1 Şubat 2020 Cumartesi

Sebzeci kadın, eşeği ve sebze küfeleri


Tarlası, bahçesi yoktu. Devletten kiralardı  birkaç dönüm, sonra da ekerdi.

Yazın hasat ettiklerini, domates, salata, bamya, kabak, fasulye, patlıcan, salatalık, biber en çok da kavun ne varsa eşeğine yükler, site site gezip satardı.

Birkaç yıl evvel bana ille “bunu çekeyim” diye bir karpuz sattı. Çekeyim yani tartayım demek istiyor.

O karpuz meğer çocukluğumun  çekirdekleri iri taneli olan genetiksiz karpuzlarındanmış.
Kesince arkasından ettiğim teşekkürleri duymadı tabii.

Yolunu gözlerdi herkes.

Bazen  başka sitelerde bitirirdi mesela az hasat ettiklerini, o zaman sitemlere cevap yetiştirirdi bir yandan terazide sebze, kavun tartarken, bir yandan para üstü sayıp bir yandan para alır öte yandan da eşeğinin bahçelere dadanmaması için çırpınırken..

Eşeği hep yorgun, kendisi pek gayretli idi. Ailecek bu sebze satışından geçiniyorlardı.

Sonra, artık kiralanamaz oldu yıllarca ekip biçtiği yerler.
Geride bu pozları kaldı.

Karnını, doyurduğu karınlar ile doyuran sebzeci kadın ve hem makilikleri birlikte aştığı yol arkadaşı hem de sebzelerin taşıyıcısı eşeğinin Eylül 2014 tarihinde çektiğim fotoğraf karesi, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 01.02.2020

Paylaş :


‘Tost Olan Ekmek Dilimleri Arasındaki Peynir Gibi” adlı çalışmama;



linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 01.02.2020

Paylaş :

30 Ocak 2020 Perşembe

Gerçek kaleydeskopu yakaladım.

Sabahtan beri ıslatarak yağan yağmur akşamleyin kara dönüştü.
Lapa lapa.
Çekimlik.

Hep daha önce  çektiklerimin dışında, farklı bir kare olsun isterim son çektiklerimin ol git.
Bahçe aydınlatmasının globunun, lambanın üstüne düşen, üzerinden lapa lapa uçuşan kar taneleri, soğuk kelebek kanatları gibiydi.
Gece saatinde, ışıl ışıl lamba üzerinde kanat çırpan kar kanatlı kelebekler gibiydiler.

Ya da…
Ya da gerçek bir kaleydeskopa bakmak gibiydi bahçe lambası üzerinden uçuşan kelebeğimsi kar tanelerini izlemek.
Oyuncaktan da değil.
Ters çevrilmeye hiç gereksinim duymayan.

Ankara’da kar yağarken gerçek bir kaleydeskop görüntüsünü çektim ve şimdi de paylaşıyorum.
(Her hakkı saklıdır)
Not: Media Player ile açmak daha uygun.

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci9, 30.01.2020, 20:29

Paylaş :

Aman Tanrım, Telefonumda İnternet Var!


 Aman Tanrım! İnternet elde gezmek! Sonunda benim de başımda! Sonunda benim de telefonum internetli! Bir ağır yük ki bu… Zaman kaplayıcı, oyalayıcı. Gözleri dünyadan uzaklaştırıp,  küçücük ekrana mahkûm eden doğal olmayan afet gibi. Üstelik cepte. Hep seninle.

Bunca yıl telefonuna internet yükletmekten kaç. Ta ki konu servise gelip dayanana kadar.

“Ankara’da kar yağıyor mu?” dedirtecek kadar Ankara’nın merkezine uzak semtimizden işe servisle gideriz. Uzak mesafe, zaman öğüten değirmen gibidir.  Yirmi dört saatlik bir günün size kalan anlarının kemirgeni demektir.

Servis sürücüleri, hep bir sonraki servislerine yetişme gayretinde olduğundan bizimki gibi uzun ve zorlu güzergâhlarda bir haftayı bulmaz sürücü değişir.
 
Aralık, Ocak aylarının kapkara sabahlarında yeni kaptanın beni fark edebilmesi için elimdeki cep fenerini yere tutarım. Yoldaki sürücülerin gözlerine gözlerine değil de.  Sabahların aydınlık olduğu zamanlarda da yeni kaptanlar ilk durağı kolayca  seçebilsin diye büyükceme  nar çiçeği çanta kullanırım.

O Cuma, artık fazlasıyla kalabalıklaşan servisimiz iki ayrı servise bölündüğünden ilk kez yeni servise bindim. Ama Pazartesi’den itibaren üç gün Ankara dışında olacağımdan sabahları servise binemeyecektim. İlk duraktan binen olarak yeni kaptanlara güzergâhı ben anlatırım.

Pazartesi günü yola çıkarak hem konaklayacağımız  hem de Salı ve Çarşamba günleri orada bir seminere katılacağımız otele yerleştik. Salı akşamı saat sekiz gibi yemekten sonra odama çıkıp televizyonu seyre koyulmuştum ki telefonum çaldı. Arayan numarayı tanımadığımdan ilkten bakmadım. Ancak  akşam saatlerinde arayan yabancı numaralar çoklukla yeni servis şoförünün ilk durağı aramasıdır.  Bu ihtimal nedeniyle bir sonraki arayışında açtım.  Yanılmamışım. Arayan yeni kaptan imiş. Bozuk diksiyonları zor da olsa  karine ile anlarım; ama bu kez karşımdakini anlamak oldukça zordu. Ne söylediyse tekrarlattım. Ankara’da olmasam da  taa kaç kilometre ötelerden bana düştü anlatmak; servis güzergâhını, durakları. Sonra da ikinci duraktan binen arkadaşın  telefonunu verdim.

Çok geçmeden ikinci duraktan binen arkadaş aradı beni. Raporlu imiş. Bu kez üçüncü duraktan binen arkadaşı aradım. Cevap vermedi. Yeniden yeniden aradım. Geri de dönmedi. Servis kaptanını aradım bu defa da.  

Öyle bir konuşuyor ki anlamak mümkünsüz. Bir de pat küt lafımı kesmeler. İki saate yakındır konuştuğumdan şarjı azalmış telefonumu şarja takmış halde Ankara’daki  arkadaşlarımın sabah servise binebilmeleri için didinip duruyordum. Ve  hala bir sonuç alamamıştım.

İkinci duraktan binen arkadaşı aradım yeniden. “Sen raporlusun, üçüncü duraktaki arkadaş cevap vermiyor, geri dönmüyor” dedim. Raporlu arkadaşımız kendi durağından binen diğer arkadaşımızı aradı. O da  arabası ile gelecekmiş, servise binmeyecekmiş sabahleyin. Yeniden kaptanı arayıp, o sabah durakta olmayacağımdan sanki izci kampında gibi, sanki dağdan dağa haberleşen Kızılderililer’in ateşi gibi el feneri ile yer bildiriminde bulunamayacağım için karanlık sabahta  duraktakileri seçmesi zor olacağından geçip gitmesin diye yolu  tekrar tekrar tarif ettim. Bilinmeyecek, anlaşılmayacak bir yol da değil. Dümdüz gelecek. Bu arada saat gece onu geçmişti.
*****

Ankara’ya dönüşte o sabah servise bineceğimi haber vermek için kaptana telefon açtım. “Tamam tamam” diye geçiştirdi. Durağı fark edebilmesi için yanımda taşıdığım el fenerime dikkat etmesini  defalarca söyledim.

El feneri işe yaradı.  Bir minibüs, yanaşıp durdu. Hemen ardından bir başka minibüs daha. Koskoca yolda, sabahın bu saatinde trafik henüz yoğunlaşmamışken neden ikincisi de durmuştu ki!

Konuşmasını anlamak için kulağın o sese senelerdir alışkın olması gereken kaptan,  yıkık dökük bir halde indi. Arkasına dönüp gerideki minibüsten inen kişiyi göstererek bir şeyler söyledi. Anlamadım. Neyse ki ikinci minibüsten inen “abla,  servise artık ben geleceğim.” deyince durumu kavradım. Cuma’dan Pazartesiye  bu kaçıncı servis şoförü idi değişen.

Sık sık bu durumla karşılaştığımızdan serviste, yol boyunca “acaba bir vatsap grubumuz olsa  iletişim kurmak daha mı kolay ve kestirmeden olurdu” diye konuştuk. Öyle olacağı apaçık ortadaydı da gel gör ki ilk durak olarak benim telefonum internetsizdi. Telefonumda internet hiç istemediğim bir şeydi;  ama koşullar hep kaçtığım internetli telefonu zorunlu hale getirmişti sonunda.
*****
Hafta sonu, ayaklarım geri geri gitse de telefonuma  internet yükletmek için yakındaki AVM’ye gittik. Bir çalışandan vatsabı birlikte yüklememizi istedim. Bir saati hayli geçkin zamandır telefonuma vatsap yüklenemiyordu. Bir ileti adresi yüklenmesi gerekiyormuş. Parola sıkıntıları doğdu. Büyük harf, küçük harf, rakam, imla işareti derken kaç kez parola değişti. Aslında mutluydum, telefonum da benim gibi vatsap matsap istemediği için kendisinde.

Bir noktaya kadar vatsap yüklense de işlemin yarısında istediği parolamı yazıp ileri okuna basınca hiçbir ilerleme görülmüyordu. Yükleme tam o noktada kalakalıyordu. Kilitlenmiş gibi. Artık internet yüklü; ama vatsabın yüklenemediği telefonumla bir buçuk saattir uğraşan görevli daha fazla yardımcı olamayınca Kızılay’da bir teknik servise gitmemizi salık verdi. Üfff… Başa iş bu.

Artık telefonum internetli olmasına  rağmen hiç mutlu değildim bundan. Hatta fena halde canım sıkkındı. Aklım da serçe  parmağımda. Bilgisayar  klavyesinin kaçta kaçı olan bir ekranda serçe parmağın bilmem kaç mikronda biri ile harflere değerek yazmak gibi bir cambazlık... Hadi bir de elinden telefonu düşmeyenlere dönüşürsem ya! Kitap sayfası çevirmeyen, gazete katlamayan, ağaç budamayan, bir el işi yapmayıp, resim çizmeyip, hobisinde kullanmadığı parmakları ha bire ekranda gezinenlere  dönüşürsem hadi! Aman Allahım! Ne korkunç! Ciddi ciddi kokuyorum ben telefon internetinden. Gördün mü bak! Hep kaçtığın şey başına geldi!

Dışarıdan eve döner dönmez ellerimi yıkarım. Banyonun ışığını açmalıyım önce. Aaa, o da ne! Ben ışığı hep işaret parmağımla açarken bu kez serçe parmağımın  yanı ile bastım elektrik düğmesine. Açma ve kapama  işlevli yan yana iki parçadan oluşan elektrik düğmesini iri, devasa klavye  tuşları gibi algıladım

 
demek ki. Allahım! Korktuğum şey buydu işte. Yoksa daha telefonuma internet yüklenir yüklenmez ben  de gözleri, elleri, akılları telefon ekranlarında olanlara mı benzedim! Bu tasalardan ne kadar uzaktın telefonun internetsizken…
*****
Vatsap yüklemesinin parolada tıkanıp kalması da bahane olunca bir an telefonumu pencereden fırlatıp fırlatmamayı düşünürken telefon teknik servisine gitmek için hazırlanıyordum ertesi gün.

Kızılay uzak olduğundan gittiğimiz yakın bir AVM’deki teknik servis, bir saati aşkın uğraşıp, güncellemeleri yapacak bir yazılımı telefonuma yükledikten sonra vatsap tıkır tıkır yüklendi. O yüklenirken benim  de içime dertler yüklendi internetli bir telefon sahibi olarak. Artık vatsap da olduğuna göre telefonumda, onu pencereden fırlatıp atacak sebebim kalmamıştı çünkü…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci).  13.01.2020

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci