21 Mart 2020 Cumartesi

Dört yıl önce eteklerini, bu yıl tamamını saklayamasa da saklambaç oynarcasına kendini gösteren Ağrı Dağı


Dört yıl önceki gibi yarısını değil tamamını  üstelik de başında bulutu ile görebildiğim Ağrı Dağı, Ağrı kentinden tam olarak görünemezken  en yakın ve belirgin göründüğü konum olan Iğdır’da,  en üst kattaki otel odasının  balkonundan böyle görünüyordu.

Nasıl görünüyorsa öyle de çektim tabii.

12.03.2020 tarihinde, Iğdır’da çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.03.2020

Paylaş :

Bugün...

Bugün, MİRAÇ KANDİLİ.
Kutlu olsun.

2020 yılının birbiri ardına getirdiği hepsi de bir öncekinden acı şehit haberlerinden depremine, korona virüs salgınına bir ortamda;
bu salgından ve geri kalan yürek yakan, iç acıtan her şeyden en yakın, en kısa zamanda arınmış ve geride bırakmış olarak Miraç Kandilini kutlamayı ve nicelerine dualarımız kabul olarak ulaşmayı dilerken,

Bugün, TÜRKLER'in NEVRUZ BAYRAMI.
Kutlu olsun.

Bugün, yeri doldurulamayacak ozanımız Aşık Veysel'i anacağımız gün.
Mekanı cennet olsun. Saygı ile...
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.03.2020
Paylaş :

20 Mart 2020 Cuma

İpeksi Dökülüşlü Gri Tüyden Bir Tablonun Karşısında


Üç gün her gece hem de saat gece yarısı üç demeden, iki demeden durmaksızın çıkardıkları seslerini dinlerken onları farklı öten leylekler  sanmıştım ilkten.

 Bu seslerin sahibi, yuvaları tam karşımda olan leylekler değilmiş meğer. Leylekten daha iri, nefis dökülüşteki ipek tüyleri ile  nasıl gri bir zarafette,  başlarının üstünde uçuşan iki tel siyah tüy ile nasıl da süslü ve seyri doyumsuz kuşların  leylekler değil de gri balıkçıllar olduğunu  anlamakta geç kalmış olsam da bunun için “ne yazık!” demeyeceğim, “çok şükür ki son gün de olsa fark edebildim” diyeceğim. Ya fark etmeseydim! O zaman bu görüntüler ne görülebilecek ne de kaydedilebilecekti…

Bu yüzden  çekimlerim de  haliyle son gün. Zaten başka gün yoktu. Şanslı hissettim kendimi görmek ve çekebilmek ayrıcalığına ulaştığım için bu anlatılamaz güzellikteki bulunmaz kuşları.

Her zaman olduğu gibi kaşla göz arasında, en uygun çekim konumuna konuşlanarak değil, en güzel açıyı araştıracak vakit ne gezer, yine hep ekibin en arkasında kalarak, sonra da yetişerek, alelacele çektiğim kareler arsında gri balıkçıllara ait karelerim de kimi videolarım da.  14 Mart 2020 tarihinde çektiğim bu video da öğle yemeğinde  bozbaş aşı yemeyip, salata ve yoğurtla  geçiştirmeye razı olup, bu yemeğin hazırlanma sürecinde çektiğim ve  hazine gibi gördüğüm amatör  bu çekimlerim, amatör fotoğrafçılığıma elbette kaçınılmaz olarak ulanması şaşırtmayacak amatör belgeselciliğimin örneklerinden olarak bana gurur ve mutluluk veriyor.

Gri balıkçılların koloni halinde yaşadığı Iğdır’daki o ağaç. Balıkçıllar, yuvaları, kuluçlada yatan anne balıkçıllar, gözcü balıkçıl. Hepsi bir ağaçta, bu videoda…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.03.2020

Paylaş :

Ulu dağlar arasında, rüzgarın şarkısına doğru dönmüş kadın


Yüksek dağlar arasında, karın hala kalkmadığı ve epeyce de dağın tepesinden bayırlarına kalacağı belli bu yüzden de bereketli ve nehrinden çayına kıvrım kıvrım çağıldayarak akan, balıkları lezzetli suların el değmemiş güzellikteki ikliminde, şahinlerin uçuştuğu alabildiğine uzanan göz alınamaz güzellikteki dağlık doğanın bağrında, koyu kahverengi tüylü koyun sürülerinin bejli, kahverenkli ebruli bir yumak gibi topluca otladığı bir vadiye dik inen yamaçta, taş bir duvarın önünde dinelmiş, hem de nasıl üşütücü rüzgarda kazağının üzerine yeleği, yeleğinin üzerine hırkası, hırkasının üzerine sağ mıdır yoksa göçmüş mü bilemediğim muhtemelen kocasının ceketini geçirip, yüzünü gözünü soğuktan korurken rüzgarda eteğinin uçları dalgalanan kadının uzaktan koyun sürüsünü seyri.


13 Mart 2020 tarihinde, Doğu Beyazıt, İshak Paşa Sarayı'ndan ilerilere bakarken çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.03.2020

Paylaş :

18 Mart 2020 Çarşamba

1915'den 2020'ye... 18 Mart Zaferi, Destanı


10 Mart 2020 tarihinde Çıldır Gölü, Kars’ta çektiğim bu kareyi bugün fotoğraf gruplarım ve blogumda yayınlarken,


18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi ile destan yazan onbeşliklerimize, mezun değil şehit olmuş liselilerimize, tayınları üzüm hoşafı ve bir dilim ekmek olan tüm Mehmetçiklerimize, Şehitlerimize, Seyit Onbaşı'ya, Gazi olmuşlarımıza, Çanakkale Gazisi büyük amcamız Çapan Acır'a, Kurtuluş Savaşı Gazisi ve subayı Ziya dedeme ve Mustafa Kemal ATATÜRK'e saygı ve minnetle.

(Her Hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 18.03.2020

Paylaş :

15 Mart 2020 Pazar

Bir virüs ki...


Corona virüs yalnızca hasta etmekle kalmayıp trajik bir   gülüş ile de güldürüyormuş meğer!

Dün, önce Iğdır havalimanı, iki saat sonra İstanbul ve ardından Ankara’ya varışta Esenboğa havalimanında gözle görülemeyen coronanın apaçık göz önündeki varlığı bazen hem de nasıl güldürücü, güldürürkende düşündürücü bir  haldeydi.

Öncelikle aynı gün saat 16:00’dan saat 21:00’e kadar üç havalimanında da kimselerin yakınından geçmeyen hatta kimse ile konuşmamak için bir çay dahi almaktan kaçınan sessiz insanların corona korkusu yüzlerinde ve ellerinde belirginleşmişti. Tuhaf ve mantığa meydan okurcasına bir tarzda...  

Havalimanlarındaki yolcuların pek çoğu maskeliydi. Çoğunun da oturdukları koltuklarının yanında, önlerinde bulunan valizlerinin üzerine bırakıverdikleri küçük  şişelerde, mavi renkli sıvı dezenfektan bulunuyordu. Oysa biz ne Kars’ta ne de Iğdır’da bulamamıştık onlardan; ne nöbetçisine kadar eczanelerde ne de marketlerde. Hatta hareketten önce Ankara’da da.

Maske takmak, olağan bir tedbir olarak algılanıyor. Bunda bir aykırılık yok. Ancak…

Yolculardan kimisinin maskesi var; ama maske ağızve burun kapatmak için değil, çenesinde. Maskesi var yüzünde; ama ağzı, burnu açık. Ya da sandviç servisi vaktinde sandviçleri yiyebilmek için sanki corona virüs öğle tatiline çıkmışcasına rahatlığa bürünülüp maskeler çıkarılıveriyor. Galiba corona, yemek yiyenlere pek saygılı. Öyle ki haliyle maskesiz kalacak olan sandviçlerini  yemekte olanlara virüs filan bulaşmaz bulaşmıyor sanılıyor sanki.

Kimisi de bildik, hep gördüğümüz beyaz maskelerden bulamamış belli ki. Belli, çünkü kovboy filmlerinin kovboylarının boynunda ancak tek düğümle bağlanan minik fularlarca bir fular ile burun ve ağızlarını kapatmışlar. Gözler açıkta tabii.

Kimi yolcular plastik eldivenli. Eldivenlerin bazısı şeffaf, elleri boğar gibi dar olanlar var; ellerden düşecek gibi büyük kaçmışlar var; eldivenler renkli bazen. Siyah, mavi, beyaz, şeffaf.

Eldiven takmak da  bir önlem. Onda da yadsınacak bir şey yok. Ancak…

Islak alanları  nasıl kullandığımız ortada. Ortalığı kağıt yığınları, su birikintileri ve kir içinde bırakmaktan başka  coronaya karşı tek kullanımlık, kullan atlık  köfte eldivenleri geçirilmiş elini aslında eldivenini yıkayıp,  sonra da plastik eldiveni el kurutma makinesi altına tutmak…  Nasıl bir algı bu? Bas bas bağırıyor herkes ellerinizi yıkayın diye, eldivenleriniz yıkayın diye değil... El ile eldiveni eş tutmak! Nasıl bir algı bu böyle?

Musluğun altında, akan suda el yerine ele geçirilmiş eldiven iyice sabunlanıp yıkandıktan sonra kurutma makinesi altına tutulsa da damla damla sular hala yere danlıyor. Kurumuyor eldiven tabii. Eldiven içindeki el de kirleniyordur mutlaka saatler  içinde; ama sabun ve suya el değmiyor, üzerindeki eldiveni yıkamak kafi görülüyor. Ki bu corono covit 19 virüsünün  panzehirlerinden biri de su ve sabun. El temizliği anlaşılan eldiven temizliği ile  sınırlanmış. Eldiven sanki elin derisi gibi ovularak yıkanıyor da içindeki el hiç su sabun görmüyor. 

Kimse öksürüken, hapşırırken dirseğinin içine gömmüyor başını. Başkalarını korumak demek malum, bu hareket. Ama kendi ağzında maske, elinde eldiven var ve kendini korunuyor ya... Hapşırırken maskeler  çeneye iniyor tabii ki. Virüs taşınıyorsa eğer, havaya saçılarak hapşırılıyor. 

Kolonyaya ne kadar kötü davranmışlar var belki aramızda, kokusuna filan. Herkesin cebinde cep telefonu gibi taşıdığı kolonya şişeleri vardı yolculuk boyu. Küçük. Öyle tam donanımlı yolcular idiler ki çoğu… Çok savunmasız kaldık yanlarında.

Hele bir ana baba vardı ki… Baktım… Baktım…

Kadın, bir özenle geçirmiş maskeyi yüzüne. Burnunu iyice kapatmış maskesi. Virüs giremesin diye. Kocası da öyle. Kendilerini garantiye almışlar. Kucaklarında bir bebe. Daha bir yaşında var ya da yok. Onda ne maske var ne eldiven. Anneye babaya virüs geçmez ise demek ki bebeğe de geçmez sanıyorlar. Yavrucak herkese abanıyor, değiyor. Gel de gülme. Ama acısından gülüş  ile elbet.

Yolculuk boyunca aksıran mı ararsın öksüren mi. Kimse de sormadı onlara "sizin ateşiniz var mı; titremeniz var mı?” diye.

Bu arada koridorlarda oturanlardan sohbete başlayanlar corona virüs diye bir şey olmadığını, böyle söylemlerin belli amaçlar için çıkarıldığını skonuşurken yanlarındaki eldivenli, maskeli yolculara bakıp kaşla, gözle alay edip kıs kıs gülüyorlardı.

Ben de hangisine daha çok gülsem bilemediğimden kara kara düşünüyordum.

Haa, ben bunları aklıma yazarken onlar da galiba bana "ne tedbirsiz! Ne maskesi var ne eldiveni" demişlerdir.

Daha çok var maske ve kullan atlık eldivenler ile geçen yoldaki saatlerimize  ait  yazacaklarım; ama bu kadarı bile kafi; ciddiyetin neresinde olduğumuzu anlamaya.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL /Acemi Demirci), 15.03.2020


Paylaş :

Uçuşan gri tüyler ve baştaki iki siyah telin tablosal güzelliği


Hep belgesellerin olağanüstü güzelliği idi.

  
Göz onu ancak televizyonlardaki belgesel saatinde görülebilirdi.

Sesi duyulmaz, ama  onlara yakılan türküleri her sesten dinlemek mümkündü.

O, kuşların  renklisi, süslüsü ama sadesi, ama en güzellerindendi.


Gri tüylü, kocaman sürmeli gözleri üzerinde başında iki tüyden telli, türkülerde uzaklara uçan  erişilmez bir güzellik, meğer sesi duyulacak kadar da yakınmış.

Iğdır, gördükten sonra nasıl bunca sahipken nasıl da kimsenin bunun farkında bile olmadığı bir hazine kent dedirten bir yer. Üç sınır kapılı bu kentte,  doğa Kafkas  zenginliğinin açık sandığı gibi.

Bu fotoğrafı çektiğim noktayı tamı tamına yazamam. Doğayı seven ve doğada en fazla rastlanan canlısına kadar korumayı  bile  kendisinin görevi bellemiş herkes bunu kolayca anlayacak ve hatta içten içe sevinip teşekkür edenler bile çıkacaktır. Kaldı ki böylesi tabloların konusu  zarif, güzelliği tanımsız nesli tükenmekteki kuşlar, canlılar.


Önce geceleri seslerini duyup, "leylekler farklı öter olmuş" dedirttikten sonra son günün sabahı, erkenden, puslu havada uçan leylek sanıp bakınca fark etiğim muhteşem sürpriz;
gri balıkçıl kuşu.

Dün, 14.03.2020 tarihinde, Iğdır’da, sabahın erkeninde, altısında, puslu ve yağmurlu bulanık havada çektiğim bu karem fotoğraf gruplarım ve blogumda.
 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 15.03.2020

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci