25 Ocak 2020 Cumartesi

O her şeyi güzel kentler, Malatya, Elazığ... Çok üzgünüz, çok geçmiş olsun...


2019 Nisan başı Malatya ve Elazığ'da idik.
Tatil amaçlı değil.

Her iki kent de doğası, dağları, havası, eskiden kalma evlerindeki mimari, konukseverlikleri, yemekleri ile olağanüstü güzeldi. Gidip görmeden bilinmiyor hatta önyargıda sınır bile tanınmıyor oralar hakkında.,,

Harput'ta çektim bu kareleri.

Burası artık bir nevi müzeye dönüşmüş, şu an haliyle kullanımda değil de turistik amaçla gezilen tarihi bir hamam.

Yakınlarda restore olmuş. Üstünde de yemek türleri anlatılamayacak zenginlikte bir restoran bulunuyor. Harput manzaralı.


Bizim ekip, hamamı görmek istemiş ve restorandan aşağı inmişliğimiz olmuştu Elazığ'a dönüş için bizi bekleyen minibüse binmeden önce. Birkaç dakika sürdü ancak, tarihi hamamı görmemiz. Çıkınca kısa ama hatırlı bir yokuş var. Onu tırmandığımızda da tam karşıda park alanı ve minibüsümüz.

Bir telaş vardı otoparkta. Sürücümüz hayretle bize baktı, bize fazlasıyla şaşmış gibiydi. Anlayamadık ilkten. Kendisinin yüzü allak bullak.
Meğer biz tarihi hamamı gezerken 5 küsur yanılmıyorsan 5.4'lük bir deprem olmuş. Sıkı sallamış. Hiç hissetmemiştik biz tam hamamı gördüğümüz sırada olan hatırlı depremi. Kimse duymamıştı. Sürücümüz de bu kadar soğukkanlı olup, yokuşu rahatça tırmanmamıza şaşmış.

Yalnızca Ankara’ya dönüşte, çektiğim resimleri bilgisayara yüklerken çok net gördüğüm ve çok net çektiğime emin olduğum pek çok görüntünün sallantılı çıktığını gördüm. Biz değil; ama fotoğraf makinesi fark etmiş demek ki depremi. Meğer o deprem haber vermişmiş galiba...

Çok geçmiş olsun o güzel kentlere. İnsanları konuksever, çarşıları zanaatkarlarla dolu, masa üstleri, ayaküstü atıştırmalıklar ile dolu değil de emek emek her çeşit yemek ile bir kültür olmuş, çorbası, etlisi, tatlısı ile olağanüstü lezzette, mimarisi bulunmaz kentlere. Malatya, Elazığ ve diğer kentlerimize.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.01.2020, 11:08

Paylaş :

24 Ocak 2020 Cuma

Tüyün kömür karasından papatya göbeği sarısına


Başı siyah.
Kömür parçası gibi.
Kuyruk içi sarı. Cart tonlusundan.
Gövdesi pek akıllı uslu renkten.
Kahve köpüğü, deve tüyü sanki.

Denizin feci kabardığı, dalgaların iskeleyi yuttuğu fırtınalı  günlerin geçmesini beklemiş olmalı ki fırtınanın diner gibi olduğu son gün ortaya çıkıp  bir yandan bakım yaparken bir yandan poz verdi.

Arap bülbülünün, 08.01.2020 tarihinde çektiğim bu karesi, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
24.01.2020,22:29

Paylaş :

23 Ocak 2020 Perşembe

Kum Üstü Direkler Arası


Yazın güneşin kavurduğu, kışın fırtınanın eşlikçisi azgın dalgaların tuza bürüdüğü çadır direkleri geometrisi...


08.01.2020 tarihinde çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
23.01.2020

Paylaş :

22 Ocak 2020 Çarşamba


“Aman Tanrım, telefonumda internet var!” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
22.01.2020, 18:21

Paylaş :

20 Ocak 2020 Pazartesi

İçten dışa çalkantının resmini çektim


Topu topu dört günden kısa süren, tatil amaçlı olmayan orada bulunmuşlukta hava hep yağışlı, fırtınalı,  deniz çamurdandı. Dalgalar, iskele yutan.

Hırçınlığın sınırsızlığındaki Akdeniz suları ufka kadar çamurdu, bulanıktı.

İskeleye doğru yürüyen ucu kupür dantel gibi köpüklü iki metreye yakın, belki geçkin dalgalar, iskeleye çarptıkça  iskelenin paslı demirden ayakları kayboluyordu. Ne dayak yedi o birkaç gün boyunca iskele, dalgalardan.

Son gündü. Yani 08.01.2020 günü. Alana gidecek aracın gelmesine daha vardı. Bir Ankaralı olarak çok kıt rastlayacağım bu taşkın doğanın, zapt edilemez suların görüntüsünün dibine gitmek istedim. Otelin sahiline. Oradaki tesisin sundurmasının altına.

Galiba tam da benim gibi  başka bir bozkır çocuğu olmalı birisi, bu ender görüntüyü kaçırmak istememiş, benden daha önce gelip kendini çamurdan dalgaların görüntüsüne, bir hışımlı bir hışımlı korkutucu sesine kaptırmış, açıkta, yağmurun altında sırılsıklam dalmış seyrediyordu.

O an belliydi ki o insan denizle değil; ama dalgalarla özdeşleşmişti. Elim, gözüm fotoğraf çekerken aklım da bu öyküyü yazıyordu Ankara’ya dönmeye az kalmışken.

Islandığının bile farkında olmadan kükreyen dalgaların sesinden başka ses duyamayacak halde, gözü iskeleyi yutan vahşi dalgalardaki kişinin sanki içinin yansıması denizdeydi o an. Deniz sanki onun içinin dışa vurmuş haliydi.

Hep kükremek istese de hep suskun kalmış biri olduğu belli o insanın halinin tercümanıydı sanki deniz. Dalgaları iskeleyi döverek yutan patlamış bulanık denize bakarken içindeki çalkantıyı seyreder gibiydi.

Dalgaları çekmeye gitmiştim, içindeki dalgalanmalarını karşısında bulmuş birini de çekmiş oldum.

Bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.

(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.01.2020, 21:08

Paylaş :

19 Ocak 2020 Pazar

Kar Manzaraları... Ya da; Su, hayatın dörtte üçü!


 Denizler dolusu olsa da tuzlu su içilemez.





İçilirse de daha daha susatacaktır. 






Karaktıracaktır.





Kar, suyun kötü gün için yani suyun kıtlığındaki günler için saklanan hali.





Dağ başlarında, düştükleri barajlarda, bazen dona döndükleri göllerde, nehirlerde suya dönüşecekleri günü beklerken suya benzemezler; ama sudur asılları, özleri...





İnsan küçük dünya imiş.
Dünyanın dörtte üçü su.
İnsanın da.





Toprak bileşimli insanda, toprakta ne varsa aynından var.





Demirinden, bakırından çinkosuna, altınına hatta. Damarlarda.





Dünyanın damarları nehirler.





Nehir demek, su demek.




Su demek başaklarla dolu tarlalar, ağaçlarla dolu  meyveler hasat edilen bahçeler demek.





Su demek, ürünün başlangıcı, tohumun doyurucu taneye, meyveye dönüşebilmesi demek.






Hemen herkes tarafından yaşanacak yer seçiminde merkeze çoklukla ille, olmazsa olmaz, kesinkes  deniz koyulurken deniz, kirliliğin dalda dalga kıyıya vuruş hali anlamına geliyor artık. 





Kötü kokunun, zehirli midyelerin pınarı sayılıyor çoklukla, ne yazık ki. Biz insanların eliyle hem de bu kirlilik. 





Kanalizasyonların açıldığı kapı, elindekini bir çöp kovasına atma alışkanlığı olmayanların -ki nasıl da çoklar, nasıl da hem-,  plastikten araba lastiğine  bulduğunu fırlattığı  acınası durumdaki bir zavallı haline geliyor denizler. 






Su temizler ya; ama temiz su temizler, temizlerken de kendi kirlenir. 






Biz temiz denizleri acımasızca kirletiyoruz. 






Ve denizler kendilerini temizleyemez hale geliyor. Balıkların midelerinden plastikler çıkıyor.





Ne kıyısı, ne artı çığlıklarının karıştığı dalga sesi, ne sumruların gezindiği kumları  ne de Van Gölü gibi iç deniz büyüklüğünde üstelik adası bile olan  gölü olmayan, çoklukla da bozkır bilinen; ama böyle bilenlerin yaşadığı  her yerden mesela İstanbul’dan, İzmir’den, Bursa’dan daha yeşil olan, bu yeşili de el emeği, bilinç ürünü olan Ankara’da deniz olmasa da kar var.

 



Evet, Ankara, zirveleri karla kaplı ulu dağların eteğinde, dağlar, ovalar dolusu karları yazın suya dönüşeceğinden su sıkıntısı ne demek hayatlarında bilmemiş, dağ eteklerinde de kıvrıla kıvrıla diyelim ki bir Fırat’ın aktığı doğu illerimiz kadar olmasa da yine de Ankara’ya kar yağar ara ara.






Kar, su demek. Su da yaşam. 






Su, hayatın dörtte üçü. İnsandan dünyaya değişmez bu oran. Sabit, kati. 






Dünyanın dörtte üçü su, yalnızca diğer kalanı kara malum.






Hava durumlarında hiç bahsedilmeyen, yabancı hava kanallarındaki haritalarda da bulutlu olarak verilen bir durum, aslında sıkı bir kar yağışı olarak görüldü bu sabah.






Saat 07:00’de en az beş ama muhtemelen on santim kar tutmuş haldeydi dışarılar.





Sabah saat yedide, çatılar, ağaçlar, çamlar, yerler kar beyazını sıkı sıkı tutmuş haldeydi. 





Bu sabah, hafta sonuna denk geldiği için arabasını temizleyen yalnızca birkaç kişi vardı. 






Arabaların üstü kardan branda ile örtülü idi.





Saat yedide hava karanlıkken saat dokuzda haliyle gün çoktan ışımış ve göz gözü görür hale geliyor. Ve gün ışığında karın “Elif, Elif” diye tozuşu tam resimlik.




Kar hep yağsın kışları. 




Yerler kristal gibi yanıp sönen kar taneciklerinden kalın bir atlas örtünsün de gecenin siyah atlasına zıtlık oluştursun. 





Tezatın güzelliği çıksın ortaya böylece. Dallar karla kaplansın. 



Mazısından, köknarında, karaçamına yeşil ibreler,  suyun başka hali olan yumuşak tozlarla,  kar taneleriyle yüklensin. 




Tepe silsilesi, kireçli toprak nedeniyle hep göründüğü bozkır bozundan kar bozuna dönüşsün. Ağaçların kökleri  derinlerde güvende olsun, yaza nasıl olsa eriyecek kar suyu ile hayat bulacakları için.
 



Kar varsa, o şehir  yaşanır yer.




Kar yağan şehirlerin, köylerin değerini bilmek, hayatta kalabilmek demek belki de.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 

19.01.2020, 09:34



Not: Resim sıralaması, çekiliş sıralamasıdır. Gün ağardıkça, karın da ışıltısı ek  ve destek olarak güne karıştıkça pus daha az hissedilir oldu görüntülerde.

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci