunu döktün, çayını dökmeseydin bari saksıya. Çiçekler çay içmez. Çay bu, sıcaktır. Köke zarar verebilir. Neee! Sigaranı saksıda mı söndürdün! İyi ama kül tablası değil ki o. Sigara ile kendine zarar vermen yetmedi, ona da mı veriyorsun?,

*****

Sabahın erkeninde balkon keyfi bir başka. Çıkmışken sarı saksıya da bakayım. Dibine su döküldüğünde gerçek olduğunu düşünsem de sigara söndürülünce  cayıp plastik galiba dediğim çiçeğin gerçek olup olmadığından hala kuşkudayım.


Yanı başımdan geçerken kanat sesini duyduğum güvercin, siyah balkon masasına kondu. Off, evin kedisi görmesin seni. Tüylerini öyle bir yolar ki her yana uçuşur sonra. Balkonun keyfini sadece ikiz kızlar ve evin oğlu çıkarmıyor. Bir de İran kedileri var. Küskün küskün bakar etrafa. Tüy yumağı. Duman rengi. Adı Duman olmasın? Ben olsam Duman koyardım.


Hemen uç oradan güvercin. Yuvanda seni bekleyen yavruların olduğuna eminim. Ne uçması, saksının dibini eşeliyor güvercin. Demek ki toprak buldu. O zaman saksıdaki sahiden de çiçek!


Hadi güvercin, tez ol artık. Kedi bu, avcılık var doğasında. Sen onun için büyük balıksın. Uç git;  uç uç böceği gibi. Oh, şükür! Kanadının sesini yeniden duydum. O balkonda işin olmasın bir daha. Çiçeği de rahat bırak. Hah işte, kendisi için sinekliğin altına yapılmış kapaktan öyle bir hışımla çıktı ki kedi balkona. Uçmasaydın halin dumandı, duman renkli kedinin dişleri arasında av olmuştun çoktan.  


Sahipleri balkonda yokken onların sandalyelerine oturur bu kedi. Şimdi de masaya sıçrıyor. Plastik saksıyı koklamaya başladı. Güvercinin kokusunu mu aldı acaba? Belki de başı ağrıyordur. Kediler, baş ağrılarını geçirmek için kedi otu ararmış. Aaa, kedi kumu sandı galiba saksıdaki toprağı, eşeliyor şimdi de. Yapma, git! Sahi, nedir bu sarı saksıdaki çiçeğin çektiği. Sahibi çay döker, sigara söndürür; güvercin eşeler; kedi,  kum niyetine kullanır. Bazen de masa çok dolu olunca pencere kenarına bırakılıverir.

****

Birkaç gündür siyah masa bomboş. Kimse gözükmüyor. Kedi de yok ortalıkta. Herhalde yaz tatiline gitti ev halkı. Evet evet, öyle olmalı. Tez gelseler bari.  Güneşin alnında, toprağına içi su dolu küçük bir pet şişe gömülmüş halde ev sahipleri gelene kadar dayanacak anlaşılan çiçek. Hava çok sıcak. Bu su ne kadar idare edebilir ki onu?  

*****

Bir hafta oldu. Sahipleri  hala dönmedi tatilden. Sararıyor çiçek.

*****

Bu ikinci hafta. Tüm gün güneşin altında kavrulmaktaki dallarda tek tük yeşil yaprak kaldı. Tam yeşil de denmez ya… Pet şişe de boşalmış. Solma, e mi! Sen çok farklısın.

*****

Yirmi güne yaklaştı, dayanıyor. Aaa, sanki televizyon  ışığı gibi bir şey gördüm. Oh, dönmüş ev sahipleri. Rastlarsam su vermelerini söyleyeceğim hemen. Kurumamış olsaydı bari.

*****

Artık saksısı gibi çiçek… Sapsarı. Ama uçlarında bir değişiklik var sanki. Nee! Uçları eflatun, mor arası renkte çiçeklenmiş. Lavantayı andırıyor. Yaprakları solgun ama. Sakın bir şey olmasa ona…

*****

Masanın üzeri boş bu sabah. Sarı saksı yok. Cinsini bilemediğim o güzel çiçek, açıp  son bir güzellik yaptıktan sonra öldü anlaşılan. Bir çiçek için bunca üzüntü… Duyuyorum. Hem de çok!
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL, 12.11.2018, Ankara

Paylaş :

10 Ocak 2020 Cuma

Büyük baştankaranın zoraki pozu


Son gün -ki tarihte dördüncü; ama orada bulunmuşlukta üç çeyrek gibi-, hava azıcık açınca o kadar fıstık çamı, okaliptüs, mandalina, portakal, zeytin, kumkuat ağacı ve süs çalıları, bitkileri arasında bilmem kaç dönümlük yok, hektarlık çevre içinde gezerken kuşlarda tabii ki gözüm. Onları kimseler görmez. Benim dışımda. Doğa ve doğal olmadıklarından ben de  diğerlerinin gördüklerini pek görmem..Çünkü kuş, çiçek, ağaç değiller J

Bir çatıdaki kanat çırpışları fark ettim. Hemen havalanacak bir kuştu. İki katlı yapıların çatısında olduğundan cinsi anlaşılıyordu.

Fotoğraf makinem hep elimde. Sorun, çatı kiremitleri üzerindeki huzursuz kuşu ürkütüp kaçırtmadan bir kare olsun çekebilmek. Öyle ki, yaklaştıramadım bile görüntüyü  aceleden.

İkinci kareyi çekerken hareketliydi. Net çıkmadı. Üçüncüsü için deklanşöre bastığımda kadrajda yoktu.

Büyük baştankaranın aşağıya, bana bakışı sırasında çektiğim bu karen  fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.01.2020, 22:22

Paylaş :

8 Ocak 2020 Çarşamba

Kuşların Siyam Kedisi: Arap Bülbülü


Suyun gümbür gümbür gücünün; taşı, nasıl kuma çevirişini anlatırcasına kıyıyı, iskeleyi, dubaları dövüp yutuşunun; su mavisini kuma bulayıp kahvesi fazla sütü az sütlü kahve mi desem, çamur rengimi desem o renge boyayışının seyrine, bu son günkü sabah güneşin ışıması ile  ara verip biraz bina bahçesine çıkabilince  algıda seçicilik kuşları saklandıkları dallarında bulup, kadraja yerleştiriveriyor.

Arap bülbülünü hiç beklemediğim zamanda, hiç ummadığım bir kısıtlı bvakitte üstelik ötüp de yerini belli etmediği esnada , yerde görmek  her kuş resmi çekenin  en çok isteyeceği şeylerden olduğundan beni de çok sevindirdi.

Bu türün bu mevsimde görülebileceğini bilmiyordum.
Bildiğim kadarı ile de çok sık görülmüyor bizde üstelik. Yani demem o ki, zor  bir konuyu, çok kısıtlı bir zamanda, yola çıkmadan yakalamak  müthiş güzel bir şey.

Bu kuşların Siyam kedisi görünümlü mükemmel kuşu görüp, fotoğraflamış olmama, onun da temizliği ile meşgulken ağacın altındaki beni görmesine rağmen temizliğini yarıda bırakıp, kaçmayıp   ara sıra başı  yukarıda pozlarını yakalamama izin vermesini şans  olarak görüyorum.

Bu sabah, dokuz bin metre yükseklikten gidildiğinde Ankara’ya elli dakika süren uzaklıkta çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.01.2020

Paylaş :

Takipçiler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci